(...) Osmanlı müziğinin başlangıcı, II. Murad devrinden alınır. Bu devir, Türklerin İslâm ailesi içinde şerefli bir temsil makamını elde ettikleri, İslâm inkılâbının Türkler arasındaki 500’üncü yılı sayılabilir.
Doğu Türkleri’nin Herat’ta gerçekleştirdikleri kültür inkılâbının bir benzerini, Batı Türkleri de Bursa’da gerçekleştirmişlerdir. Kendisi de bir bestekâr olan II. Murad, Anadolu’nun Hüseyin Baykara’sı, “devrimci bir padişah”tır. Yeni makamlar keşfeden, yeni çalgılar icâd eden ve yeni eserler ibda eden II. Murad, devrin tanınan müzisyenlerini çevresinde toplamış ve yeni kültür hamlesi için teşvik etmiştir. Hızır bin Abdullah’ın “Edvâr”ı, Bedri Dilşad’ın “Muradname”si bu devirde kaleme alınmıştır. Bu teorik eserlerin yanında, beste çalışmaları, henüz Tebriz, Herat mektebinin tesiri altındadır.
İstanbul’un fethinden sonra, kültür inkılâbının merkezî üssü olmak payesi Bursa’dan İstanbul’a verilecek, bunun yanında Bizans ve Balkan ezgilerinin tesiri de Türk müziğinde yavaş yavaş görünmeye başlayacaktır. Bazıları, bu tesirlerin Türk müziğinin orijinâl fışkırışını geciktirdiğini söylerlerse de, Itrî’ye gelindiğinde, artık müstakil ve devâsâ bir Türk müziğinin ortaya çıkmış bulunduğunu inkâr etmezler. Türk müziğinin Itrî’den önceki bu rüşeym safhasında, II. Murad ve II. Bayezid gibi musikîşinas padişahlar yanında, Şehzade Korkut, Behram Ağa, Benli Hasan Ağa, Şeştarî Murad Ağa gibi önemli bestekârlar görürüz. Yine “tasavvufî musikî” denilen tarzın önde gelen mümessillerinden olarak Hatib Zakirî Hasan Efendi ile -Itrî’nin habercisi ve hazırlayıcısı kabul edilen- Hafız Post gibi isimleri zikredebiliriz.
Selim Gürselgil, TÜRK MÜZİĞİNE GİRİŞ, -Türk Müziğinin Doğuşu ve Gelişmesi-, (I. Dönem, Ocak 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla)