• “Yıllar ne çabuk geçiyor…” demekten başka çare yok. Bu kez yeni bir soru karşınıza dikiliveriyor: “Peki ama, geçen yıllar, ömrün en iyi yılları ne olacak?.. Yaşadın mı, yoksa yalnızca yaşadığını mı sandın?.. ” İçinizdeki ses: “Bak, çevrende her şey nasıl gittikçe soğuyor…” demektedir. Umutsuzluk; yalnızlık içinde yıllar geçecek; sarsak ihtiyarlık bastonuna dayanarak karşınıza dikilecek. Her şey hüzüne, kedere bürünecek… Yaşadığınız o parlak dünya sönecek, hayaller, sarı yapraklar gibi bir bir dökülecek… Ah Nastenka, o zaman hem yapayalnız kalmak, hem de arkandan acıyacak bir şeyin olmadığını bilmek, çünkü yitirdiklerinin hepsi değeri sıfır olan hayaller; ne kadar acı, değil mi?
  • 352 syf.
    ·10/10
    Resimden çekiniriz bizler. Sevgiliyi incitmekten onun hatırasını hapsetmekten korkarız çoğumuz. “Dokunmadan sevmek” derler ya adına, surettense, yazıyla çizmeyi öğretmişler bize. Sevgili’nin resmi çizgi değil; rivayettir bizde, hilye-i şeriftir.
    *
    Allah varsa ne gam! Trajedi yok. Trajik olan Allahsızlığımız. Kalabalıklar, güçler, tutku, arzu ve mülkler içindeki ıssızlığımız.
    *
    Göğün altındakiler arasında, Allah’tan daha yakın kim vardır yetime…
    *
    Ah insanlık, kendisine hediye ve musahhar kılınan hiçbir nimetin şükrünü bilemedi, aceleci ve unutkandır ademoğlu.
    *
    İhtiyarlık denizi, çocukluk deniziyle bitiştiğinde insanlara uzattığımız her harita, aslında veda mektubumuzdan başkası değildir. En ufak bir yolculukta dahi haritasız yola çıkamazken, ölümden sonra bizleri bekleyen sonsuz yol için hangi haritayı saklıyorsunuz cebinizde.
    *
    Aşk… Bilinmekliği ister, görünmekliği diler ama canı azdır aşkın. Kırılgan, titrek, elde tutulmayacak bir şeydir sevda. Kuşkanadı gibi, kapı kapanırken esen hava gibi, kabak çekirdeğinin tüyü gibi, seher vaktinde değen güneş ışığı gibi, utangaç ve mahcuptur aşk. Kendisini sevda uğruna iptal etmeyen göz, boşa aşığım deyip durmasın. Sevda perdedir. Körlük sanırsın, oysa görüştür. Görüş açıklığı için, diğer şeylere körlük gerektirir aşkın yolu.
    *
    Yükü kaldırabilene taşıtırlar.
    *
    Yolları yollara bağlayan, yeryüzünün alınyazısını yazan, sebepleri sebeplere bitiştiren Rabbimize selam olsun.
    *
    Nasıl yaşarsak öyle öleceğiz ve yeniden dirilme gününde de nasıl öldüysek öyle kalkacağız ayağa.
    *
    Her şey ölür ve söner. Allah’tan gayrı her şey… baki olan bir ve tek Allah’tır.
    *
    Rabbimize duyduğumuz ihtiyaç dışında kimse kimseye muhtaç değildir.
    *
    Olanda hayır vardır, bize zor ve sıkıcı gelse de, bizi ağırlığıyla yoruyor olsa da olanda hayır vardır. Yine demem odur ki istemenin imtihanına tabi tutulmayalım. Rabbimiz nefsani istemelerden korusun bizi. İstemenin kölesi olanlardan eylemesin.
    *
    Ey Allahım, bana bahşettiğin ve sevdiğim nimetlerini, senin sevdiğin şeyin sevgisine vesile kıl. Benim isteyip de bana nasip etmediğini, senin sevdiğin şey uğruna terk ettiklerimden eyle.
    *
    Seçilmenin şartı istifa etmekten geçer. Dünyanın fenalıklarından, kötü ve kirli olan şeylerden istifa ederk tanrı’ya yaklaşmak ve yakınlık kazanmaktır seçilmişlik.
    *
    Hayat, bir imtihandır; Rabbimiz bizi türlü kederle dener, yoksunluk anında “Yâ vekil” demek en güzeli değil mi?
    *
    Hazreti Meryem hem nefs-i emarenin hem de şeytanın şerrinden, insi ve cini düşmanlardan gelebilecek her türlü fesattan, tuzak ve komplolardan, Hafiz u Hafız olan Cenab-ı Hakk’ın hısn-ı hasinine müracaat ederek korunmuştur.
    *
    Sevgili Meryem,
    Sevgili Betül,
    Sevgili Merziyye,
    Sevgili Safiye,
    Sevgili Azra,
    Sevgili Esra,
    Sevgili Merbube,
    Sevgili Zehra,
    Sevgili Mahcube,
    Sevgili masume,
    Sevgili Zahide…
    Güzel isimlerin en güzeli.
  • Nasıl geçirdin o yıllarını? En güzel zamanlarını nereye gömdün? O yılları yaşadın mı yaşamadın mı? Bak dostum, diyorsun kendine, bak artık toprak soğumaya başladı. Birkaç yıl daha geçecek ve sonra koltuk değneklerine dayanmış titreyen ihtiyarlık, ondan sonraysa sefalet ve terk edilmişlik gelecek. O düşler dünyası beyazla örtülecek, donacak, hayallerin solacak ve sararmış yapraklar gibi düşüp gidecek… Ah Nastyenka! Yalnız kalmak, tamamen tek başına kalmak ve hayıflanacak bir şey bile bulamamak ne kadar boğucu… hiçbir şeye benzemez, hiçbir şeye… Çünkü elinden kayıp gidenler, bütün o yitirdiklerin aslında bir hiçlikten ibaret, saçma, yusyuvarlak bir sıfır, yalnızca ve yalnızca kafandaki hayaller!
  • Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım,vücudum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor.Niyazi-i Mısrî’nin:
    Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere, 
    Can yatar gafil,binası oldu viran bîhaber 
    Dediği gibi,ruhumun hanesi olan cismimin de hergün bir taşı düşmekle yıpranıyor.Ve dünya ile beni kuvvetli bağlayan ümitlerim,emellerim kopmaya başladılar.Hadsiz dostlarımdan ve sevdiklerimden mufarakat zamanının yakınlaştığını hissettim.O mânevî ve çok derin ve devâsız görünen yaranın merhemini aradım, bulamadım.Yine Niyazi-i Mısrî gibi dedim ki: 
    Dil bekası,Hak fenâsı istedi mülk-ü tenim, 
    Bir devâsız derde düştüm,ah ki Lokman bîhaber.
  • "Bak dostum, diyorsun kendine, bak artık toprak soğumaya başladı. Birkaç yıl daha geçecek ve sonra koltuk değneklerine dayanmış titreyen ihtiyarlık, ondan sonraysa sefalet ve terk edilmişlik gelecek. O düşler dünyası beyazla örtülecek, donacak, hayallerin solacak ve sararmış yapraklar gibi düşüp gidecek... Ah Nastyenka! Yalnız kalmak, tamamen tek başına kalmak ve hayıflanacak bir şey bile bulamamak ne boğucu..."
  • Gençlikte pek çokmuş gibi görünen vakit yaş ilerledikçe azalacaktır. 75 yaşına varan bir âlim" Ah kabile olsam da köşe başlarında şapkamı gelene geçene uzatsam da boş geçirdikleri vakitleri içine atmaları için yalvarsam "derken kendisine mahsus zamanın bitmekte olduğunu ne güzel anlatmıştır." Gençlik bilse İhtiyarlık yapabilse" derler. İhtiyarlığın kudretli olması gençliğin birçok şeyleri bilmesine dayanır.