Ve şimdi sen, ey İbrahim gibi Mina'ya ulaşmış insan! Kurbanlığını getirmiş olmalı, ta başından İsmail'ini Mina'da kurban etmek için seçmiş olmalısın.
Senin İsmail'in kimdir? Nedir?
Kimsenin bilmesine gerek yok. Sadece sen bilmelisin ve bir de Allah!
Senin İsmail'inin, kendi çocuğun olması mümkündür. Bu, tek evlâdın olmaya da bilir. Çocuğun olabileceği gibi karın, kocan, işin, şöhretin, şehvetin, gücün, iktidarın, mevkiin, makamın... da olabilir.
Dudaklarım durmadan hareket etmesine rağmen ağzımdan tek geliyor çıkmıyordu. Sam, " Ne oldu Mina? Sorun nedir?" diye dorarken, benim tek düşünebildiğim şuydu. Bana buzdan bahset, bana buzda bahset.
Ilk romanınız "Tu" (Sen)'den son romanınız "Ronî Mina Evîne Tari Mina Mirinë” (Aşk Gibi Aydınlık-Ölüm Gibi Karanlık)'a gelene kadar edebi dünyanızda ne tür değişimler oldu? Anlattığınız kahramanlar hangi noktada birleşiyor ve onları ayıran özellikler nelerdir?
...
Romanın mefhum ve kavramları evrenseldir ama renkleri ve motifleri yereldir. Bu nedenle romanlarımın kahramanları, son derece trajik olan ortak Kürt kaderinin çaresiz, yenik düşmüş sesleridir. Şahıs ve öykü olarak, serüven olarak çok farklı olsalar da kaderleri ortak; çaresizlik, acı, keder, özlem ve umut. Çaresiz bir insan, çaresizliğin demir ağlarını parçalamak için ne yapar? Özlem, sürgün nedir ve bunlar insanın başına neler getirir? Yaşamında ağır bir darbe yemiş bir insan nasıl tekrar ayağa kalkar, ayağa kalkmak için neler yapar? Bu tür insanların hep yaşadığı acı ve özlem nasıl bir acı ve özlemdir, acı ve özlem bu çaresiz insanlar için ve insanlık için ne ifade eder? Aydınlar, entelektüel çalışma; çaresiz diller, halklar ve insanlar için ne ifade ediyor? Ezilen insanlar için umut nedir, bu tür insanlar umudu nasıl yaşar, umudu nasıl çaresiz ve baskı altındaki yaşamlarının bir parçası haline getirirler? Başından günümüze kadar romanlarımın ana sorularından bazıları işte bunlar. Toplumun değişik kategorilerinden gelen kahramanlarımın da bu soruların sahibi sorunlu insanlar...
HACC
Hacc tecrübesi bana neler öğretti.
Kişi hacca giderken kendi kendine "hacc ne demektir diye sormalı ve haccın Allah'a doğru yükselmesi olduğunu bilmelidir." Hacc ibadeti pek çok şeylerin aynı anda gösterisidir.
Gösteride Allah, sahnenin yöneticisidir. Adem, İbrahim, Hacer ve şeytan başlıca karakterleridir. Sahneler Mescid'ûl Haram, haram bölge[Mıntıka-i Haram] meş'a [Safa-Merve arası]Arafat, Meş'ar [Arafat'la Mina arasında hacıların gece kaldığı ve şeytan taşlamak için taş topladığı yer] ve Mina’dır. Önemli semboller Kâbe, Safa, Merve, gündüz, gece, güneş ışığı, güneşin batışı ve kurbandır. Kostüm ve makyaj ihram, halk ve taksirdir. Hacc'a giden kişiler erkek, kadın, genç ve yaşlı siyah beyaz ne olursak olalım Allah'la şeytan arasındaki karşılaşmada Adem İbrahim ve Hacer'in rolü tarafımızdan oynanır. Hacc'da şunlar şöyle yapılmalı böyle yapılmalı gibi şeylerden ziyade Hacc'ın Müslümanlara niçin farz olduğu üzerinde durulup öğrenilmesidir.
Boş Bir Felsefeyi Red
Hayat yaşadığımız şekliyle tiyatroyu andırır. Kişi gayesiz, gece ve gündüzleri izler. Gün be gün yaşamayı temel kabul eden insanın yönü yoktur. Amacı sadece yaşamaktır. "Yaşayan bir bedende ölü bir ruhtur var olan. Ama Hacc olayı bu sağlıksız durumu değildir. İnsan Hacc'a gitmeye karar verdi mi gerekli adımı attı demektir. Hacc'ı gerçekleştirme yoluna girilmiştir. Hacc gayesizliğin karşıtıdır. Evinden çıkacaksın Allah'ın evini [BEYTULLAH] veya insanların evini ziyaret et, çevreni terk et, pak topraklara git orada Meş'ar-i Haramın cana can katan seması altında Allah'la [CC] karşılaşabilirsin. Çektiğin yabancılıklar bitecektir. İnsan sonunda kendini bulacaktır.
Allah'a Ulaşma
Hacc, haram aylardan Zilhiccede yapılır. Mekke toprağı asûde ve huzur doludur. Çöl korku nefret ve savaşın yerine barış ve
Zaten Arafat nedir? Marifet diyarıdır. Müzdelife ya da bir diğer adıyla Meş'ari'l-Harâm, şuur diyarıdır. Mina ise aşk diyarıdır. Bir yerde marifet varsa, orada şuur olur; marifet ve şuurun buluştuğu yerde ise aşk olur.