7/10
·88 syf.··
2026 3. kitabı
(Sakit, düşüncəli bir səs tonu ilə, sanki dənizə baxarkən) Dəniz... Həmişə belə sakit danışır. Onun dilini anlamaq üçün qulaq deyil, ürək lazımdır. Bu kitab da elə bir ürək dillidir. O yaşlı adam, Santiago... Onun mübarizəsi balıqla deyildi. Heç də. O, öz taleyi ilə, öz keçmişi ilə, öz yorğunluğu ilə vuruşurdu. Hər çəkilmiş kürək, həyatın ona verdiyi ağır yükə qarşı bir isyandı. Sən heç öz gücünün həddini axtarıbsan? O axtarırdı. Və axtararkən tapdı ki, hədd yoxdur. İnsanın daxilində bir dəniz var, sonsuz. O nəhəng qılıncbalığı... O, sadəcə bir ov deyildi. O, bütün keçirilməmiş həyatların, nail olunmamış arzuların, sahilə çatmayan ümidlərin rəmzi idi. Onu tutmaq, öz taleyini də tutmaq deməkdi. Amma bilirdi ki, taleyi tutsan belə, onu saxlamaq mümkün deyil. Taley dəniz kimi axar, bəzən qayığını da götürüb aparar. Və köpəkbalıqları... Ah, o köpəkbalıqları! Onlar həyatın ədalətsizliyinin səssiz elçiləridir. Sən illərlə bir arzunu bəsləyirsən, böyüdürsən, onunla yaşayırsan... Və birdən gəlirlər. Xəsəd, şübhə, xəyal qırıqlığı, zaman... Parça-parça edirlər hər şeyi. Sən qoruyursan, amma bilirsən ki, qoruyacaqsan. Çünki qan artıq dənizə axıb. Qan həmişə cəlb edər. Amma əsas məsələ budur: O, məğlub olmadı. Heç vaxt. Qayığına böyük bir balıq sümüyü ilə qayıtdı, bəli. Amma o sümük, onun ləyaqətinin, inadının, ruhunun dirək sümüyü idi. Uduzmaq belə gözəl ola bilər. Nə qədər paradoksaldır ki, bəzən uduzduğun mübarizə, qazandığın hər hansı bir uğurdan daha çox səni insan edir. O gənc oğlan, Manolin... O, sadəcə bir kömək əli deyildi. O, inamın özü idi. Keçmişin gələcəyə verdiyi söz idi. Bir nəslin digərinə etdiyi vəsiyyətin canlı ifadəsi. "Mən sənin yanındayam," deməsi, bütün köpəkbalıqlarından daha güclü bir qalibiyyət idi. Və yuxularındakı aslanlar... Onlar gəncliyinin
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Bilgi Yayınları · 202541,1bin okunma
4/10
·148 syf.··
2025 18. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Ağustos 2025 01:36
İlk bakışta, aynı konudaki yazıların büyük çoğunluğunun aksine “gerçekçi” olmak adına hiçbir önerisi olmayan, umutsuz, karamsar ve tembel bir “yeni dünya düzeni” yazısı olmadığı anlaşılıyor. Başlangıçta beni heyecanlandıran da bu olmuştu. Gerçekten de özgün ve kendi içinde temelleriyle tutarlı sayılabilecek bir metin. Buna dair hayal kırıklığı yaşatmadı. Vaziyetin boktanlığını hafife almadığı gibi karalar bağlayıp mutsuz aydın köşesine de çekilmiyor yazar. Kitabın en iyi yanı diğer yazar ve düşünürlerin bahsinin yerli yerinde geçirilmesi ve bu bakımdan çok zengin olması. Yazarın konu üzerine etraflıca kafa yorduğu anlaşılıyor. Hemen hepsi erkek tabi adını andıklarının —biraz kafa yorduğu anlaşılıyor diyeyim en azından. En büyük sorun ise dilinden düşürmediği “Avrupa Ruhu, gerçek bir Avrupalı olmak, Nietzsche de şöyle Avrupalı idi, ah biz Avrupalılar…” zırvası idi. Apaçık yazmadığı tuhaf bir tür ırkçı bakış tüm metnin merkezine oturmuş. Dünyaya yani Avrupalı olmayan gariban diğer insanlara falan da insan haklarını, özgürlüğü unutturmamak Avrupalıların geleneğidir, Avrupalı olmak demek kültürün gerçek koruyucusu olmak demektir, ne hallere düştük biz Avrupalılar böyle vesaire… Bayıcı sıklıkta bahsediyor hatta ismi “Avrupalılar, hadi bunlar barbar da siz bir silkelenin yakışıyor mu bize aslanlar” tadında bir şey olsa okuyucuyu daha doğru yönlendirmiş olurlardı. Özellikle son bölümde o kıtadan olmayı öyle bir anlatıyor ki, biraz daha ileri gidip üst-insan benzeri bir tanımlama yapacak kendi soydaşları için diye bekledim. Haksızlık etmemek için yabancıların hor görülmemesi hususundan hasassiyetle bahsettiğini de ekleyeyim. Ama kitabın tamamını okuduktan sonra yazar suratıma şöyle bağırmış ve çekip gitmiş gibi kalakaldım : “Lan biz Avrupalılar bu zavallı hayvanları böyle
Çağa Karşı KoymakRob Riemen · Deli Dolu Yayınları · 201925 okunma
8/10
·416 syf.··
2024 50. kitabı
BÖRÜ 2-3-4 Ben geldim ve aşırı heyecanlı geldim. Başlamadan uyarmak istiyorum yorum biraz fazla uzun olacak çünkü üç kitabı birden yorumlayacağım. Serinin ilk cildini bundan önce tek olarak paylaşmıştım, burada da geriye kalan 3 cildini yorumlamaya çalışacağım. Önce konularından biraz bahsedelim. İlk olarak söyleceyeciğim şu ki her ne kadar birinci kitabı okuduktan sonra bunları okumanıza gerek kalmasa da onu okumadan bunları okumayın, anlamayacağınız bir şey genelde olmaz ama yine de arada çok bağlantı var. Gelelim ikinci kitabın konusuna, bu kitapta birinci kitapta baş karakterimiz olan Börü han’ın oğulu Alpagut Han ve torunları Börü ile Asena anlatılıyor. İlk başta Alpagut Hana ve börü’ye yapılan suikast ile başlıyor ve olay örgüsü buna bağlı olarak bir çok hainlikle devam ediyor. Ve kitabın sonunda da yurtsuzlara karşı yapılan savaşı anlatıyor. Üçüncü kitapsa yaklaşık son 25 sayfaya kadar tamamen düz bir şekilde savaşa girip kazandığımız utkuları anlatıyor. Ben okurken biraz sıkılıp ne zaman bitecek diye hızlı okumaya başlamıştım taki son sayfalara kadar, sonunda öyle şeyler oluyor ki sindirmek için durup biraz beklemeniz gerekiyor. Serinin 4. Ve son ktabına gelecek olursak bu kitap gayet akıcı ve heyecan dolu geçti. Bu kitapta kurt diyarı ordularının bir kısmı başlarında Cerkutay Hanın büyük oğlu Tendübay Hanla denizlerin ötesindeki diyarlarda zulüm gören kandaşlarımıza yardıma giderken geride kalan yurt ise yapılan hainlikler ve oyunlar ile tam anlamıyla birbirine giriyor. Ne var ki burada da Cerkutay Hanın küçük ama acımasız oğlu Buga kağan sayesinde bir çok beladan az hasarla çıkıyor. Sizce denizlerin ötesindeki ordu hiç bilmedikleri diyarlarda barbarlara karşı verdikleri savaşı kazanabilecek mi? Buga kağan yurduna yapılan hailiklerin sorumlusunu bulup kıyınını
Börü 4Çağlayan Yılmaz · Panama Yayıncılık · 2020759 okunma
Hepimizin Delilikleri Vardır :)
10/10
·292 syf.··
Beğendi
·
2022 43. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Kasım 2022 23:07
Ah Don Kişot... Seni tanımak, seninle maceradan maceraya koşmak ve elbette sadık seyisin Sanço ile birlikte çok keyifliydi. Kahramanımız Don Kişot bütün varlığını kitaplarına yatırmıştır. Ve orda kendine bir hayat bulmuştur. Sonra bu kurgudan o kadar etkilenmiş olacak ki onu yaşamaya başlamıştır. Asıl adı Kesada'dır. Bir şövalye adı olarak kendine "Don Kişot" adını vermiştir. Sadık seyisi Sanço Panza'dır. İkisi maceradan maceraya koşar onların deyimiyle. Bilmezler ki macera sandıkları şeyler onlar macera diye nitelendirmese macera olmayacaktır. Don Kişot'un kendini bir şövalye sanması ve ilan etmesiyle her fırsatı macera diye değerlendirmesiyle devam eder roman. Zaman zaman ismini değiştirir. İşi rast gitmez adını "Mahzun Yüzlü Şövalye" koyar. Aslanlarla savaşır adını "Aslanlar Şövalyesi" koyar. Herkesin dediğini değil içinden ne geliyorsa onu yapar ve kendi yoluna gider. Çevresindekilere ve tepkilere rağmen yolundan dönmez ve bildiğini okur. Bu yönünü ve tabi ki sempatik hallerini sevdim onun ve seyisinin. Roman akıcı, sempatik, komik ve çok güzeldi. Başka bir zaman iki ciltlik halini okumak istiyorum. Fyodor Dostoyevski “İnsan düşüncesinin son ve en yüce sözcüğü” diye tanımlar bu romanı. Ve dünya edebiyat tarihindeki ilk modern roman kabul edilir. Herkesin bir dönem okuması gerek diye düşünüyorum.
Edebiyat
Don KişotMiguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202127,5bin okunma
“İnsan hep ölümsüzlüğü arar.”
