Kızlar bana imrenirdi ben de onlara. Onlar serbest kalmak, özgür olmak isterdi. Bense birileri beni önemsesin,önemsedigini göstersin, dört gözle koruyup kollasın isterdim.
Başımı göğe kaldırıyorum, Şimal Yıldızı'nı arıyor gözlerim. O kayıp. Bense birilerinin giderken ardında bıraktığı çığlık gibi hayattayım.
Gökyüzü, bütün yıldızlar sönmüş gibi karanlık. Hakkıdır matem, tutsun.
Yağmur yağıyor. Yıkamıyor ama hiçbir şeyi. Onun da alacağı olsun.
Yaşadığına bile emin değildi, bir ölü gibi yaşıyordu çünkü. Bense ellerim boş gibi duruyordum, ama kendimden de, her şeyden de emindim, ondan daha emindim, hayatımdan da, gelmek üzere olan şu ölümden de emindim. Evet, bundan başka şeyim yoktu. Ama hiç değilse, bu gerçek beni nasıl kavramışsa ben de onu öylece kavramış bulunuyordum. Haklıydım, şimdi de haklı bulunuyordum, hep haklı olacaktım. Şimdiye kadar şu şekilde yaşamıştım. Şimdiden sonra da bu şekilde yaşayabilirdim. Şunu yapmış, bunu yapmıştım. Filân şeyi yapmamıştım, ama falan şeyi de yapmıştım. Daha ne olmak ihtimali vardı? Hayatım boyunca bu dakikayı ve cezaya çarptırılacağım bu şafak saatini beklemiştim sanki. Hiçbir şeyin, ama hiçbir şeyin önemi yoktu ve ben bunun niçin böyle olduğunu biliyordum. Nitekim o da bunun nedenini bilmekteydi. Geçirmiş olduğum bu saçma, boş yaşam boyunca geleceğimin derinliklerinden ve henüz gelmemiş yılların arasından karanlık bir soluk bana doğru yükseliyor; bu soluk, geçtiği yerde, yaşadığım yollardan daha gerçek olmayan o gelecek yıllar için vaadedilen bütün şeyleri aynı hizaya getiriyordu.
Kendimi yatıştırmak için, biz aynı yalnızlığı yaşamıyoruz diyorum içimden. O,insanlardan kaçıyor, onlardan nefret ettiği çok belli; bense, dünyayı daha duru bir bakışla gözlemleyebilmek,belki de daha iyi anlayabilmek, daha iyi kucaklayabilmek için ondan uzak duruyorum.