• İngiliz yazar Ian McEwan'ın bu kusursuz eseri, işlediği konu ve özgün üslubuyla okuru kendisine hayran bırakıyor.

    Konu olarak yüksek divan aile hukuku dairesinin başarılı ve ünlü hâkimlerinden olan Fiona'nın, daha genç bir kadın için terk eden kocasına duyduğu hayal kırıklığı ve kızgınlıkla başlayıp, lösemi hastası Adam Henry adındaki genç bir delikanlının dini inancından ötürü kan naklini istememesi etrafında şekilleniyor.

    Kurgusal anlamda hemen hemen kusursuz olan eserimiz birçok konuda beyin jimnastiği yapıp okuyucunun düşünmesini sağlıyor. Okucuya kendi fikrini asla diretmeyen kitabımız sorular sorup cevabı yine okura bırakır.

    Aile, din, yaşama hakkı, özgür düşünce, sadakat, sevgi, aşk, öfke, kin ve hayal kırıklığına dair birçok konuda fikirler sunan kitabımız 2017 yılında beyaz perdeye aktarılmıştır. Yönetmenliğini Richard Eyre'in yaptığı filmde başrolleri Emma Thompson, Stanley Tucci ve Fionn Whitehead paylaşmaktadır.

    Bu şahane eserin içerisinde birbirinden iyi birçok tespit ve cümle barındırmasına karşın belki de en güzeli şudur: "Oğlan olsun kız olsun, bir insan için en alçaltıcı şey, iyi bir eğitimden ve düzgün bir işte çalışma onurundan mahrum edilmekti."
  • Dünyayı ve insanoğlunu değiştiremezsin. Hiç değilse kendi dünyanı değiştir. “

    Ferit Edgü’nün 1977-1996 yılları arasında tutmuş olduğu ders notlarından oluşan deneme kitabı, her biri birer aforizma olacak cümlelerden oluşsa da, okuyucuyu asla sıkmıyor, bunaltmıyor. Felsefe, sanat, politika, yaşam gibi farklı konular hakkında adeta beyin jimnastiği yaptıran bir kitap.

    Cümlelerin hemen hepsinin, dörtlük ya da mısralar şeklinde yazılmasıyla birlikte, hepsinde bir duygu yoğunluğu hakim. Üstüne oldukça düşünülerek yazılmış bu notlar, okuyucusunu düşünmeye sevk etmekle kalmıyor, onu sanki Edgü’yle birlikte düşündürüyor. Demem o ki, bu kitabı okuyup da düşünmemek mümkün değil.

    Yazılarına dair düşüncesini “Yeni Ders Notları”nda bir Çin atasözüne dayandırır Edgü. “Yazıları uzun okuyun, kısa yazın.” der Çin atasözü. İronik bir yaklaşımla yazarın dilinin altındakinin “sözcük” olduğunu söyleyen Edgü, yanıtını bilmediği soruları da soracak genişlikte bakmayı yeğlemiştir yazma sürecine, “sözcük” ve ”söze” hakkını vermek niyetiyle. Amacını ve zamanını aşan yapıtın dilin “devrimci” ve “siyasal” halleriyle ilintili olduğunu da vurgular bu açıdan. Bireyi “düzen” bir düzene inat bireyin anlatısı savunulmalıdır ona göre. Günlük gerçeklik, yaşam ayrıntıları bir süzgeçten geçerek anlatıdaki yerini en yalın haliyle bulur sonuçta Edgü anlatısında. Yazarın bir başka “minimal” anlatısındaki ironi de bireye yüklenen “kahramanlık” imgesini, mitleştirilen bir dizi kavramı sorgular niteliktedir.


    Ferit Edgü’nün yazınsal yaratıcılıkta izlediği yol -onun Beckett için söylediğini biraz değiştirirsek- “cümlelerle başlayan, sözcüklerle süren, sonunda hecelere ulaşan” bir serüven. Ancak Edgü, hiçbir zaman -her şeye karşın- salt bir formalist olmamıştır.

    Nihayetinde Edgü’nün anlatı evreni cennetten kovulmuş insanın aslında dünya adını verilen cehenneminde yaşamın, ölüm, yanılsama, aşk, coşku, zaferden başka düpedüz sözcüklerle dolu olduğu gerçeğinin farkındalık halidir. Yazmayı eyleme dönüştüren süreç de sözcüğün doğası gereği politik oluşuyla söz konusu olmuştur.

    https://www.soylentidergi.com/...-notlari-ferit-edgu/
  • Her an tetikte olalım. Kötü ihtimalleri bir bir düşünelim. Beyin jimnastiği yapalım. Birkötü ikikötü üçkötü dörtkötü.
  • Aylaklık ile şımarıklığın arasına depresyon koyduğun leziz bir psikolojik sandviçle beslenirsin. Beyin jimnastiği, paradoksal olarak, entelektüel obeziteye yol açar. Yo, zırvalıyorum. İyi ki akademisyen falan değilim. Yoksa yeni yetme aptalları tehlikeli hale getirirdim.
    Murat Menteş
    Sayfa 82 - Marko Montes
  • Luigi Pirandello️Biri,Hiçbiri,Binlercesi