8/10
·176 syf.·
2021 55. kitabı
İnsanoğlunu yedi bin yıl öncesinden bugüne taşıyan tün bilgilerin ilk tohumları Sümerler eliyle atıldı. Bugün adına “uygarlık" dediğimiz bilgi birikimini oluşturan her şeyin ilk biçimleri Sümer ülkesinde yaratıldı, orada geliştirildi ve bütün çevre ülkelere oradan yayıldı. Akdeniz yöresinde oluşan tek tanrılı üç büyük dinin temelinde Sümer tanrılarıdan, Sümer inançlarından çok derin izleri var Konuyu dikkatle kurcalayan herkes şu gerçeği kolayca görebilir: Uç kutsal kitabın içerdiği bilgilerin hiçbiri “gökten inme" degildir. Bir örnek: Kur'an'da bir sayfalık, Tevrat'ta ve Incil'de Iki uç sayfalık yer tutan Tufan söylencesi Sümerlerden kalma, hem de çok ayrıntılı bir öykü. Tarihte bilinen en eski yazılı metindir. Ben, aslında böyle kitapları pek sevmem normal de. (şiir tarzında ilerliyor gibi). Fakat, son zamanlarda araştırma yapıyorum ve bayağı ilgimi çektiği için, hemen aldım. Gılgamış her şeyi bilen, bir çok derin sıra vakıf olan, bir kraldır. Sümerler’in, Uruk kentindeki duvarları örmüştür. Bir çok, olay atlatmış ve yüksek mertebeye ulaşmıştır. Deyim yerindeyse, Gılgamış kendi rüştünü ispat etmiştir. Gılgamış zaten, hep böyle miydi? Yoksa, sonra mı böyle oldu? Aslında, Gılgamış bir çok sıra erişmiş ve kendince erdemli bir kişilik olsada, kötü birisidir. Uruk halkına, hep eziyet eder durur be halk ondan şikayetçidir. Artık, Uruk halkı tanrılar dan, yardım isterler. Tanrılar, Gılgamış aynı olan; Fakat, özellikleri farklı olur; “Gilgamış Uruk kentini görkemli surlarla çeviren acımasız, güçlü bir kraldır. Tanrıça Aruru, onunla başa çıkması için, kilden bir adam yoğurur: Enkidu. Enkidu hayvanlar arasında büyür. Günün birinde bir sokak kızı onun erkeklik içgüdüsünü uyandırır, uygarlaşması için kente götürür. Bu arada Gılgamış iki düş görür, annesi Bilge Ninsun da
Edebiyat
Gılgamış DestanıAnonim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20237bin okunma
10/10
·220 syf.··
Beğendi
·
2021 95. kitabı
#okudumbitti #kitapyorumu Herkese merhaba,bugün sizi Sessizler Sokağı'na götürüyorum.Yoruma gelin bekliyorum. Konya'da bulunan,komşuluk ilişkileri ile,yardımlaşmaları ile,sevecen,candan insanları ile muhteşem ötesi bir sokak olan Sessizler Sokağı.Sokağa taşınan,biri üniversite öğrencisi Talha,diğeri kendi halinde yalnız başına yaşayan İhsan Hocadır.Mahalle sakinleri,yeni gelen komşularını yakından tanırlar ve çok severler.Talha'nın bir gece evine girer.Ama bu hırsızda garip bir durum vardır.Bir gün mahallede yaşanan bir olay sebebiyle,Talha ve İhsan Bey ile karşılaşırlar.Birbirlerinin seslerini duyarlar ve ikisinin de aklından tanıdıklık hissi oluşur.Yurtdışında popüler,adları hırsızTürkü Kardeşler olan 3 kardeşin,menajeri Mr. Robert'in bir projesi için Türkiye'ye dönmelerini ister.Konya'ya gelirler ve gelmeleri ile birlikte esas olaylar başlamış olur.Maceraya hazır mısınız? Talha ve İhsan hoca bu mahalleye neden taşındı? Talha'nın evine giren hırsızın gizemi ne? Talha ve İhsan arasında nasıl bir bağ var? Türkü Kardeşler kim ve Türkiye'ye gelme sebeplerinin gerçek nedeni ne? Menajer Robert'in planı ne? Konya'da patlak veren olaylar neler? Bu olayları kim,nasıl çözecek? Kitaba ilk başladığımda sokaktaki hayatları konu alacak diye düşündüm.Lakin olay öyle bir yere bağlandı ki,şaşırdım kaldım.Cidden kurgusu güzeldi.Ah bu dış mihraklar...Türkiye üzerine oynan çok çirkin oyunları bertaraf eden vatan sever aslanlar.Konusu kurgusu tam da günümüzü yansıtıyor.Okuyan bu dediğimi daha iyi anlayacaktır.Aksiyon,macera,adrenalin,dostluk,mahalle ilişkileri gayet iyi anlatılmış.Severek okuduğum bir kitaptı.Siz de bu esrarengiz olaylara girmek isterseniz,güzel bir öneri sunuyorum.Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
1000Kitap
Sessizler SokağıMustafa Güdek · Platanus Publishing · 20214 okunma