Aynı zamanda da çölyak isminin kökeninde yatan ve Latincede ''karın ağrısı'' anlamına gelen celiac kelimesini ilk kullanan kişi olan Kapadokyalı Arateus, hastalığı şöyle tanımlar: ''Mide bir sindirim sistemi organıdır. Hazmetmek onun görevidir: Hasta ishale yakalandığında hastanın genel durumu da vücudu işlevlerini yerine getirmekte zorlandığı için zayıflamışsa kronik bir çölyak hastalığı gelişir.''
Enteresan değil, olası sonuçlar esasında..
Otoimmün hastalıklar, tıp mesleğinin çözülmemiş en büyük gizemleri arasındadır. Çoğu doğası gereği "idiopatik" olarak ka­bul edilir, bu da basitçe "kökeni bilinmeyen" anlamına gelir. Do­ğal olarak, bir durumun nedenini tanımlayamazsak onu iyileştir­me veya tersine çevirme çabalarımız engellenir. Birçok durumda semptom baskılanması veya bazen hasarlı dokunun cerrahi onarı­mı veya çıkarılması en modern tıbbın sunabileceği en iyi seçenektir. Bu tür önlemler birçok kişide bir rahatlama sağlasa da hastalığın seyrini tersine çeviremezler ve Mee Ok'ta olduğu gibi, çok sayıda insanı uzun süreli bozulma ve sakatlığa mahkum ederler. Bu netlik eksikliği doktorlar ve hastalar için rahatsız edicidir; bilimsel olarak konuşursak bu hastalıklar aynı zamanda bir dizi başka muammayı da temsil eder. İlk gizem, neden giderek daha sık görülmeye başladıklarıdır. Birçok Batı ülkesinde, çölyak hastalığından IBD'ye, lupustan tip 1 diyabete ve hatta alerjilere kadar her şeyin oranları, istikrarlı bir şekilde artıyor ve araştırmacıların önüne engeller çıkarıyor. 2016 tarihli bir New York Times makalesinde, "Son yarım yüzyıl­ da, otoimmün hastalık prevalansı ...* gelişmiş dünyada keskin bir artış gösterdi" yazıyordu. "Tahminen 13 Amerikalıdan birinde bu insanı güçten düşüren, genellikle yaşam boyu süren hastalıklar­ dan biri var." İngiltere' de, Crohn hastalığının teşhisi 1994 ve 2014 yılları arasında üç kattan fazla artarken, 4 Kanada' da çocuklarda IBD oranı 1999 ve 2010 yılları arasında yılda yüzde 7'nin üzerin­ de artarak ülkemi dünyada bu hastalığın en çok görüldüğü yerler arasına soktu. Bu tür eğilimler, tıbbi açıklamaların, genetik nedenlerin kurtarıcı olma niteliğini ortadan kaldırmaktadır. Genetiğin sağlayabi­leceği etki ne olursa olsun -ve şüphesiz bazı durumlarda çözüm üretiyorlar-
Sayfa 81 - *üç noktalı ibareler o şekilde belirtilmiş.
Reklam
zaten gluten problemimden başladım kitaba ama çözüm yine aynı
Günümüzde Çölyak hastalığına karşı en etkili tedavi yöntemi, buğday ve türevlerinden tam manasıyla vazgeçmektir.
1000Kitap
Sezaryen doğumun riskleri
Vajinal yolla doğumun tersine anne karnından ameliyatla alınarak doğmanın sağlık sonuçlarına ilişkin istatistikler kesinlikle hayret vericidir. Aşağıda geniş bir kitle üzerinde yapılan titiz ve kontrollü çalışmalara dayanan, sezaryenle doğuma ilişkin veriler özetlenerek listelendi: Alerji riski beş kat artmıştır. DEHB riski üç kat daha fazladır. İki kat daha fazla otizm riski bulunur. Çölyak hastalığı riskinde %80 artış söz konusudur. Yetişkinlikte obez olma riskinde %50 artış görülür (ve daha sonra göreceğimiz gibi obezite, demans riskiyle doğrudan bağlantılıdır). Tip 1 diyabet riski %70 daha fazladır (ve diyabet de demans riskini iki kattan daha fazla artırır).
Sağlık
Genetiği değiştirilen buğday, vücudun gluten dayanıklılığı­nı yok ediyor ve çölyak hastalığına sebep oluyor. Bu ise, hazımsızlık, iştahsızlık, saç kaybı, halsizlik, depresyon, baş ağrısı, kas spazmları, anemi, sebebi bilinmeyen vücut ağrıları, kısırlık, romatizmal hastalıklar, vitamin yetersizlikleri, vücut döküntüleri gibi semptomlara sebep oluyor.
Sayfa 52
Çölyak hastalarıyla yapılan çalışmalarda elde edilen birtakım bulgular, glutenin aslında beyin için de zararlı olabileceğini ortaya koymaktadır. Örneğin, çölyak hastalarında yapılan bir çalışmada, hastalarda istemli kas hareketlerinde sorunların ortaya çıktığı, denge problemlerinin olduğu ve organlara giden sinirlerin zarar gördüğü gösterilmiştir (Hu, 2006). Yani, ince bağırsak sorunu gibi gözüken bu hastalığın, beyin ve sinir sistemimiz üzerine olan etkileri de göz ardı edilmemelidir.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam