• Hiç kuşkusuz, bu okumalardan çıkardığım ilk sonucu –bu okumalardan bizde kalan şey, özellikle bizim bu kitapları okuduğumuz yerlerin ve günlerin imgesidir–, yaptığım açıklamanın uzunluğu ve niteliğiyle fazlasıyla kanıtladım. Bu imgenin büyüsünden kaçamadım: Okumadan söz etmek isterken, kitaplardan başka her şeyden söz ettim, çünkü okumalarım sırasında benimle konuşanlar kitaplar değildi. Ama belki okumaların bende birbiri ardına bıraktığı hatıralar benim okurumda da uyanacaktır, _bu çiçekli ve sapa yollarda zaman kaybetse de okuma adı verilen özgün psikolojik edim, zihinde yavaş yavaş yeniden yaratılacak_ ve böylece benim belirtmem gereken kimi düşünceleri şimdi kendine aitmişgibi izleyebilecek güce sahip olacaktır.
  • #KitapYorumu
    #BayramRecber
    #AyrılıkDaSevdadandır

    Rüzgar adında bir genç babasının işi nedeniyle İstanbul'a Sultanahmet'teki Hanzadeler Sokağına ailesiyle taşınır.Adı yazıldığı gibi Rüzgar'dır.Yapılan bir hata nedeniyle inceltme işareti eksiktir ve bu durum okul hayatında hep alay konusu olmuştur.Okuldaki arkadaşlarının taktığı mahlasla ismi olmuştur Şapkasız Rüzgar.Mahalledeki esnaflarla,komşularla aile gibi olmuşlardır.Taki onu görene kadar.Karşı apartmana güzeller güzeli bir kız taşınır.Adı Aslı'dır.Balkonda o saniyelik görmeyle içi kıpır kıpır olur.Ertesi gün ise onun sınıf arkadaşı olduğunu öğrenir.Tabi öğrendiği başka bir şey daha vardır.O da Aslı'nın yürüme engelli olduğudur.Gel zaman git zaman derken çok samimi olurlar ve duygusal anlamda çok bağlanırlar.Tabi bunu farkeden biri daha vardır ki o da annesidir.Birgün Rüzgar annesinden izin istemek için yanına gider fakat annesiyle büyük bir kavga ederler.Sebebi Aslı.Annesi oğlunun Aslı'ya aşık olduğunu anlar ve Aslı'yı engelli olduğu için istemez.Sizce ne olmuştur?O da sizin okumanıza kalsın.Daha neler var neler.Harika bir kitap.Okurken mendillerinizi yanınıza alın.Çok ama çok duygu yüklü bir kitap.Beni bu derece etkileyen sayılı kitaplardan.Yüreğinize,kaleminize sağlık Bayram Recber.
  • ben işçi çocuğuyum evladım
    demiryolu atölyesi işçilerinden
    emekli Şükrü’nün oğluyum
    ekmekle doydu karnım
    ekmekle avutuldum
    ekmekle korkutuldum
    sen sofraya havyar da koysan kuzu kızartması da
    önce ekmeğe varır elim
    çilemin adı benim
    ekmek kavgası

    hiçbir şey istemedim şu dünyadan kendim için
    ne köşk ne araba ne para
    tükürmüşsem içine
    senin tapındığın o sıfatların
    satıyorsam emeğimi yok pahasına
    ben işçi çocuğuyum evladım
    benim davam başka dava

    Yerlerimiz,
    Hasan Hüseyin Korkmazgil
  • Bu coğrafyada yani etrafımızdaki yerlere, tarihin çeşitli dönemlerinden bugüne onlarca belki de yüzlerce gezgin yeni yerler keşfetmek ve ticaret amaçlı gelmiştir. Yakın zamana gelirsek yani bundan 115 sene ve öncesine (çok yakın zaman değil ama, olsun) kimler gelmiş kimler geçmiş bu diyarlardan. Çoğu da dolaştığı bu coğrafyaya ait tuttuğu notları daha sonra ya kendisi ya da başkası kitap haline getirmiştir. Hala dolaşanlar var ve bu hikayeler de çok daha sonraları gün yüzüne çıkar.

    Mark Sykes de onlardan biri. Yani bir gezgin ama aynı zamanda bir diplomat ve bir İngiliz. O da bu coğrafya da tabiri caizse adım atmadığı yer kalmamış birisi. İstanbul'a Abdülhamid zamanında gelmiş onu çok yakından görmüş, batılıların anlattığı portreden çok uzak bir görüntüyle karşılaştığını da belirtiyor.

    Kitap, normal bir okuyucudan çok, tarih, sosyoloji alanlarında okuyan, araştıran kişilere yönelik. Çünkü anlatılan olaylar sadece roman, hikaye okuyan kişiler için sıkıcı gelebilir ama burada bir coğrafya içinde yaşam anlatılıyor. Özellikle tarih, coğrafyaya meraklıysanız, bu coğrafya da dünden bugüne kültür, dil, din, mezhep gibi çeşitli ortak veya farklı şeylerin bir arada olmasının oluşturduğu duygu ya da ayrışmayı görebilirsiniz.

    Bolca isim, şehir adı geçiyor. İyi ki haritalar, eskizler var. O sayede güzergah takip edilebiliyor.

    Kitabın anlatım ya da çevir dili de akıcı, anlaşılır. Öyle kasmadan sadece bazı yerlerde anlaşılmayan kelimeleri hariç tutarsak (ghazu nedir bulamadım?) iyi diyebilirim. Fakat çok sayıda köy, şehir adı geçiyor ve bazıları tam Türkçeye çevrilmemiş.

    Mark Sykes, bir diplomat ama seyyah sıfatıyla bugünün Lübnan, Irak, Suriye ve Türkiye topraklarında dolaşmış, notlar almış ve hikayeler dinlemiş.

    Mark Sykes, bilmediğimiz veya duymadığımız kişiler, yerler, kültürler hakkında kendi zaman diliminden bilgiler aktarılıyor. Kitap, bugün (2018) okunduğunda dünle bir köprü kurmaya yardımcı olabiliyor. 1900'lü yılların başlarında bugünle kıyaslanmayacak kadar imkansızlık içinde seyahate çıkan kişilerin yaşadığı o zorluk hissedilebiliyor. Araç olarak sadece at arabası ile yapılan seyahat ve ona rağmen ondan önceki
    seyyahların gitmeye cesaret edemediği yerlere gitmesi, farklı kültürlerle etkileşim halinde olması bugünden baktığımızda hiç de kolay gözükmüyor. Zaten Sykes de bu durumu belirtiyor. Ama yine de standart bir güzergah ve standart şeyler yazmak yerine biraz da bilinmeyene yolculuk ettiğinden bahsediyor.

    Beyrut'tan 1902 yılında yola çıkan Mark Sykes, tren yolculuğu sırasında, trende yaşadıkları, tren yolculuğu esnasında gördüklerini yüzyılın başından bize anlatıyor. Seyahat niteliğinde, dünün dünyasına bugünden bakmaya çalışıyoruz. Nereden nereye geldiğimizi görmemiz açısında önemli. Kısaca yeni adı 'ortadoğu' olan bu coğrafyada yaşadıklarını anlatıyor.

    Seyyahın ağzıyla anlatıyor, yani resmi bir yazışma diliyle olayları anlatmıyor. Yanlış, kötü, pis, iğrenç bulduğu şeyleri
    olduğu gibi söylemekten çekinmiyor. Zaten doğalı da bu değil mi? Yoksa o dolaşılan yer sadece hayal dünyasında oluşturulan bir düşünceden ibaret olur.

    Belki önyargı ya da değil ama kendisine kahve verilmemesini sapık bir düşünce olarak görmesi (s35), sonra kendisini
    ağırlayan şeyhin yemek davetine icap ettikten sonra kültürler arası farktan kaynaklı sebepler yüzünden önlerine gelen yemeği 'iğrenç' bulması yine önyargı mı yoksa gerçeğin ifade edilmesi mi bunu da bilemeyiz. Sonuçta kendi öznel açıklamalarını okuyoruz.

    Mark Sykes daha sonra Palmira'nın (günümüzde Suriye sınırları içinde yer alan antik şehir) tarihi hakkında bilgiler vermeye başlıyor. Hatta elinde bulunan Türkçe rehber kitabına danışarak çok az sayıda seyyahın burayı keşfettiğinden de bahseder.

    Atlarla yapılan yolculuk ve hava şartlarından kaynaklı konaklamalar neticesinde rehberin anlattığı hikayeleri
    okuyucularla paylaşıyor ama ayrıca dipnot olarak da bunun gerçek olup olmadığını da kendi bilgisine göre yorumluyor.

    Bu coğrafya içinde iç içe geçmiş hayatlar arasında bulunup, onların hikayelerini dinleyip, onların yaşamlarına göz atıp,
    onların şarkılarını söyleyip ve bunu yazıya döküp sonraki nesillerin de yararlanmasını sağlıyor.

    Müslüman, Hristiyan, Musevi ve bunların içindeki farklı dini yapılanmalar hakkında bizi bilgilendiriyor.

    Adım adım dolaştığı için gördüğü, duyduğu şeyleri not aldığı için nesnel bir anlatım beklenemez. Tamamen öznel bir durum
    ortaya koyuyor ve unutmayalım ki anlatılan olaylar 1900'ün ilk yılları.

