Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni. Ayaklarını Afrikadan getirip bir kağıt üzerine yapıştırmalıyım, saçların
Sibiryada olmalı, dudakların Çinde. Gözlerin Hindistanda bir mabudun gözleri olmalı, ellerin ltalyada bir heykelin elleri.
Bulsam da seni parça parça bulmalıyım.
Yine de bir yerin eksik kalmalı.
Yeniden yollara düşmeliyim. onu aramalıyım.
Ve tam seni tamamladığıın anda ölmeliyim .
“Yüzbaşı Butler” adında bir İngiliz muhabirin Çin’de iki ulusun kazandığı ortak zaferin ardından ne hissettiği yönündeki yazılı sorusuna yanıt olarak Victor Hugo şu satırları karalamıştı:
“Bir gün iki haydut Yazlık Saray’a girdi. Biri yağmaladı, diğeri yaktı. Sonra kol kola ve gülücükler saçarak Avrupa’ya döndüler. İki haydudun öyküsü budur. Biz Avrupalılar uygarız ve bizim gözümüzde Çinliler barbardır. Uygarlığın barbarlığa yaptığı işte budur. Fransız İmparatorluğu bu ganimetin yarısını cebine indirdi ve şimdi Yazlık Saray’dan toplanmış ıvır zıvırı sergiliyor. Kurtulmuş ve arınmış Fransa’nın soyulmuş Çin’e bu ganimeti geri göndereceği günün geleceğini umut ediyorum.”
Çin’de kullanıcılar sosyal kredilerinin düşürülmesinden korktukları için internet kurallarına uyuyorlardı. Karşılarındakini kışkırtacak şekilde konuşmaları veya taciz etmeleri gibi şeyler söz konusu olmuyordu, çünkü her zaman devlet kurumlarının dinlemesi mümkündü.
Eşiğinde bulunduğumuz felaketin konturları gitgide netleşiyor: Deniyor ki, Çin’de, eğer birinden gerçekten nefret ediyorsanız, ona “İnşallah ilginç zamanlarda yaşarsın.” diye beddua edilirmiş. Tarihi olarak ilginç zamanlar, kargaşa, savaş ve iktidar mücadelelerinin yaşandığı, milyonlarca masumun ağır bedeller ödediği dönemlerdir. Bugün, apaçık ki, bir ilginç zamanlar çağına yaklaşmaktayız.
Bu asırda da, Çinde ultrason cihazıyla tespit edilen altmış milyon kız çocuğu, -sadece kız olduğu için- ana-babalarının kararıyla ana rahminde katledildi.