Puan vermedi
Bazen bir hikaye sadece olağanüstü güçleri anlatmaz.İnsanın yıllarca sessiz kaldıktan sonra kendi hayatını değiştirme cesaretini bulmasını bunun için neleri göze alabileceğini anlatır. İfrit — Leigh Bardugo Kitap Luzia'nın hayatı üzerinden ilerliyor. Başkalarının hizmetinde çalışan sıradan bir hayat yaşayan genç bir kadın. Kimsenin önemsemediği bu hayat sahip olduğu gizli yeteneklerin ortaya çıkmasıyla tamamen değişiyor.Bir anda kendisini daha önce sadece uzaktan baktığı insanların arasında buluyor. Ancak hikaye ilerledikçe Luzia'nın karşısına çıkan şey sadece fırsatlar olmuyor. Güç sahibi insanların oyunları,saklanan sırlar ve tehlikeli seçimler de hayatının bir parçası haline geliyor.Çünkü bazen insanların seni fark etmesi görünmez kalmaktan daha zor olabiliyor. Kitap aslında tam olarak bunun üzerine kurulu. Hayatta bir yer edinmeye çalışmak,özgür olmak istemek ve bunun için verilen mücadele... Hazırsanız... Kaderinin çizdiği yoldan çıkmaya çalışan genç bir kadının,güç ve özgürlük arasında sıkışan hikayesine yaklaşabiliriz... Belki de insanın hayatını değiştiren şey sahip olduğu güç değildir.O güce ulaşmak için vermek zorunda kaldığı mücadeledir....
İfritLeigh Bardugo · İthaki Yayınları · 2026147 okunma
6/10
·128 syf.··
2026 55. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 08:48
Vampirler çocukluğumdan beri en eğlenceli bulduğum doğaüstü figürlerden biri. Bu sebeple kitap çok ilgimi çekti ve uzun süredir listemdeydi. Osmanlı tarihiyle vampir mitolojisini bir araya getiren bir çalışma. Üstelik popüler kültürdeki vampirlerden değil, Osmanlı coğrafyasındaki halk inanışlarından, fetvalardan ve tarihî kaynaklardan söz ediyor olması beklentimi daha da yükseltti. Kitabın en sevdiğim tarafı da bu oldu. Yazar, vampir meselesini fantastik bir kurgu olarak değil, Osmanlı toplumunun korkuları ve folkloru üzerinden ele alıyor. Evliya Çelebi’nin aktardığı olaylardan şeyhülislam fetvalarına kadar uzanan geniş bir kaynakça kullanılmış olması, çok güzel olmuş. Bugün “vampir” dediğimiz kavramın aslında Osmanlı coğrafyasındaki halk inanışlarıyla nasıl iç içe geçtiğini görmek benim için oldukça keyifliydi. Fakat kitabı bitirdiğimde aklımda kalan ilk şey maalesef bu olmadı. Beni en çok zorlayan nokta, metnin sürekli aynı fikirleri farklı örneklerle yeniden anlatmasıydı. Akademik bir çalışma olduğu için bazı tekrarlar elbette kaçınılmaz, ancak bir noktadan sonra yeni bir bilgi edinmek yerine okuduğum şeylerin etrafında dönüp durduğumu hissettim. Sürekli aynı şeyi okumaktan çok sıkıldım. Her yeni bölümde farklı bir kapı açılmasını beklerken, çoğu zaman aynı koridora geri dönmüş gibi oldum. Konusu gerçekten özgün, emek verilmiş ve çok sık karşılaşılmayacak bir alanı ele almış. Belki biraz daha kısa tutulsaydı ve sıkı bir editörlükten geçseydi daha bilgilendirici ve akıcı olabilirdi. Sonuç olarak Osmanlı Vampirleri kötü bir kitap değil. Eğer halk inanışları, folklor ve Osmanlı kültür tarihi ilginizi çekiyorsa okunabilir. Fakat benim gibi okurken sürekli yeni bir şey öğrenmeyi ve metnin kendini tekrar etmemesini bekliyorsanız, muhtemelen siz de benim yaşadığım
Osmanlı VampirleriSalim Fikret Kırgi · İletişim Yayıncılık · 2018124 okunma
Aşkla kal...
