İsterdim bu eski yerde seninle
Baş başa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde ... Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevi ahenk.
Bir ilah uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
Belki de rüyası büyük cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin
İnsan gömmek istiyor. İnsan baş edemeyeceği kadar büyük olduğu için bilinç düzeyini taşıyamadığı şeyleri zihninin çok derininde bir yere gömmek istiyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Geceleri gökyüzüne baktığımda kainatın düzeni içerisinde ne kadar minicik ,önemsiz olduğumuzu fark etmek beni sarsıyor. Eskiden yaşamış insanların kendi önemsiz duygularıyla baş edebilmek için biz insanları çok önemseyen ve her adımımızı yakından takip eden bir tanrı yarattığı ı bence çok açık.
Zaman zaman bir yerlere gitmek, buradan kaybolmak istiyordu. Hatta sırf düşünceleriyle baş başa kalabilmesi, nerede olduğunu kimsenin bilmemesi için, kasvetli ıssız bir yerde olmaya bile razıydı.
Avrupalılar, rüşvet verip kapitülasyonlara istedikleri maddeleri koydurmakta idiler. Bundan yararlanıp İzmir limanından yasağa rağmen "sefinelerle buğday alıvermekte" idiler. Tabii bu buğdayın bir kısmını Venedikliler almaktaydı. Şeyhülislâm Behâyî bunu önlemek için durumu veziriâzama bildirdi ve İngiliz konsolosunun azlini istedi. Bu meselede arada anlaşmazlık çıktı, sorun büyüdü. Müfti, Galata'da oturan İngiliz elçisini huzuruna çağırdı, konsolosu azledin, diye ısrar etti. Balyosun karşı çıkması üzerine kendisini yumrukladı ve hapse attırdı. Müfti ile arasında anlaşmazlık olduğundan vezir bir önlem alamadı. İngiliz elçisi, adamlarını ocak ağalarına ve vezire göndererek, hapisten çıkarılmasını istedi. Ağalar, bir müderrisin reyine baş vurdular ve elçiyi serbest bıraktılar. Şeyhülislâm Behâyî Efendi de ağalar aleyhine ağır konuşmuştur: "Ağalar dediğin herîflerin bu tasallutu (haksız egemenliği) nedir, böyle kalur mı zannederler" diye meydan okudu. Ağalar, “İngiltere büyük devlettir, bu zamanda bu devletle barışı bozmak doğru değildir" diye müftiyi yatıştırmaya çalıştılar. Behâyî gönderdikleri Sarı Kâtib'e, ağalar hakkında hiddetle konuştu: "Onların umûr-i dînde müdahaleleri nedir, niçün hadlerini bilmezler ... şimden sonra bu şehirde icra-yi Şer' nice mümkündür" diye meydan okudu (Şerîatça harbî sayılan Hıristiyanlara verilen kapitülasyonları ve her değişikliği şeyhülislâmın fetvâ ile onaylaması bir kuraldı).
Sayfa 114 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu