• Sus pus olmuş puslu bir istanbulmuydu yüzün?
    Yoksa çok bildik huzunler mi taşımıştı yüzüne dolma bahçede çay tadında.. divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında..
    Tarih başka bir iklimin kıvamını gösteriyordu ben rehnedilmis yelkovan gibi hani akrebi seven ama yuregi takvim yokuslarinda...
  • 72 syf.
    ·9/10
    En akıllımız Deli Bekir o bile zindanda yatar. Bu sözü yazın köyde bir divan savaşçısından duydum. Divan savaşçısı dememin sebebi şudur öncelikle, kırsal bölgelerde çoğumuz zekasının potansiyelini
    şöhrete kavuşturamamış efsaneleri fani hayatlarında bir kere bile olsa görmüştür veya bu benzetmeyi birilerine yakıştırmıştır. Kimileri Hipokrat'a aşık atarcasına otlardan ilaç yapar kimileri sosyokültürel
    tespitlerle açık oturumlara o iş böyle yapılır dedirtir. Kimileri okuduğu gazellerle Edgar Alan Poe gibi şairleri kendiyle kıyaslatır ve daha bir sürü şey anlayacağın sevgili okurcuğum (son hitap şekli sözcü köşe yazarı tribi).
    Hatta bu savlarıma örnek verecek olursam şöyle ki bir gün köyde emekli bir sağlık memuru şunu dedi. AskeriYE , MaliYE, AdliYe, PolisiYE ve sonra ben sağlıkçıyım ben niye yemiyorum gardaşım nerde bizim gibilere mayğış zamı. Bence olaylara peşin
    hükümlü yaklaşmak doğru bir davranış değil bu adam ne bilir veya gündem hakkında bana ne öğretebilir sorusundan önce iletişime geçmek daha mühim bir olgu şahsi fikrim. Okuduğum kitapta Anton Pavloviç Çehov bana delilerin bile delillerinin olabileceğini
    gösterdi. İnce ve çikolata tadında olan bu kitap gün içerisinde başlanıp bitirilebilecek kadar kaliteli türden. Rusya akılla anlaşılmaz arşınla ölçülemez diye bir söz vardır. Psikolojik tahliller, topluma dair tespitler,içsel hesaplaşmalar, ikili ilişkiler ve niceleri.
    Çehov dolu bir adam aydın üslubuna sahip her an mon cher kahkahası atabilecek birisi gibi bu kahkahayı çıkaramayanlara Avrupa yakası Bülent bey gülüşü diyeyim. Çehov okurken naif ve duru bir üslup
    sizi karşılıyor ince bir zeka ürünü olan öykülerini okurken üst baş düzeltip kılığını tertipleyesi bile gelebilir okurun şaşırmam böyle bir duruma. Andrey Yefimiç ve Gromov diye iki ana karakter ilaveten tımarhane görevlisi gibi yan karakterlerin bulunduğu
    Çarlık Rusya'sı temalı felsefi düşüncelerin taş atarcasına hırsla ortaya konulduğu ilaveten neticeye giderken okurun haydaaaaa çekebileceği mevzuların olduğu sıkmayan keyifli bir kitap diyebilirim. ''Ne güzel bir gün çay mı içsem yoksa kendimi mi assam karar veremedim.''
    sözünü söyleyen Çehov'dan bu kitabı okumak normal haliyle anlayacağınız. Sınav zamanları yeğenine aman bak sıkı tut olum yapıştır bol soru çöz konu tekrarı dirsek çürüt 1 sene, rahat et 60 sene diyen fakat doğru düzgün kitap kapağı kaldırmayan büyük sözü değildir arkadaşlar
    geç zamanlarda okusam bile bu kitabı hala aklıma dehşetli güzel panoromasıyla gelir. Lafı fazla uzatmadan umarım incelemem faydalı olmuştur. Yorumlarda buluşalım Maçka'da buluşalım. Bir ara Ersen Martin diye bir golcü vardı harbi nereye gitti gıı. Tamam kestik.
  • 216 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Güzel bir eserin daha sonuna geldik. Muhteşem hisler barındıran bir eser oldu benim için. Özellikle ilk kısma hayran kaldım. Her kitabın; kişiye farklı duygular bırakması, farklı lezzetler bulundurması şahane. Düşünüyorum da aynı duyguyu sadece kötü kitaplar veriyor. :D Ama iddia ediyorum yazarın diğer eserleri Fesleğen tadını veremicek. Ama farklı duygular uyandırabilir. Mesela bu roman bana yağmuru sevdirdi. Aslında hep severdim de ama bir doğa olayı olarak. Böyle derin manalar yüklemeden… Şimdi bu üçlüden vazgeçemiyorum ( yağmur, çay ve kitap).
    Bu incelemeyi üniversitedeki ilk dersimden önce yazıyorum. Ekim ayında yazıyorum, acaba ne zaman paylaşırım bilemiyorum.
    Az önce muhteşem bir gökkuşağı gördüm. Rabbim her şeyi o kadar muntazam yaratmış ki biz insanlar hayranlık ve şaşkınlıkla izlemekten alıkoyamıyoruz kendimizi…
    Şuan gök gürlüyor yağmur onun hakkında konuştuğumuzu duymuş olmalı. Birazdan katılır aramıza...
    Kitaba geçelim; ilk kısma bayıldım müthişti. Aşk-ı tevekkül… Okurken yüreğim titredi. Betimlemeler ve olay anlatımı harikaydı. Yazarımızın doğal ve sohbet tadında bir anlatımı var. Ne yazık ki kısa sürdü. Kitabın tamamen böyle devam etmesini isterdim... İkinci kısım ise şiirler ve anılarla Hikmet’in Elif’ine yazdıklarından ibaret. Kelimelerin ne kadar yetersiz kaldığını çok güzel ifade etmiş. İşte yağmur da yağmaya başladı çay bana… Yaa ama bu haksızlık çay veren yokmu :( aşk mı olsun size. Neyse çaysız devam edeyim incelemeye. Nerde kalmıştık. Üçüncü kısım da yaşama dair; hikayeler, yaşanmışlıklar ve şiirler yer alıyor. Ve münacat ile son buluyor kitabımız.

