Îlâ yoluyla boşamanın tarihselliği
Cahiliye devrindeki boşanma yöntemlerinden biri de ilâ idi. Bu uygulamada erkek karısıyla cinsel ilişkide bulunmamak üzere yemin ederdi. Geniş bir zamana yayıldığı için bu yöntem daha ziyade kadını baskı altına almak, ona zarar vermek için kullanılırdı. Koca herhangi bir sebeple eşine kızdığında bir iki yıl veya daha uzun süreyle ona yaklaşmamaya yemin eder, süre bitiminde isterse yeni yeminle süreyi uzatırdı. îlâ süresince evlilik bağı devam ettiğinden, kadın yeni bir evlilik yapma imkânı bulamazdı. İbn Abbas cahiliye devrindeki Arapların îlâ uygulaması hakkında şunları söylemiştir: Adam, karısından bir talepte bulunup kadın onun bu talebini reddettiğinde, bir sene veya iki ya da üç sene boyunca karısına yaklaşmamak üzere yemin ederdi. Ama bu yeminle ne boşanır ne de kocalık görevini yerine getirirdi. İslam gelince bu geleneği dört ayla sınırlandırdı. Bununla ilgili olarak Bakara 2/226. ayet indi. İzzet Derveze'nin (ö. 1984) verdiği bilgiye göre kocalar kızgınlık, nefret ya da başka bir gerekçeyle karılarına yaklaşmamaya yemin ederlerdi. Bazen kadının çok sayıda kız çocuğu doğurması da böyle bir sonuca yol açardı. Kocalar îlâ yaptıkları zaman karıları evde bir hizmetçi ve dadı gibi kalır, çocukların bakımını üstlenirdi. Bu şekilde cinsel ilişkiye girmemeye yemin ettikleri kadınlar ne eş hükmünde olur ne de boşanmış sayılırlardı. Cahiliye dönemindeki îlâ geleneği tadil yoluyla İslam'da da kabul görmüştür. Bu konuyla ilgili olarak Bakara 2/226-227. ayetlerde mealen şöyle buyrulmuştur: "Karılarıyla ilişkiye girmemek üzere yemin eden kocalar dört ay beklemek zorundadır. Bu süre sona ermeden vazgeçip dönerlerse bunda bir sakınca yoktur. Şüphesiz Allah çok affedici, çok merhametlidir. Dört aylık sürenin sonunda eşlerinden ayrılmaya kesin karar verdikleri takdirde onları
Sayfa 104 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
İslâm öncesi çok kocalılık (teaddüd-i ezvâc)
Hz. Âişe hadisindeki ifadelere göre cahiliye devrinde bir kadının beş-on erkekle ilişkiye girdiği de olurdu. Kadın hamile kalıp doğurduğu zaman, aradan birkaç gece geçtikten sonra, ilişkiye girdiği erkekleri yanına çağırtırdı. Erkekler bir araya geldiğinde kadın, "Bildiğiniz gibi bu çocuğun dünyaya gelme sebebi sîzsiniz" diye söze başlar ve ardından istediği kişinin ismini zikrederek, "Çocuk sendendir" derdi. Bunun üzerine o kişi ister istemez çocuğu kendi nesebine ilhak ederdi; fakat çocuk kız olduğunda nesebe ilhak hususunda problem çıkardı. Yine Hz. Âişe hadisindeki ifadelere göre cahiliye devrinde kimi kadınlar çok sayıda erkekle ilişkiye girerlerdi. Bu işi yapan kadınlar fahişeydi. Bağâyâ diye anılan bu kadınlar kapılarına kırmızı flamalar asarlardı. Dileyen erkek onlarla ilişkiye girerdi. Kadın o erkeklerden birinden hamile kalıp çocuğu doğurunca adamlar toplanır, bu arada bir kâif çağrılır ve kâifin belirlemesi üzerine ilgili adam çocuğu kendi nesebine katardı. Böylece çocuk onun oğlu olarak anılırdı. Nesep âlimi Hişam b. Muhammed el-Kelbî (ö. 204/819 [?]) Mesâlibü'l-Arab (Kitâbü'l-Mesâlib) adlı eserinde -ki bu eser Arapların kusurlarına dairdir- cahiliye devrinde "mâhûr/mevâhîr" diye anılan evlerinin kapılarına flama asan on meşhur fahişenin ismini saymıştır. Mukâtil b. Süleyman'ın (ö. 150/767) da tek tek isimlerini tadat ettiği bu fahişeler -ki bunların hepsi cariyedir- arasında yer alan ve Ümmü Mehzûl diye anılan kadınla bir sahabi evlenmek istemiş ve bunun üzerine ez-zânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev müşriketen (zinakâr bir erkek, zinakâr veya müşrik bir kadınla evlenir/ilişkiye girer) ifadesiyle başlayan Nur 24/3. ayet inmiştir.
