Uçurtma Avcısı
Onları dinlerken, kim olduğumun, ne olduğumun aslında Baba tarafından, onun insanların yaşamında bıraktığı iz tarafından belirlendiğini fark ettim. Bütün hayatım boyunca, 'Baba'nın oğlu' olmuştum. Ama o artık yoktu. Bana yolu gösteremezdi artık; bundan böyle yolu kendim bulmak zorundaydım.
Sayfa 178 - Everest Yayınları·Kitabı okuyor
Ahmed Yesevî'nin İbrahim adında bir oğlu vardı, bir de güzel bir atı. Buyurmuşlardı ki; Her kim çocuğumun ölüm haberini getirirse, atımı o haberi getirene şükrane olarak vereyim." Savran halkı bu haberi duyunca çok sevindiler. Bir gün Ahmed Yesevînin biricik oğlu İbrahim'i bir ağacın dibinde uykuda bulup başını kestiler ve İbrahim'in kesik başını bir havluya sararak Ahmed Yesevî'nin önüne getirip bırakıverdiler. Ahmed Yesevî getirenlere “Bu getirdiğiniz nedir?” diye sordu. Savranlılar getirdiklerinin yeni yetişmiş, turfanda kavun olduğunu söylediler. Ahmed Yesevi Savranlıların yaptık-ları işi anlamakla beraber yine de vaat ettiği atı verdi.
Sayfa 304·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çağrıldığımız isim adeta şahsiyetimizin bir parçasıdır. Kültürümüzün tarihî seyrine bakıldığında, 'ad koyma'nın önemli ananelerimizden biri olduğu görülür. Her anne-baba, çocuğuna en güzel ismi koymak arzusundadır. Ama, kimi zaman, aksilikler, ebeveynin bu arzusuna mani olur. Sezai Karakoç'un isminde de böyle bir karışıklık göze çarpar. Ama O, yapılan bu yanlışlıktan şikayetçi değildir. Daha çok Sezai ismiyle maruf olan Karakoç, adının konmasıyla ilgili olarak hatıralarında şunları yazar: "Ismim, babamım koyduğu ad, Muhammed Sezai'dir. Kur'an-ı Kerim açılarak konmuş ismim. O zamanlar, her ismin bir de mahlası olurdu. Isim, genellikle, peygamber ya da sahabe, veli adından alınırdı. Mahlas ise genellikle farsçadan. Ismim Muhammed, mahlasım Sezai oluyor. Sezai'nin anlamı da, aşağı yukarı Muhammed'le aynı. Sanki onun farsçası. Böylece hem adım, hem mahlasım, Peygamber Efendimizin isminden alıyor lałzını ve anlamını. Bir başka vesileyle de, Peygamber Efendimizin Ahmet ismiyle şerefleniyorum. Ahmet de ağabeyi- min ismiydi. Nasıl olduğu bilinmiyor, benim nüfus kaydım Ahmet Sezai, ağabeyimin de Mehmet Şefik olarak yapılıyor. Hep evde, okulda, sokakta, arkadaşlarım arasında Sezai diye çağrılıyorum."
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Biyografi
Baba Lost’u da yazmış zamanında
Shakespeare'in son oyunlarından farklı olarak, burada işlenen konunun ana hatlan çok yalındır: Milano Dükü Antonio'nun, Napoli Kralı Alonso'nun ve oğlu Ferdinand'ın bindikleri gemi korkunç bir fırtınaya tutulup batar. Denize dökülenler, ıssız görünen, ama aslında Prospero ile kızı Miranda'nın yaşadığı adaya çıkarlar. Prospero'nun yaptığı açıklamalardan, bu fırtınanın Prospero'nun doğaüstü gücünden kaynaklandığını öğreniriz.
Sana yazdığım mektubun ucunu bu sefer bilerek yakmıyorum Osman. Kafam bozuk, üstüme gelme. Asgar Farhadi'nin Bir Ayrılık filminde, evi terk eden karısının ardından kızıyla yalnız kalan baba, evvelinde tüm ev işlerini karısının üstüne yıkmış bir hıyar oğlu hıyar olduğu için, çamaşır makinesini nasıl çalıştıracağını bulamaz. Kızına sorar çaresizce. Çocuk da, "Annem dörde ayarlıyordu" gibi bir şey söyler. "Tamam," der baba, "Bundan sonra her şeyi dörde ayarlıyoruz." İzlediğimden beri sık sık aklıma gelir bu sahne. Ayrılık ya da ölüm, fark etmez, bir yokluğun üstüne her şeyi yeniden yaşanabilir bir vakte ayarlamak gerekir, çok iyi biliyorum. Mekanizmamı söktüm baştan kuruyorum, bana bundan sonra saat hep dört Osman.
1K
İbrâhim aleyhisselâm Kur'an-ı Kerîm'de hayatı ve tebliğ faaliyetleri hakkında bilgi verilen büyük peygamberlerden biridir. Onun hakkındaki en eski bilgiler Tevrat'ın Tekvîn kitabına dayanmaktadır. Burada verilen bilgilere göre onun ismi önceleri "yüce baba" anlamında Abram idi. Fakat daha sonra bunun yerine Tanrı ona "milletlerin babası" anlamına gelen Abraham (İbrahim) ismini vermiştir (Tekvîn, 17/5). Soy kütüğü, babadan oğula doğru Nûh, Sâm, Arpagşad, Şelah, Eber, Peleg, Reu, Seruc, Nahor, Terah, Abram (İbrâhim) şeklinde gösterilir (Tekvîn, 11/10-26). Tevrat'a göre Hz. İbrâhim Mezopotamya'da, Keldânîler'in Ur şehrinde doğmuş; eşi Saray (Sâre), babası Terah ve diğer akrabalarıyla birlikte buradan Harran'a gitmiş; babası burada ölmüş, kendisi de Tanrı'dan aldığı buyruk üzerine eşi Sâre ve kardeşinin oğlu Lût ile birlikte Filistin'deki Ken'an diyarına (Filistin) göç etmiştir. Tanrı'dan, bu ülkenin kendi soyuna verileceği müjdesini alan İbrâhim, ülkede başgösteren kıtlık yüzünden eşiyle birlikte Mısır'a gitmiş, orada Hâcer kendisine câriye olarak verilmiş, daha sonra tekrar Ken'an diyarına dönmüştür. Yine Tevrat'ın verdiği bilgilere göre İbrâhim'in Sâre'den çocuğu olmayınca onun isteğiyle Hacer'le evlenir ve seksen altı yaşındayken ondan oğlu İsmail (Tekvîn, 16/16), 100 yaşına geldiğinde de Sâre'den İshak dünyaya gelir (Tekvîn, 21/6). Sâre'nin kıskançlığı yüzünden Hâcer oğlu İsmail'i alarak Paran çölüne gidip orada yaşamak zorunda kalır (Tekvîn, 21/8-21; İsmail, İbrânîce'de "Allah işitir" anlamına gelen Yişmael isminin Arapça'da telaffuz edilen şeklidir). Öte yandan İbrâhim, ilâhî iradeye boyun eğerek İsmail'i kurban etmek istemesiyle Tanrı'nın takdirini kazanır (Tekvîn, 22/1-13) ve kendisine soyunun göklerdeki yıldızlar, denizdeki kumlar kadar çoğalacağı vaad edilir.
Sayfa 205 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 9. Baskı·Kitabı okudu
Din