9/10
·312 syf.··
2026 9. kitabı
Spoiler içerebilir.... Bazı kitaplar vardır, sadece okunmaz; yaşanır. "Aşkla Kal", benim için zamanın durduğu, bildiklerimi unuttuğum ve sadece hissettiğim o özel duraklardan biriydi. Derya’nın derinliklerinde nefesimi tutarken, Burak’ın kelimelere sığınan o mahcup yalnızlığında kendimi buldum. Biraz konudan bahsedeyim: "Kitap, geçmişlerinde yaşadıkları büyük kayıplar, terkedilişler ve derin hüzünlerle yolları kesişen iki yaralı ruhun, Derya ve Burak’ın hikayesini, hayata ve aşka yeniden tutunma çabasını konu alıyor. Deniz tutkusu ile babasının kaybı arasında sıkışıp kalan Derya ve kelimelere sığınan Burak; aslında birbirlerinin yaralarını sararken, kendi iç dünyalarındaki yıkımlarla yüzleşiyorlar. İkilinin ortak kaderi olan ölüm ve ayrılık temaları, onları aslında yeni bir başlangıca, bir "iyileşme yolculuğuna" sürüklüyor." Ben, Onların Arasında Bir Yerdeyim: Bu romanda ben de Derya’yla beraber derinlere daldım. Bazı yerlerde nefesimi tuttum, bazı yerlerde yalnızdım ve onunla beraberdim. Bazı yerlerde ise Burak ile beraber ölüme yaklaştım. Yazarın kalemine o kadar hayran kaldım ki, belki de iki karakterin bu hüzünlü ama bir o kadar da dirençli hali, içimde asıl "ben"i oluşturuyordu. Derya’nın su altındaki o derin sessizliği ile Burak’ın gecekondusundaki kelime yığınları arasında, kendi hayatımı sorguladım; amaçlarıma ve hayallerime odaklandım. Bu kitabın beni neden bu kadar derinden etkilediğini belki tam olarak açıklayamıyorum ama şunu biliyorum: "İnsan, kendi enkazından nasıl yeniden doğabileceğini bir başkasının hikayesinde gördüğünde, o hikaye artık onun bir parçası oluyor. Burak’ın, o boş sayfaları olan "Aşk’la Kal" kitabını Derya’ya hediye etmesi, aslında ikisinin de hayatındaki beyaz sayfaları temsil ediyordu." Kitabı okurken, o boş
Edebiyat
Aşkla KalKahraman Tazeoğlu · Destek Yayınları · 20164,509 okunma
6/10
·252 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:00
Haziran ayı şerefine genelde "pride" temalı kitaplar okumak istediğim için kendi edebiyatımızdan kendi ülkemizin gerçeklikleri ile dolu bir hikaye okumak istedim ve bu sebeple ekledim listeme "Annemin Bilmediği Her Şey"i. Kitap, belki de hepimizin en çok korktuğu şeylerden birini merkez alıyor, hafıza kaybı. Baş karakterimizi, yaşamış olduğu hafıza kaybı sonrasında görüyoruz ve etrafındaki herkes ona kim olduğunu kendi gerçeklikleri ile anlatıyor. Fakat herkesin gördüğü, bildiği ve olmasını istediği gerçeklik, gerçek midir? Böyle bir durumda kime güvenmeli? Kim gerçeği söyler? Açıkçası söylemem gerek ki yaşananlar çok yakın bir geçmişteki zaman dilimini konu aldığı için bayıldım. Okurken çok gerçek hissettirdi, inanılmaz beğendim. Bizim ülkemizin, bizim yaşantımızın bir parçasıydı her şey. Böylesine gerçek bir zaman dilimine ait bir hikaye okumak bana çok iyi geldi. Bizim ülkemizde, kuir bireylere karşı olan yaklaşımın ne denli kötü ve rahatsız olabileceğini de ana karakterin çocukluğuna dair satırları okuduğumda daha net anladım. Yazarın sistem eleştirisi, aile kavramına dair kurduğu cümleler ve toplumda dayatılan o sözde düzene dair yorumları beni inanılmaz etkiledi. Çok güzel bir açıdan insanların ve toplumun iki yüzlülüğünü bizlere göstermiş. Kesinlikle takdir ettiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Kurgu olarak kuir temasından bağımsız olarak da ele aldığımızda, yazar hafıza kaybı yaşayan bir insana gerçekten en gerçek doğruyu kim söyler, bunu sorgulamamızı sağlıyor. En gerçek ve dürüst olan kişinin bile söylediği yalanlar olacaktır, bu acı gerçeklikle yüz yüze gelmemizi sağlıyor. Annesi oğlunu olmasını istediği evlat olarak aktarıyor ona, babası ise iyi bir babaymış gibi. Herkes bu "hafıza kaybını" kendi lehine çevirip geçmişi bir şekilde telafi etmeye ve idealize
Annemin Bilmediği Her ŞeyArda Erel · İnkılap Kitabevi · 0247 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 29. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 12:12
