Deniz kıyısına gidip başımı iyice uzatarak rüzgâra tuttuğum oluyor, buradaki bildiğimiz gibi değil de daha soğuk, buz gibi esmesini isterdim o rüzgârın: Keşke bütün o yıpranmış kelimeleri, alışkanlıkla söylenen yavan kelimeleri içimden üfürüp alsa, ben de hep aynı olan lafların pisliğinden ruhum arınmış olarak geri dönebilsem. Oysa ne zaman konuşmaya kalksam her şey yine eskisi gibi. Özlediğim arınma, kendiliğinden olan bir şey değil. Bir şey yapmalıyım ve bunu kelimelerle yapmalıyım. Ama ne? Kendi dilimden çıkıp bir başka dile adım atmak istiyor değilim. Hayır, askerden kaçar gibi dilden kaçayım demiyorum. Ve kendime bir başka şey daha söylüyorum: Dil yeniden icat edilemez. O zaman benim istediğim ne?
Parayla günahtan arınma sürecindeki kaçınılmaz yozlaşmaya rağmen ceza kılavuzları Hıristiyanlara bedenleriyle ne pahasına ne yapabileceklerini en ince detayına kadar gösteriyordu. Domuzla seks yapmış bir adam, eşiyle anal seks yapmış bir adamdan Tanrı katında daha az suçlu olduğunu bilirdi. Keza bazı bölgelerdeki kadınlar bir adamla oral seks yapmanın o adamı öldürmekten daha büyük bir suç olabileceğini biliyorlardı. Hangi ceza kılavuzlarının gerçekten kullanıldığını bilemeyiz ama pek çok suçlunun yola gelmeye çalıştığını tahmin edebiliriz. Lanetlenme korkusu, ayda sadece birkaç gün seks yapma anlamına gelse bile, bir inançlının kaldıramayacağı kadar ağır bir yüktü. Ceza kılavuzlarının etkili olduğu MS 500'den yaklaşık 1050'ye kadar uzanan dönemde Avrupa'da nüfus artışı azaldı. Sonraki Hıristiyan hukuku çiftlerin daha sık seks yapmasına izin verdiğindeyse artış başladı. Böylesine büyük demografik değişimlerin elbette bir sürü sebebi vardır ama yapılacak her açıklamanın yalın bir hakikati kabul etmesi gereklidir: Nüfus artışı çoğunlukla cinsel ilişkiye bağlıdır. Yeni binyıldan itibaren ceza kılavuzlarının yerini resmi mahkemelerin uyguladığı genel yasalar aldıysa da ceza kılavuzlarının etkisi yüzyıllarca hissedildi. Seksin üzerine pis bir koku çöktü ve biz hâlâ o kokuyu alabiliyoruz. Daha 1980'de Papa II. Jean Paul, eşlerine karşı tutkulu cinsel arzu besleyen evli erkeklerin ahlaken zina suçu işlediklerini beyan etti; bu tutumun izleri doğrudan ortaçağın başlarına ve ceza kılavuzlarının kasvetli ahlak evrenine kadar gider.