    ️Kitaptaki ana karakter;Moscarda, acayip bir beyin jimnastiği yaparken bize de yaptırıyor.Nasıl mı?
    ️Moscarda'ya bir gün karısı burnunun yamuk olduğunu söyler ve tüm hikaye başlar.Moscarda aynaya bakınca bunun doğru olduğunu görür.Arkadaşı da burnunun yamukluğunu doğrular ve hikaye  buradan sonra bir olay örgüsünden daha çok şu soruya odaklanır;başkaların nazarında bir ben ile benlik için bir ben yaratmak mümkün müdür?Veya bu benliklerden hangisi gerçektir?
    ️İçindeki yabancının ayırdına varışı,bunca zamandır kendi algıladığı benliği ile başkalarının algıladığı benliği arasındaki farktan kaynaklanır.Kendi benliğinin bir bütün olmadığını anladığında ve başkalarının bakışlarına bağımlı oluşunun dayanılmazlığını görünce,Moscarda başkalarının kendine dair oluşturdukları algıları yıkmak için harekete geçer.Algıların dışında davranmaya başlar ve herkesden gelen deli damgasını hedefi için (benliklerini aşıp,bütüne ulaşmak)kullanmaya başlar.Ve etrafındakilerin tanıdığından başka bir portre çizmeye başlar delilikler ve taşkınlıklar yapar.
    ️Kitap da trajik, trajikomik,ironik,bir çok olay okuyoruz.Ama ciddiyetle okuyup sadece tebessüm edebiliyoruz.
    ️️️️️
    #alıntı Hayır işte,arkadaşınız onu görmüyor çünkü siz,onun sizinle aynı şeyi,aynen sizin istediğiniz biçimde görmesi gerektiğini düşünüyorlar,o başka bir şey görüyor.Üstelik gördüğü şeyi kendi istediği biçimde gördüğünden,aksine ona göre asıl kör olan sizsiniz.
    ️️️️️
  • 'Bir insanın aklının biraz kıt olduğunu, en iyi, başkalarına zarar vermeden espri yapamamasından anlarsınız.'

    Fernando Pessoa
  • Bu kitabı alırken polisiye-dedektiflik&gizem romaı olduğunu düşündüğüm için aldım. Kitabı okumaya başlarken de bu düşünceyle, işlenen bir cinayetin ve ardındaki sırrın açığa çıkarılması ve finalde şok etkisi yaratacak bir kurgu ile katil ve açığa çıkan sırrın perde arkası olarak aklımda nedense yer etti. Evet açığa çıkan bir sır perdesi vardı ama bu bir polisiye&dedektiflik kurgusu şeklinde değildi. 17 yıl önce yaşanan trajik bir olayın 3 aileyi nasıl etkilediği, hikayenin merkezinde Anneler, Babalar ve Çocukları ile kasaba sakinleriyle olan ilişkilerini, duygularını ve psikolojik durumlarını ilmek ilmek işleyerek gizemi ve bakirenin ardındaki sır perdesini çok daha merak uyandırıcı hale getirdi. Hikayedeki o kadar karakteri çok güzel işlemesi, kurguda karşı karşıya getirmesi, iç içe sokması ve bir noktada ustaca finale bağlaması takdire şayandı.

    Kitabın temel öğesi bakire'nin ardındaki sır değil aslında bakire'nin trajik ölümünün tetiklediği "hayatlar" desem yanlış olmaz. Zaten bu "hayatlar"ın kesişmesi ve karakterlerin kendileriyle yüzleşmesi sonucu bakire'nin ardındaki sır perdesi yavaşça aralanmaya başlıyor. Bir polisiye kovalamaca yada detektifsel bir yaklaşımla çözümlenerek değil. Her karakterin bir sırrı var ve okuduğunuz her bölümde sırayla bu sırlar ortaya çıkıyor veya kuş yemi gibi önünüze bilgi parçaları veriliyor, siz de karakterler ve geçmişleri hakkında daha fazla şey öğrendikçe puzzle'ın parçalarını bir araya getirmeye çalışarak hikayedeki diğer karakterler hakkında, olay hakkında sürekli tahminler yürütüyor ve kafanızın içinde kendi hikayenizi ve finalini yazmaya çalışıyorsunuz. Okurken hem beyin jimnastiği yaptırması hem de bunu yaparken asıl derdi olan karakterlerin iç dünyasını ve ilişkilerini çok güzel bir şekilde yoğurarak anlatması yazarın anlatım dilinin gücü olsa gerek.

    Sadedece finalin biraz aceleye geldiğini düşünüyorum ki gerçekten de bir anda ne oluyor da burada kendim buldum dedim :) tabi burada yazarın ustaca olayları buraya kadar taşımasının payı var ancak yine de final aceleye gelmiş. Kitabı beğendim, "Aklından bir sayı tut" gibi polisiye bir kitap beklerken psikolojik bir dram hikayesi bulmak hem şaşırttı hem de sevindirdi.