Bazı kitaplar bir hikâye anlatır, bazıları ise insanın kendi hikâyesini yeniden düşünmesine neden olur. Rachel Cusk'ın Çerçeve adlı romanı ikinci gruba giriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey karakterler ya da olaylar değil; insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin ne kadar karmaşık olduğu gerçeğiydi. Çerçeve, klasik roman anlayışını büyük ölçüde reddediyor. Okur olarak bizi büyük olayların peşinden sürüklemiyor. Bunun yerine farklı insanların hayatlarına kısa süreliğine misafir oluyor, onların anlattıkları üzerinden insan doğasını anlamaya çalışıyoruz. Aslında romanın gerçek kahramanı tek tek insanlar değil; insanın kendisidir. Her anlatı, insan olmanın başka bir yüzünü gösteriyor. Kitap boyunca altını çizdiğim cümlelerin ortak noktası, insanın en büyük mücadelesinin dış dünyayla değil, kendi yanılsamalarıyla olduğunu göstermesiydi. Cusk, bize kusursuz hayatların olmadığını, başarının sürekli yeniden inşa edilmesi gerektiğini, buna karşılık başarısızlıkların insanı hiç terk etmediğini hatırlatıyor. Bu düşünce bana Stoacı filozofları anımsattı. Çünkü insanı güçlü yapan, yaşadığı olaylar değil; o olayları anlamlandırma biçimidir. Romanın en çok düşündüren tarafı ise hakikat meselesiydi. Her karakter aynı hayatı yaşamıyor; hatta benzer olayları yaşayan insanlar bile tamamen farklı gerçeklikler kuruyor. Burada insanın yalnızca yaşadığıyla değil, yaşadığını nasıl anlattığıyla da var olduğunu görüyoruz. Belki de Cusk'ın asıl söylemek istediği şey, hayatın olaylardan değil, anlatılardan oluştuğudur. Çerçeve'de sıkça karşılaştığım bir başka tema ise özgürlüktü. Ancak bu özgürlük, modern dünyanın bize vaat ettiği sınırsız seçenekler değil; insanın kendi hakikatiyle yüzleşebilme cesaretidir. Çünkü insan çoğu zaman başkalarını kandırmadan önce kendisini kandırır. Kitapta
ÇerçeveRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 2016389 okunma
Puan vermedi·119 syf.··
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:13
Françoise Sagan'ın Hoş Geldin Hüzün romanı benim için akıcı ve kolay okunan bir eser olsa da, özellikle finali konusunda bazı soru işaretleri bırakarak bitip giden bir kitap oldu. Karakterlerin neyi neden yaptığıyla ilgili motivasyonları konusunda ikna olamadım. Belki psikolojik tahlillerin daha yoğun verilmesini istediğim içindir bu. Mesela Cecile’in ne istediğini , ne yapmaya çalıştığını anlamadım. (Babası Elsa’ya mı dönsün istiyor, yoksa Annie’ye haddini bildirmek mi? Cyril’den gerçekten hoşlanıyor mu eğer öyleyse onu nasıl bir oyunun içine çekiyor?) Anlamak istesem de kurduğu plan bencilce olduğundan, etrafındaki kişileri buna alet ettiğinden ona hak veremedim. Yaptıklarını karakterimizin ergenlik döneminde yaşadığı hezeyanlar sonucunda ortaya çıktığını varsayıyorum. Gelelim Annie’ye. Anne'i kötü niyetli bir karakter olarak görmesem de , Cecile’ e olan müdahelelerinden dolayı kendisinin erken bir ebeveynlik rolünü üstlendiğini hissettim. Zaten Cecile de bunu özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik bir müdahale olarak düşündüğünden çocukça saçma bir oyunun içine girip Annie’nin canını yakmak istiyor. Babası , hoşlandığı çocuk kimse umrunda değil gibi. Bu oyunun ne kadar tehlikeli bir hal aldığını hikayenin sonunda okuyoruz zaten. Anne'in ölümü teknik olarak bir kaza olsa da, bu kazaya giden sürecin zeminini hazırlayan kişinin Cécile olduğu kanaatindeyim. Anne yaşadığı duygusal yıkımı yaşamamış olsaydı o yolculuğa çıkmayacak ve kaza da gerçekleşmeyecekti. Bu nedenle Cécile'in sorumluluğunu tamamen göz ardı etmek mümkün değil. Buna rağmen Cécile'in yaşananları "sadece bir kaza" olarak görmeye çalışması, suçluluk duygusundan kaçma çabasından başka bir şey değil . Kitabın sonunda yaşananlara rağmen karakterler yeterince derin bir yüzleşme yaşamıyor. Daha farklı bir son
Hoş Geldin HüzünFrançoise Sagan · Everest Yayınları · 201548 okunma