Sayfa 90 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
Bu kültür doğuda çok yaygın
Arap dilinde nikâh, zevâc, izdivaç, tezevvüc gibi kelimelerle ifade edilen evlilik, İslam öncesi Arap toplumunda çeşitlilik arz ederdi. Buhârî (ö. 256/870) ve Ebû Dâvûd (ö. 275/889) tarafından nakledilen Hz. Âişe hadisine göre bu dönemde dört tür evlilik mevcuttu. Bunlardan biri, bugün de yaygın olan meş­ru evlilikti. Buna göre bir kişi evlenmek istediği kızı veya kadını usulü dairesinde velisinden (babası, ağabeyi, amcası) ister, bu arada mehir takdir edilir ve böylece nikâh akdi gerçekleşirdi. Evlilik daha ziyade kabile içerisinde (endogami) olurdu. Yabancı bir kadınla evlenmek pek hoş karşılanmaz, kız çocuklarının bilhassa amcaoğullarıyla evlenmeleri teşvik edilirdi.
Sayfa 77 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
İslamiyet'in ilk yıllarındaki Mekke toplumunda artık kadın ve erkeğin kendilerine ve birbirlerine karşı belli hak ve sorumlulukları vardı. Ancak mekke toplumunda kadın, kocasına göre daha pasif durumdaydı. Mekke toplumunun sosyo-ekonomik ve kültürel yapısının da etkisiyle bir kadının kocasının sözünün üstüne söz söylediği görülmezdi. Ailede koca son derecede etkindi, söz onda biterdi. Ancak Medine tarafında durum biraz daha farklydı. Hicret ile İslamiyet'in Medine'ye intikali sayesinde aile anlayışında yeni bir dönem başladı. Medine toplumunun ekonomisi daha çok ziraat odaklı bir yapıya sahipti. Tarımsal faaliyetlerde kadınlar aktif bir şekilde rol alabiliyorlardı. Bu durum, kadınların daha fazla söz sahibi olmalarına ve top-umsal yaşamda daha fazla etkili olmalarına olanak tanıyordu. Muhacir kadınlar (Kureyşli kadınlar) Medine'ye hicret edince Medineli kadınları başta biraz yadırgasalar da zamanla onlardan etkilendiler. Ensar kadınları hakkında Hz. Aişe (r.anha) şöyle diyor: "Allah ensar kadınlarına rahmet etsin. Onların utanma duyguları, dinlerini öğrenmeye engel olmazdı." (Ahmed bin Hanbel, VI, 148) Ensar kadınları bir konuda sorun yaşadıkları zaman hemen Hz. Peygamber'in (s.a.v.) huzuruna gelip sorarlardı. Hz. Peygamber'e soru soranların hemen hepsi neredeyse ensar kadınlarıydı. Çünkü onlar çok girişkenlerdi. Kureyşli kadınların onlardan etkilendiğini Hz. Ömer şu ifadelerle dile getirecekti: "Biz muhacirler kadınlarımıza hakimdik, sözümüzden çıkmazlardı. Medine'ye gelince gördük ki, Medine'nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar." (Buhari, Nikâh, 83; İbn Aşur, V, 41-42)
Sayfa 116·Kitabı okudu
Peygamberimizin Son Anları
"Ey Aişe! Bu ölüm meleğidir. Bana gelip dedi ki: Allah ancak izin almak suretiyle huzuruna girmemi bana emretti. Eğer bana izin vermezsen huzuruna girmeyecek dünüp gideceğim. İzin verirsen gireceğim. Allah bana ancak sen istersen ruhunu kabzetmem için emir verdi. Bu bakımdan bana ne emrediyorsun?"
Din İslam
"Ey Allah'ın Resûlü ahirette de seninle olacak mıyım?" "Ey Aişe! Bir elbisen eskimeden ikinci elbiseyi alırsan ahirette benimle olamazsın."
Sayfa 79·Kitabı okudu