    Anlatım içinde resimlerin, krokilerin bulunması anlatıma zenginlik kazandırırken ayrıca buraları bilmeyen kişilere de
    kılavuzluk yapıyor.

    Kilisin güzelliğinden, tarihsel dokusundan, konuşulan dillerin zenginliğinden, yolların düzgünlüğü, camilerin güzelliğinden bahsederek sonradan gelecek seyyahlara rehberlik ediyor. Yolda karşılaştıkları köylüler veya uzaklarda kalan köyler hakkında etrafta duyduklarını da yazıya aktarmış. Hiç durmadan dolaşmış, hanlar, evler veya manastırda yatarak da yolculuğuna devam etmiş.

    Türkler, Araplar ve Kürtler hakkında ilginç tespitleri de kitapta yer almaktadır. Bu yazılanların bazıları rahatsız edebilir ama yazarın kendi öznel düşünceleri olduğunu da unutmamak gerekir.

    Gezdiği ya da eyleştiği köylerde gördüğü şeyleri olduğu gibi - bazen hoşunuza gitmeyecek şeyler okuyabilirsiniz - anlatmış. Kirli demiş, pis demiş, kötü, hırsız, iyi, güzel gibi bütün sıfatları sayfalar içinde kullanmış. Yalan veya doğru.
    Bölgede yaşayan halkın gelenekleri, yaşama bakışlarını görebilir ve örneğin yerde bir ekmek bulursan bunu mutlaka yüksek bir yere koymayı unutma diyerek, arkadan gelecek seyyahlara bu coğrafyada ki Müslüman adetleri hakkında bilgi vermekten çekinmiyor.

    Sadece tarih de anlatılmıyor. Bölgeye yaşayan insanların fiziki özellikleri de kitabın içinde yer alıyor.

    Lübnan'da başlayan seyahat Tiflis'te bitiyor.

    Notlar:
    + Bazı kelimeler Türkçeye tam çevrilmemiş. Mesela Ghazu nedir? Ya da benim gözümden kaçmış olabilir.
    + Xabur, Maxmur, Zaxo. Biz bunları Habur, Mahmur ve Zaho olarak bildiğimiz için bunların da bu şekilde yazılması daha iyi olurdu.
    + Bazı yerlerde Fransızca diyaloglar Türkçeye çevrilmemiş.
    + Kitabın kapak resmi, arka kapak tanıtım yazısı, kullanılan yazı tipi ve resimlerin yerleştirilmesi yerinde.
    + Bendeki kitapta Birinci Baskı 2015 diyor ama alt kısımda -c- Avesta 2017 diyor, bir hata olabilir.
    + İçindekiler, fotoğraf ve resimlerin listesi, haritaların listesinin verilmesi (genelde bazı kitaplarda bunlar gereksiz diye konulmaz) doğru.
    + İçindekiler bölümünde 20. Şırnax'a doğru, 225-227. sayfalara gelindiğinde Şırnak olarak geçiyor. Kısaca bir bütünlük olmasında fayda var.
    + Bu kitap 1904 yılında İngiltere'de yayımlanmış ve telif hakkı kalktığı içinde eğer İngilizce biliyorsanız özgün dilinde okuyabilirsiniz. E-kitap internette bulunuyor.
    + Sykes - Picot adıyla anılan İngiliz/ Fransız gizli anlaşmasının mimarlarından biri. Osmanlı İmparatorluğu'nu gizli bir anlaşmayla parçalayıp, kendilerine göre yerler alan 2 devletin bu gizli planı hem kendi aralarında çıkan anlaşmazlık hem de çarlık Rusya'nın yıkılmasıyla Lenin tarafından açıklanmıştır.
    + Skyes-picot gizli anlaşmasının mimarlarından biri olan Mark Skyes'in o malum ve Melun gizli anlaşma öncesi yaptıklarını bilmekte fayda var. Çünkü bazı şeylerin tam olarak yerine oturmasında kişilerin yaşadığı dönem içinde yaptıkları önemlidir.

    Burada bu gizli anlaşma ile ilgili bilgi yok ama o sürece giden yolun bir kısmı da bu seyahatlerde edindiği bilgiler de olmasın? O yüzden bu tür seyahat notlarından derlenen kitapların okunmasında fayda var. Duyduğu, gördüğü hem de bildiklerinin neticesinde ortaya çıkan bir derleme. İlerki yıllarda
    ortaya çıkan gizli anlaşmanın temelleri de bu yıllarda atılmış olmasın? Bu coğrafyada güçlülerin kendi çıkarları doğrultusunda insanları, coğrafyayı, doğayı nasıl ayırdıklarını ve nasıl katlettiklerini görmemek mümkün mü?

