• BİZ BİRİZ

    Aynı bağın üzümünü
    yemedik mi
    Aynı derenin suyunu içip
    Aynı başak tanesinden yaptığımız
    ekmeği bölüşmedik mi
    İlk kurşunu birlikte atmadık mı
    İzmir’de
    Çanakkale’de,
    Conkbayırı’nda
    Antep’te,
    Afyon’da,
    Akhisar’da
    dedelerimizin dökülen kanları nehir olup birlikte akmadı mı denize
    Her taşa her toprağa birlikte akıtmadık mı alın terimizi
    Fırat da kaybolan koyunun hesabını birlikte
    Sormadık mı
    Aynı denizde balık
    Aynı derede çakıltaşı olmadık mı
    Su içerken kaldırıp kafamızı
    birlikte bakmadık mı gökyüzüne
    Serçe misali
    Nasrettin hocayla gülüp
    Serezin Esnaf Çarşısı’nda,
    Ankara garında birlikte ağlamadık mı
    Köroğlu ile birlikte baş kaldırmadıkça mı zalime
    Dadaloğlu, Karacaoğlan olup birlikte türkü söylemedik mi Torosun dağlarında
    Aşık Veysel olup uzun ince bir yolda birlikte yürümedik mi
    Yunus olup birleşmedik mi hakta
    Birlikte isyan edip birlikte çıkmadık mı dağlara
    Çakırcalı olup, ince Memed olup
    Birlikte oturmadık mı yaktığımız ateşlerin etrafında
    Kınalı kuzularımız için birlikte ağlamadık mı
    Birlikte asılmadık mı darağaçlarında Deniz olup, Şeyh Bedrettin olup
    Nazım Ustanın dediği gibi
    Yârin yanağından gayri
    her yerde
    her şeyde
    hep beraber...

    Güventürk Kalaslıoğlu
  • Asi çakıltaşı serisinin ikinci kitabı olan reyc, birbirlerinin acılarına tutunarak, ruhlarını hayatta yaşatmaya çalışan iki gencin, iki aşığın hikayesini anlatıyor.
    Çok küçük yaşlardan itibaren babasının sevgisini hissetmeye çalışan kız çocuğunun, o sevgiyi bulamamasıyla kendini zifiri karanlık bir kuyuya hapsedişi. Ve gözlerinin önünde annesini kaybeden erkek çocuğunun bakışlarına yerleşen siyahı dahi kıskandıran karanlık...
    Anne babaların çocukları için yapacakları en büyük iyiliğin onlara, onları ne kadar sevdiklerini hissettirmek olduğuna inanırım. Gerisinin hiç bir önemi yoktur. Kişinin sahibine hissettirmeden sadece kendi içinde yaşadığı sevginin anlamı yoktur, onun içi boştur.
    Kitap bitti ve ben sevdiğim siyah rengini daha bir sevdim. Kahveyle ilgili okuduğum onca cümleden sonra Türk kahvesi dışında da kahve içmeye başladım.
    Son olarak kalın kitaplar gözümü korkutmaz ama bunun bu kadar kalın olmasına gerek yoktu. Cümleler daha kısa, daha sade olsaydı eminim daha çok beğenecektim.
    Zamanım bol, hayatın karmaşasınada birazcık ara vermek istiyorum diyorsanız elinize alıp okumaya başlayabilirsiniz.
    Veeee havaalanındaki yolcuların bakışlarına rağmen engelleyemediğim kahkahalarımın
    Sahibi Bedirhan sen benim baş kahramanımsın. Kitabın tadı tuzu neşesi:) :)
  • Tek ölümsüzler sanatçılardır, şairlerdir, yazarlardır, düşünürlerdir. Şimdi ünlü olmasalar bile, ileride değerleri anlaşılacaktır. Çamurlu bir su birikintisine bembeyaz, ışıl ışıl ışıldayan çok güzel bir çakıltaşı atmışlardır onlar. Çamurlu sular nasıl olsa bir gün çekilecek, o güzel çakıltaşı gün ışığına çıkacaktır.
  • Yenilmeyen doğru yenmiş sayılmaz. Doğru yenile yenile öyle keskin hale gelmeli ki... Yüz bin yıl su altında, yıkanmış, düzelmiş çakıltaşı gibi.
  • Evet, seni seviyorum budala; tıpkı denizin, kendi dibindeki küçücük bir çakıl taşını sevmesi gibi,işte sevgim seni öyle kaplıyor -ve tanrı izin verirse, senin yanında bu kez ben bir çakıltaşı olacağım-
    Bütün dünyayı seviyorum ve sol omzunda buna dahil
    Franz Kafka
    Sayfa 200 - Can yayınları
  • İnce Memed, okumadığım için kendimi kötü hissettiğim kitaplardan birisiydi (Yüzyıllık Yalnızlık: yirmi beş senelik pişmanlık). Çok rahat okunduğu için hızla bitirebildim, zaten durmak mümkün olmadı, öylesine bir anlatımı var ki herhalde kimse çok uzatarak okumamıştır. Sitede ve başka yerlerdeki yorumlarda kitapla ilgili çok güzel yorumlar var. Benim de ekleyebileceğim hiç bir şey yok, ama nette kitapla ilgili birşeyler okumak istedim yine de: Yaşar Kemal'le İnce Memed üzerine yapılan söyleşilerde çok ilginç bilgiler öğreniyoruz: meselâ eserleri Yaşar Kemal'den esintiler taşıyan Osman Şahin elinde teybiyle Çukurova köylerinde halka İnce Memed'i tanıyan olup olmadığını soruyor. Cevaplar ilginç: İnce Memed'i tanıyan çok insan var, kimisi onunla beraber dağda gezmiş; kimisi güzelliğinden, yakışıklılığından dem vuruyor, bir diğeri ise bir İnce Memed anlatıcısı destancı olmuş, hatta Yaşar Kemal bu destancıyı bir köy kahvesinde dinlemiş, bu destancı için yazar "Acaba ben bu İnce Memed'i daha güzel yazabilir miydim? Suyun altında binlerce yıl kalmış çakıltaşı gibi destanlar böyle yaratılır işte. O destancıya göre de Toroslar'dan öte bir yerde İnce Memed hâlâ yaşıyordu. Nasıl bir karakter ki, insanlar yazarın kurgusuna kendini dahil edecek kadar tanıyor onu... Ya da yakın hissediyor..." diyor. İnsanlara böylesine etki eden bir edebiyat karakteri bulmak çok kolay olmasa gerek. Yaşar Kemal'in buzulların İstanbul boğazına indiği bir kış vakti elinde eldivenlerle soğuktan titreyerek sırf para kazanmak için yazdığı İnce Memed, insanı afallatacak güzellikte bir edebiyat örneği olup kitabın, karakterlerin, İnce Memed'in insanın başını döndüren etkisinden kurtulmak kolay değil. Kitabın sonlarında beklediğimiz dramatik etkinin kolayca ve gereken etkileyiciliği sağlayamadan çözülmesi bile bu hissi bozamıyor, çünkü bir kitap okuduğumuzu değil, kanlı canlı insanların hayatlarına bakmaya çağrıldığımızı biliyoruz ve böylesine gürül gürül akan bir edebiyat nehrinden kana kana içiyoruz. Böylesi bir edebiyat güzelliğinden kimse mahrum kalmamalı.