• Urfalı bir İmam Amca, Hz. İbrahim ile Nemrut arasındaki husumeti bakın nasıl anlatıyor: Aha bu gözü kör olası Nemrut, bizim İbrahim’i şurada gördüğünüz mancınıklara bağlıyor, aşa­ğıya da böyyük bir ataş yakıyor, ataş ki ne ataş... Nemrut gelip İbraham’a diyor ki: “Bak hele, gel sözlerinden vazgeç canını bağış­layayım, yoksa aha şu ataşteyanacaksın.”
    İbraham: “Elinden geleni ardına koyma ben sözlerimden caymam.” deyip kafasını öbür yana çeviriyor. "Hele ataşı eyice harlayın.” diyor Nemrut. Körükçüler başlıyorlar ataşı harlamaya:
    Vuv vuv vuuvv... İbraham’da tık yok, Nem rut kızarıyor bozarı­yor: “Bak” diyor “Gel vazgeç inat etme,inat eyi bir şey değil.”
    Koskoca İbraham takar mı paçoz bi Nemrud’u. Garibim Nemrut ne bilsin, İbraham’ın arkasında eyle bi kadro var k i...
    İbraham’ı mancınıktan fırlatıyorlar: Çiiuuuvvvvvv... Gidiş ki ne gidiş! İbraham tam havadayken bir el onu tutup yanma çekiyor: “Hele sen gel bi yanıma...” İbraham bakıyor Cebrail...
    Vallah kardaş tam zamanında geldin aha bu zâlim neler etti bibilsen?” îbraham ataşa düşüyor, ataş sönüp gül bahçası oluyor.
    Nemrut mort olmuş, surat iki karış, İbraham sesleniyor oradan: “Ya nassıya, şiştin mi?”

    Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır adlı kitaptan
  • "Çünkü Allah daha da büyüdü.Kitap sezgi oldu,peygamber fani...Her yere Allah doldu.O dediğin insanlar,onlar kim ki Allah var diyorlar.Ben benim babama,yalnızca kendi bildiğini susuyor.Elleriyle susuyor mübarek.Ama en büyük yalancılar,azılı katiller,hasisler,kinciler..Ağızlarını doldura doldura Allah tektir diyorlar.Allah nedir biliyor musun Selçuk?Bizim gözümüzde olan her şeydir.Olandır.Olanlardır.Şu denizdeki tuzun oranıdır.Aha bu camın harcındaki suyun miktarıdır.Güneşin patlamasıdır.incili kefalin uçma anıdır.Emir almadan olandır.İtaat etmeden olandır.Kismettir.Söylenen Kuran'dır.Kendiliğinden olan her şeyin olmasıdır.Olandadır Allah.Ağacın kağıt olmasıdır,kumun cam olmasıdır.Olmayanı okuyabiliyor muyuz?Hayır!Peki biz kim oluyoruz da onu olmayanda tarif ediyoruz?Allah gözümüzün önünde kımıldayan candır!Mükemmel bir tesadüftür."
  • “Geçmiş vakitlerin birinde alimin biri, boğazın öbür yakasına geçmek için bir sandalcının yanına gelerek ona
    sorar:
    – Karşıya geçirmek için ne kadar
    para alıyorsun?
    – Garşuya bir liraya geçürüm efendü.
    Alim, sandalcının bu bozuk Türkçe ile verdiği cevabı beğenmez.
    – Bu ne biçim konuşma böyle? Yoksa sen dilbilgisi bilmiyor musun?
    – Yok ağam, güççükken haytalık ettük, okuyamaduk!
    – Tüh, yazık sana! Desene gitti
    hayatın dörtte biri!

    Bir müddet gittikten sonra dil alimi tekrar sorar:
    – Allah bilir şimdi sen, matematik de bilmezsin!

    – Yok beğüm! Onu da bilmem! Dedik ya, güççükken haylazluktan okula gidemedük!

    – Tüh yazık, yazık! Hayatının dörtte biri daha boşa gitti!

    Bir müddet daha yol aldıktan sonra alim, tekrar sorar:

    – Sakın fizik ve kimya okumadum deme!

    – Belki hayatımın dörtte birü daha boşa getti; ama o dediklerini de bilmem efendü, vaktinde öğrenemedük işte!

    – İyi de sandalcı!
    Dilbilgisi bilmezsin; matematik, fizik ve kimya da bilmezsin; sen ne diye yaşarsın?.

    Bu arada hava bozulmaktadır.
    Sandalcı büyük bir fırtınanın geleceğini anlar.
    Alime sorar:
    – Efendü, yüzme bilüsünüz deel mi?
    Dil alimi,
    sandalcının bu sorusundan endişeye düşer, bir korkudur başlar.
    Sandalcıya yalvaran gözlerle cevap verir:
    – Sandalcı ağa! Ben yüzme bilmiyorum! Çocukluktan beri o ilmi öğren,
    bu ilmi öğren derken
    yüzme öğrenmeye fırsat bulamadım.

