Resûlullah (sav) peygamber olduğunu ilan ettiğinde kırk yaşındaydı. Ve O (sav) bu görevi 23 yıl boyunca sürdürdü. Yani Kur'ân o anda dünyada ismi anılmayan bir yarımadada 23 yılda indirildi. Medeniyet yoktu, belirli bir siyasi düzen yoktu, kayda değer bir üretim yoktu, hiçbir şey yoktu. Böyle bir coğrafyaya indirildi Kur'ân ve böyle bir coğrafyaya indiği için bölgesel kalması, dünya çapında ses getirmemesi beklenirdi. Resûlullah (sav) henüz Mekke'deyken Roma ve Pers imparatorluklarının yıkılacağını ve İslam dininin her yere yayılacağını haber verirken, etrafında sadece yirmili yaşlarda, Kâbe'de namaz kıldıkları için dayak yiyerek bedel ödeyen sahabeler vardı. Onlar bu haberi tasdik ettiler. Konuşulanlara bir bakın! Bunlar kimsenin inanacağı türden haberler değildi.
Bu 23 yılda ne oldu?
Resûlullah (sav) vahiy ile toplumda çok büyük dönüşümlere sebep oldu. İnsanların sadece yeme içme âdetleri değişmedi, uyuma ve uyanma şekilleri de değişti. Temizlenme biçimleri değişti. Evlenme ve boşanma hukukları değişti. Nefret ettikleri ve sevdikleri davranışlar değişti. Bakışlarının şekli değişti. Seslerinin rengi değişti. Sohbet konuları değişti. Dost-düşman olma kriterleri değişti. 23 yılda kültürel, sosyal, dinî, ekonomik, siyasi açıdan her şey değişti. İnsanların eski hallerinden eser kalmadı; kalan sadece kendi dilleriydi. Araplar yüzyıllardır şiirleriyle iftihar ediyorlardı. Sonraki yüzyılda ise artık kimse şiir yazmıyordu çünkü artık nesilden nesle geçen tek şey Kur'ân ve Resûlullah'ın (sav) sünneti olmuştu.
Bu durumu -bu kelimeyi sevmiyorum ama- 23 yıl süren herhangi bir devrimle karşılaştırın. Devrim sona erdiğinde, ekonomik ya da siyasi sistem belki değişir ama dinî görüş genellikle aynı kalır. Siyasi görüş belki değişir ama kültür aynı kalır. İslam söz konusu olduğunda
Tasavvuftaki ikinci harf'sad' harfiydi.
Saflık, temizlik anlamlarını içeriyordu. Abdülkâdir Geylânî'ye
göre saflık ve temizlik de iki çeşitti.
Birincisi, kalbin saflığı ve temizliğiydi.
İkincisi ise sır temizliğiydi.
Kalp temizliği, kişinin kalbini beşerî kirlerden ve tasalardan temizlemesiyle gerçekleşirdi. Allah ile bağlantı kuramadığımız her şey kalp için sorundu. Kalpte sorun yapan haller pek çoktu.
Abdülkâdir Geylâni, bu halleri çok konuşma, çok uyuma, fazla kazanma hırsı, haset, kin, nefret, dünyevi şeyleri çok düşünmek olarak tespit etti. Bunlar kalbin manevi inkişafına engel olan sorunlar, daha doğrusu hastalıklardı. Kalb-i tasaffi için bu kötü buylardan uzaklaşmak gerekirdi. Kalp bunlardan temizlenince kalbin saflığı hasıl olurdu. Kalbin bunlardan temizlenmesi ise cebri zikir ileydi.
