Hümanizm+Nihilizm+Varoluşçuluk
Olumluluk+Boşluk+Sarsıntı--Bulantı
Sartre doğaçlama bilincin adıdır, kelimelere anlam verir. Varoluşçu yaklaşımı ile hiçliği baltalayan, hümanizmi bağlayan bir dili vardır. Dil varoluşluğun içine düşmek isteyenler için iyi ki var! Fırlatıldınız ve dünyadasınız, varsınız...
Sartre'nin hümanizmi bireyseldir, kendini içinde barındırır. Tüm canlılar ne yapmış olursa olsun sevilmesi görüşünden ayrılmış bir görüştür.
Tüm izmleri atarak tek başına özden önce geldiğini iddia ettiği varoluşçuluk ile rengini netleştirmiştir.
Sartre'ye göre bütüncül bir dünya anlayışı mevcuttur. İnsan kendini ötekilerden ayrı tutamaz aynı şekilde insan özgürlüğünü isterken diğerlerinin özgürlüğünü de ister. EŞİT derecede olması önemlidir. Hakkaniyetçilik(özgecilik) bu görüşe göre doğru bir tanımlamadır. İnsan kendi iyilik hali için diğerlerinin iyiliğini ister. Kendi özgürlüğü için başkalarının özgürlüğünü de ister.
Sartre'nin özgürlüğü, bir kafesten çıkmak ve uçmak istiyorsan geriye kalan öteki kafeslerin kapısını da açmak gerektiğidir.
Bu kitap ağır ilerleyen, ağır ilerlerken bile zevk veren, yalnızlığı çok iyi anlatabilmiş bir kitaptır.
Okumadan önce varoluşçuluk ile ilgili biraz bilgi sahibi olmanız gerektiğini düşünüyorum.
"Kaşınmayan yeri kaşımayın"
Adolph Meyer
Siz kaşıyor musunuz varoluşunuzu? Kusacaksınız iyi yaşamayı öğrenene kadar iyi ölmeyi öğrenemeyeceksiniz..
Varolmayı unutabilmek için metafizik dalgalar üzerinize geldiğinde atlıyor musunuz? Sürükleniyor musunuz? Sürükleniyorsanız sıradan hayatın sıradan canlılarısınız tıpkı bir karnabahar gibi, armut gibi, elma gibi.. Düşünmeden varolmayı düşünebilir misiniz varolmayı?
Varım ve düşünüyorum. Yüzüme çarpan akşam serinliğini, denizin tuzlu kokusunu, terlediğim zamam esen rüzgarın okşayışını,
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128,1bin okunma
Bir gece yarısı uyandığında yatağından kalk, şöyle yıldızlara bir bak. Düşün!..
Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor, terke mâni olan ne?
“Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı.”
(Ali Şeriati)
Yukarıdaki satırların yazarı Ali Şeriati ile üniversite yıllarında tanışmıştım. Bir arkadaşım, aslında şimdi düşününce pek de sevememiş olduğum bir arkadaşım, bana İnsanın Dört Zindanı kitabını önermişti ve hatta okumam için ödünç vermişti.
İnsanın dört zindanı neydi sizce? Bir insanı sınırlayan, insanlığından, yeteneğinden, gelişiminden, yaratıcılığından alıkoyan neydi, ne olabilirdi?
Ali Şeriati bu dört zindanı şöyle açıklıyor: 1- doğa/tabiat zindanı 2- tarih zindanı 3- toplum zindanı 4- benlik/kendim zindanı
İnsan bu dört zindanda aynı Platon’nun mağarasındaki gibi elleri ayakları zincirli beklemektedir. Ne zaman ki bu zindanlardan sırasıyla mücadele ede ede kurtulur, o zaman hidayete erer.
Tabiat zindanından insan alet yaparak, bilimsel buluşlar yaparak kurtulur. Tarih zindanından hakiki tarihi bularak ve tarihin yükünü bir yana bırakarak kurtulur. Toplum zindanından “aman el ne der” putunu yenerek kurtulur. En son put, en zorlu zindan ise beklenildiği gibi benlik/kendim zindanı olur.
Beni en çok düşündüren zindan ise bu benlik/kendim zindanı oldu.
Bir insan benliğinin yükünden, kendinden kurtulmak için ne yapmalıdır ki? Bunu hiç bilemedim. Belki kendimden kaçmayı tercih ettiğim için belki de gücüm elvermediği için.
Oysa çok da okudum konu hakkında.
Schopenhauer insanın bir iradesi olduğunu, bu yaşam iradesini ezmeden insanın mutlu olamayacağını söylüyor. Ona göre insan hayvani özelliklerini bırakıp felsefi konulara ilgi duyduğunda kendini yenebilir, kendi dışına çıkıp kendine