    – Aha! N’apcan şimdi!
    Şimdiden başla dua etmeye!
    Çünkü gittü hayatunun dörtte dördü!..

    Bildikleriyle övünen insan,
    bilmediklerinden dolayı dövünmeyi de hak eder...”
  • Kızmayacaksan bir şey söyleyeceğim
    İsmail Kılıçarslan

    Sevgili seküler kardeşim; kızmayacaksan bir şey söyleyeceğim.

    Öncelikle şurada bir anlaşalım. “Din konuşmak”, senin paşa gönlüne, modern algına, inandığın yalana göre şekil alabilecek bir şey değildir. Din konuşan insan senin inandığın, “bu böyledir” dediğin değerlerine göre şekil almak, biçim değiştirmek zorunda değildir.

    Söz gelimi “misyar nikahı ile mu’ta nikahı arasındaki farklar” başlığı dini bir meseledir. Bu mesele bir Müslümanın kafasına takılıyorsa ehli olana sorar, o da cevap verir. Bu meseleyi dini bakımdan anlatan adam öyle senin zannettiğin gibi sapık-mapık da değildir. Dinde karşılığı olan iki kavramı ele alıp anlatan bir uzmandır. Yani “spesifik bilgi aktarımı” yapmaktadır. Şarta-şurta, kurala-kaideye bağlı bir dini meseleyi anlatmak insanlara “bir Ankara’da eşiniz olsun, bir de İstanbul’da” çağrısı yapmak manasına gelmez. Mal değilseniz bunu anlayacak zekânız vardır diye tahmin ediyorum. Mal olmadığınızı da tahmin ediyorum. Dolayısıyla kötü niyetlisiniz bence.

    Dahasını söyleyeyim sevgili seküler kardeşim. Birden çok kadınla evlenmeye cevaz vermektedir İslâm dini. Yani bu konuda dinen ruhsat vardır. Fakat ben de bu hususta Ebubekir Sifil Hoca gibi düşünüyorum. Hem biz Türklerin genetik ve antropolojik kültürü, hem şu an içinde yaşadığımız toplumsal şartlar “birden çok kadınla evli olmayı” neredeyse “mutsuzluğun garantisi” haline getirmiştir. Pek de tavsiye edilecek bir şey değildir yani. Fakat “ruhsat yokmuş gibi yapmak”, Allah muhafaza buyursun, dinden çıkmak sonucunu doğurur. Dolayısıyla “İslâm’ın birden çok kadınla evli olmaya bakışı nedir?” sorusuna bir uzman öncelikle “caizdir, ruhsat vardır” cevabını vermek zorundadır. Ardından bütün “ama”larını sıralar dilediği gibi. Bu da son derece normaldir. Allah lillah aşkına alışın şuna be yahu. Türkiye’de dindar erkekler “ikinci eş almak için sıraya girmiş” durumda değildir. Bugün olmadıkları gibi söz gelimi Osmanlı döneminde de değildirler. Türkler arasında “ikinci eş alma” durumu hiçbir zaman yüzde 3-4 düzeyini geçmemiştir. Modern insanın “ikinci kadına, metrese, tikoti çikotiye” sahip olma oranından en az beş kat düşüktür yani.

    Kızmadın bana değil mi?

    Sevgili dindar kardeşim; kızmayacaksan sana da bir şey söyleyeceğim.

    Türkiye’de dini hayatla ilgili güncel sorunların neredeyse tamamı “televaiz” dediğimiz kitle vaizlerinden patlak vermektedir.

    Din, sevgili kardeşlerim, vaizlerden de, şairlerden de öğrenilmez. Vaizler, hele zamanımızın televaizleri, kendilerine misyon olarak “din elden gidiyor, her türlü bozulmaya karşı dini korumamız lazım” cümlesini belirleyen adamlardır. Dini buzdolabında saklamamız gerektiğini düşünürler. Dinin arkeolojisini din sayarlar. Hani “Allah’ın dinini koruma bakanlığı” kurulacak olsa pek memnun olurlar buna.

    Din, televaizlikle alakası olmayan, konferansına gelen insanların kelle sayılarının fazlalığı ile övünmeyen, youtube kanalına takipçi çağrısı yapmayan, bir düzenek, bir tertibat, bir modern organizasyon kurmayan âlimlerle, kitaplardan öğrenilir kardeşlerim.

    Hoşuna giden televaizin youtube videolarından playlist yaparak “âlim” olunmayacağı gibi, aradığın fetvayı google’a yazarak dine dair meselelerini de çözemezsin.

    Biliyorum. Her gün bu televaizlerimizden birine saldırıyor seküler kardeşlerimiz. Ama şunu düşün be kardeşim. İnsan kendini “saldırıya bu denli açık” tutuyorsa orada bir sıkıntı yok mudur?

    “Bir arkadaşımdan duydum, Avrupa’da diskoya gidenler eş değiştiriyormuş” nedir sevgili kardeşim; Allah lillah aşkına söyle bana. Bu tuhaflığı, bu haksızlığı, bu gerçek-dışılığı niçin savunalım yahu?

    Bu abukluğu savunmaya çalışmak yerine açalım İmam Maturidi okuyalım mesela. Aha “Te’vilat”ın çevirisini bitirip yayınladı Ensar Vakfı. Haberin oldu mu? Tabii ki olmadı. Çünkü youtube playlisti çözüyor bütün din-diyanet işlerini ne de olsa.

    Kızmadın bana değil mi
  • 232 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    İŞTE!.. YALNIZ DEĞİLİM!
    Evrende yalnız olmadıklarına inananlar buraya..
    Erich Von Daniken

    İnsanlar öteden beri önyargılanını okşayıp dururlar. Belli bir ideoloji ya da öğretiyi koyun gibi izlerler. Hele geçmişi düşünmek için kendilerini hiç zorlamazlar. Onlara göre geçmiş nasılsa değişmeyecektir. Oysa bilen kişinin elinde, geleceği tahmin etmek için bilgiler mevcuttur. Bu bilgiler birey için gerekli olduğu kadar toplum için de gereklidir. Belki de başımız bu yüzden, düşünce yönünü değiştirsin diye yuvarlaktır. Lakin beyni boş kişiye yararı olmaz bunun.. Hiçbir şey bilmeyen, her şeye inanmak zorundadır.

    PEKİİ YAZARIN ÜSTLENDİĞİ MİSYON NEDİR?

    Erich Von Daniken , dünyaca ünlü Tanrıların Arabaları kitabında gezegenimizin başka boyutlardan gelen varlıklar tarafından antik çağlardan bu yana ziyaret edildiğini kanıtlamaya çalışıyor. Peygamberler, "Seçilmiş" kişilere görünen Azizler, var ile yok arasında olup giden hatta sebebine açıklık getirilemeyen bütün doğa olayları... Bildiğimiz her şeyi cesur sorularıyla tekrar sorgulamamızı sağlıyor.

    EVET.. PARMAKLAR UZAYLILARI GÖSTERİYOR!

    En ilginç bulduğum teorisine gelirsek (ki ben de aynı görüşteyim) ;
    Mısırdaki piramitlerin o dönemde yaşayan insanlar tarafından inşa edilmesinin mümkün olmayacağını, o yüzyılın insanlarının bu kadar matematiksel zekaya, gelişmiş bilgi ve beceriye, kusursuz donanıma sahip olmadıklarını ;başka bir ırk tarafından Mısır'ın ziyaret edildiğini ve hatta o ırk 'ın piramitleri yaparak insan ırkına mesaj verdiklerini iddia ediyor. Yapılan arkeolojik kazılarda bulunan kalıntılarla da bu teorisini desteklemeye çalışıyor.

    DÖNEMİNİN EN SÜKSE YAPMIŞ ESERİDİR TANRILARIN ARABALARI..

    İtiraf etmeliyim ki; Ne kadar sorgularsam sorgulayayım, mümkünatı neredeyse imkansız olan iddiaları var ise de saçma bir teori diye sınıflandıramayacağım kadar güçlü bir anlatımı var.

    KİTAPLARDA BAZEN SAYFA SAYISI, BAZEN DE KARMAŞASI YAKA SİLKTİRİR!

    Deneyimlerime göre bazı kitaplar çağını, tavını bekler. Seneler evvel henüz çok gençken, hayatı sorgulamaktan ürktüğüm yıllarda bu kitaba başlamış fakat beynimi yakan takribi 20. Ya da 30.sayfasında yarım bırakmıştım. Kavramak için kendimi hazır hissettiğim dönem bu dönemlerimdi. Sürekli sıkılganlığımın yerini, (ilerleyen yaşımla paralel ilerleyen obsesifliğimin hakkını burada teslim etmeliyim :D ) inat aldı. Bu sayede başladığım her işi bitirmeye, anlamaya inat eder oldum ki aha da kanıtı :D

    Tutunamayanlar 'ı alem çatır çatır yarım bırakıp tutunamazken ben bir ayda bitirdim :)) İşte bu durum benim için büyük bir ilerlemeydi ve Tanrıların Arabaları na ilişip' vaktin geldi' diyerek tekrar okumaya koyuldum. Şimdi zihnimde flu olan tek birşey kalmadan bitirebildiğime mutluyum..

    ANEKTOD:

    Sevgili
    Erich Von Daniken iddialara göre 1970'li yıllarda henüz üniversitede öğrenci iken giderek tesirini azaltmış ATEİZM E destek olsun diye çıkarmışsın bu kitabı.. Ve iddialar eğer doğru ise kötü bir haberim var ki bende ters etki yaptı :) bahsettiğin, kanıtladığın tüm mucizelerle Yaradan'a hayranlığım nirvana' ya ulaştı. SAYGILAR!..