Deniz hayattan bıkkınlığı ve gizemin çekiciliğini ilk kederlerden önce, adeta gerçekliğin kendilerini doyurmakta yetersiz kalacağının bir önsezisi gibi yaşamış kişileri her zaman büyüleyecektir. Henüz bir yorgunluğu yaşamadan dinlenmeye ihtiyaç duyanları deniz teselli edecek, belli belirsiz coşturacaktır. Toprağın aksine deniz insanların işlerinin ve insan hayatının izlerini taşımaz. Denizde hiçbir şey kalmaz, her şey kaçarcasına geçip gider, denizi aşan teknelerin suda bıraktıkları iz çabucak siliniverir. Denizin toprağa ait şeylerde bulunmayan muazzam saflığı da bundan kaynaklanır. Bu bakir su, ancak kazmayla yarılabilen sert topraktan çok daha narindir. Bir çocuğun attığı adım suda açıkça işitilen bir sesle derin bir oluk açar, suyun bütünleşmiş renk tonları bir an birbirine karışır; sonra bütün izler silinir ve deniz tekrar dünyanın yaratıldığı günlerdeki gibi sükûnete bürünür. Yeryüzünün yollarından bıkmış ya da henüz o yollara adımını atmadan ne kadar sarp ve sıradan olduklarını tahmin eden kişiyi denizin hem daha tehlikeli hem daha yumuşak, belirsiz ve ıssız, solgun yol ları kışkırtacaktır. Denizde her şey daha esrarengizdir; göksel köyler, müphem dallar budaklar olan bulutların zaman zaman evsiz ve gölgesiz, çıplak deniz arazisinde huzur içinde yüzen gölgeleri bile.
Deniz geceleri susmayan şeylerin büyüsüne sahiptir; bunlar tedirgin hayatımızda bir uyuma izni, her şeyin yok olmayacağına dair bir vaattir, tıpkı yandığında küçük çocuklara yalnız olmadıkları hissini veren gece ışıkları gibi. Deniz toprak gibi gökyüzünden ayrı değildir; göğün renkleriyle daima uyum içindedir, en ufak ton farkından bile etkilenir. Güneşin altında ışık saçar ve her akşam güneşle birlikte adeta ölür. Güneş yok olduğunda deniz onu özlemeye devam eder, tekdüze bir karanlığa
Bu 23 yılda ne oldu?
Resûlullah (sav) vahiy ile toplumda çok büyük dönüşümlere sebep oldu. İnsanların sadece yeme içme âdetleri değişmedi, uyuma ve uyanma şekilleri de değişti. Temizlenme biçimleri değişti. Evlenme ve boşanma hukukları değişti. Nefret ettikleri ve sevdikleri davranışlar değişti. Bakışlarının şekli değişti. Seslerinin rengi değişti. Sohbet konuları değişti. Dost-düşman olma kriterleri değişti. 23 yılda kültürel, sosyal, dinî, ekonomik, siyasi açıdan her şey değişti. İnsanların eski hallerinden eser kalmadı; kalan sadece kendi dilleriydi. Araplar yüzyıllardır şiirleriyle iftihar ediyorlardı. Sonraki yüzyılda ise artık kimse şiir yazmıyordu çünkü artık nesilden nesle geçen tek şey Kur'ân ve Resûlullah'ın (sav) sünneti olmuştu.
Bu durumu -bu kelimeyi sevmiyorum ama- 23 yıl süren herhangi bir devrimle karşılaştırın. Devrim sona erdiğinde, ekonomik ya da siyasi sistem belki değişir ama dinî görüş genellikle aynı kalır. Siyasi görüş belki değişir ama kültür aynı kalır. İslam söz konusu olduğunda ise "Ne değişti?” değil, "Ne değişmedi ki?" demeniz gerekir.
Ben o üç sene her Allah'ın günü yastığımın altında silahla uyumuştum. Şimdi bile silahı yastığımın altına koymadan uyuyamıyordum ama șu an deselerdi ki dört bir yanından silahlar doğrulrulacak sana, Firuze ama aynı zamanda bu tuzağın ortasında Ezra nın kollarında uyuma hakki verecekler, bir an bile düşünmeden kollarında deliksiz uyurdum.
Gözlerim kapalıyken bu anda kaybolup gitmekten başka dileğim yoktu. Kaybetmekten korkuyorum," dedim hayatımda ilk defa.
"Çok korkuyorum."