    + 27/3/2018 - 5/4/2018 tarihleri arasında okunup, notlar çıkartılıp 21/10/2018 itibarıyla düzenlenip, siteye
    eklenmiştir.
  • Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu, Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..

    Necip Fazıl KISAKUREK
  • Kitabı bitirmenin hüznünü ve başka bir kitaba başlamanın heyecanını yaşarken bir an önce fikrimi beyan edip acizane düşüncemi paylaşmak istedim.Kitap ne kadar aşk romanı gibi gözüksede o dönemin tarihini bize yaşatıyor okadar sürükleyici ve akıcı bir eser olduğunu söylemeliyim , iyi bir okur iki günde bitire bileceği bir kitap . Kitapda ikinci dünya savaşı sırasında Türkiye'nin bir yandan Ingiltere bir yandan Almanyanin baskılarına ragmen tarafsız kalmaya çalımasını aynı zamanda cumhuriyetin getirdiği yeniliklerle insanların hayatlarının , kıyafetlerinin , yemek içmekten tutunda dini konulara kadar kültürünün ne denli değiştiğini, bu değşimin insanlar üzerinde olumlu ve olumsuz etkenlerini çok ayrıntılı bir şekilde anlatıyor .Bu roman gerçek bir yaşam. Öyküsü olmasa dahi ozmanın nazilerin gerçek yüzünü şeffaf bir şekilde bize yansıtıyor .Almanya'nın Fransa işgali ve o dönemki yahudilere sokak ortasında sünnet kontrolü yapıp yaka paça çalışma kamplarına götürmesini anlatıyor .Çalışma kampları dedimse de sonucu ölümle sonuçlanan bağzı insanların sabuna çevrildiği bağzılarının kurşuna dizildiği yada daha farklı şekilde öldürülen sadece yahudi oldukları için ölüme sürüklenen o masum insanların öyküsünü anlatıyor . O dönemin Türk diplomatları yahudi olup Türkiye ile azda olsa bir bağlantısı olan bu zavallı insanları kurtarma çabasını anlatıyor .NEFES NEFESE. Adı gibi nefesinizi tutup okuyacağınız bir kitap
  • Müslüm Baba Dedim
    Efendim Evlat Dedi.
    Çok Seviyorum Dedim.
    "hangimiz sevmedik" dedi
    bir his var sanki gidecek dedim
    "hasret rüzgarı"dır dedi
    Çok Masum bakıyor Dedim
    aldanma cocuk su mahsun yüzüne dedi
    sabaha kadar içsem unuturmuyum dedim
    meyhane son durağın dedi
    değişmez mi alın yazım dedim
    kaderi ben mi yarattım dedi
    bu hep böylemi olur dedim
    biz babadan böyle gördük dedi
    onu görünce dilim tutuluyor dedim
    konuşsana birtanem dedi
    Bu Ayrılık Neden Oldu Dedim..
    Kaderde Ayrılmak Varmış Dedi..
    Ölüyorum Baba Dedim
    Tanrı İstemezse İnsan Ölmez Dedi..
    Muhtacım Sevgisine Dedim..
    körolsun bu aşkın gözü dedi
    Unuturmuyum Baba Dedim..
    Ömrünce Unutamazsın Dedi..
    Onu Çok Sevdiğimi Bilecekmi Dedim..
    O Zalim Nerden Bilsin Dedi..
    Yaşayamam Baba Dedim..
    Bir gün Sende Öleceksin Dedi..
    Müslüm Baba Bana Akıl Ver Dedim..
    Düşün Öbür Dünyayı bir karıncayı bile incitme dedi
    Adı Ne Bu Duygunun Dedim..
    Adını sen koy dedi
    Olmuyor baba dedim
    Nereden sevdin o zalimi dedi
    Yoruldum peşinde koşmaktan dedim
    Yıllar utansın dedi
    Baba çok bunaldım dedim
    Üstüne düşme dedi
    Çıkmıyor aklımdan dedim
    Taht kurmuş kalbine dedi
    canımdan çok seviyorum dedim
    canımdan geçerim senden vazgeçmem dedi
    ağlamaktan gözlerimde yaş kalmadı dedim
    bir gülsen yeter dedi
    Beraber mi ölsek dedim
    İkinize bir kurşun yetmez dedi
    Nasıl geçecek ömrüm dedim
    yıkıla yıkıla dedi
    ölünce bari kavuşsak dedim
    topraktan bedene dedi
    kimseye derdimi anlatamıyorum dedim
    sırtından vururlar dost bildiklerin dedi
    bir gülüşü var sanki bahar gelmiş dedim
    esrarlı gözler dir dedi
    Baba yapamıyorum dedim
    SENİN MESELEN DEDİ...