    Yazarımızla Fesleğen adlı romanıyla tanıştık ve kalemine hayran kaldım. Aşkı o kadar güzel anlatıyor ki ah böyle aşklar var mı diye soruyor insan. Ben ki aşka inanmayan biriyim onun sayesinde böyle bir aşkın peşine düşüp, hayal alemine dalıyorum.
    Yav herkes arkadaşlarıyla geliyor okula, bir ben miyim yalnız takılan? Hocamın bir sözü geldi aklıma;
    “ Karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar
    Güneş yalnızda olsa etrafa ışık saçar
    Doğruların kaderidir Yalnızlık
    Kartallar yalnız, kargalar sürüyle uçar.”
    Hep böyle sözlerle derse başlardı ama az ezberlemişti bir yerden sonra hep aynıları söylemeye başlamıştı.
    Kopuk bir inceleme oldu çok özür dilerim. Eğer yanılmıyorsam okuduğum ilk Türk yazar Hikmet Anıl Öztekin’dir. Türk yazarlara karşı önyargılıydım, onun sayesinde önyargım kırıldı. Ve nice değerli yazarla tanıştım.
    Beğenerek okudum sizlere de tavsiye ederim. Yazarın diğer eserlerini okumak da inşallah nasip olur.


    Aşk diye bir şey var mı abi, yoksa bu bir yalan mı? Nedir peki, neye benzer? Gökkuşağı gibi renk renk mi yoksa gece gibi siyah mı? Güneş gibi yakıcı mı, deniz gibi ferahlatıcı mı? Yıldız kadar uzak mı, yoksa şah damarından bile yakın mı? Nedir bu? Neye benzer? Söyle abi anlat bana o aşk masalını ya da gerçeğini. Anlatta bilsin şu kalp yerine duran taş. Seni Bir olana yakınlaştıran mı, uzaklaştıran mı?
    “İçinde umut olan bütün yalanlara inanmaya hazırım.”

    Yazarımızın da dediği gibi;
    Tevekkül etmeli…
    Tevekkül ama
    Aşk-ı tevekkül...

    Allah’a Emanet Olun Canlar...
  • Kimsin Sen?

    Zaman zaman hayatımızda çalkantılı dönemler yaşarız. Bazen kendimizle, iç dünyamıza hesaplaşırız. Bir çıkış arar, Cennet bahçelerinden en güzel çeşmelerde su içmeye çalışırız. Kanarcasına su içeriz.
    Hayat bir tekrar ve bu tekrardan en iyisini bulmaya ve bize sunulan nimetleri en iyi şekilde değerlendirmeye çalışırız. Bu ikilemler bizi ruhanî yolculuklara götürür. Bir efsun gibi, ne başı var ne de sonu…
    Bir arayış içindeyiz. Farkında olmasak da her gün yeni umutlarla yolculuklara çıkarız. Bu yolculuklar ne ilk ne de sondur. Bazen edebî yolculuklara çıkarız. Orada ilahi aşka yönelir, daldıkça yeni rüyalara yelken açarız. Düşünürüz…
    Aşkın en saf hâlini, çay tadında sohbetlerin en koyusunu yaşarız.
    “Kimsin sen?” diye bir ses işittin mi hiç?

    İşittiysen şanslısın. Demek ki vicdanın seni denetliyor. İyi ve kötünün muhakemesini yapabiliyorsun. Ahlak ve erdemliliğe doğru adım adım gidiyorsun.
    Yaşamı kolaylaştıran sınırlar vardır:
    İnsanın iradesine ket vurur.
    Başkasına zarar verme derecesine geldiğinde onu olumsuz davranıştan uzak tutar.
    Sınırlarını bilen haddini bilir.
    Geçmiş ve gelecek sentezini iyi yapıp davranışlarını değiştirdin mi?
    Zaman ve mekânda ölüm kalım arasındaki çizgide neler yaşadın? Bir film gibi seyre daldın mı? Terazinin hangi yönü ağır geldi? Son bir şans istedin mi?
    Ey insan kimsin sen? İyi ve kötü arasındaki sınırın neresindesin? Hangi yönün ağır basıyor? Günah deyince ne hissettin? Hiç vicdanın sızladı mı?
  • Sus pus olmuş puslu bir İstanbul muydu yüzünyoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne.
    Dolmabahçe'de, çay tadında...
    Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
    Ben rehnedilmiş yelkovan gibi...Hani akrep'i seven ama yüreği takvim yokuşlarında.....
  • Dudaklarından bir yudum ver
    Demli çay tadında olsun.
    Az şekerli çok sıcak
    Dokundukça dil yaksın