:D
Bir “çıt” sesi duyar gibi oldum. Şeytanın bacağı olabilir miydi bu?
Sayfa 495
Alıntı
Nihayet İmam-ı Rabbanî Hazretleri; Kâbe'nin hakikatini, hiçbir kavrayışın uzanamıyacağı şu muazzam tarifle çerçeveliyorlar. «- Sanki, Kâbe'nin hakikati kevnî (Yaratılmış ve oldu-rulmuş) hakikatlerle, İlâhî hakikatler arasında berzah (ge-çit)..» Mümine Mirâç olan namaz, onun ayakları yere basarken bu dünyadan ötelere geçişini temsil eder. Namazda, ötelerin mâna ve havasından bu dünyada alınan bir râyiha var. İşte Imam-o Rabbanî: «- Bu devletin ele geçmesi için, biricik ölçü, namazda,İlâhî hakikatlerin zuhuruna vatan olan Kâbe'ye yönelmektir.Kâbe o çözülmüş esrar tecellisine mihraktır ki, bu dünyada, dış suretiyle dünyadır; fakat hakikati ötelerden bir ifade... İşte namaz, (Kâbe)nin vasıta oluşuyla bu mertebeyi temsil etmiş; ve Kâbe, hem sûreti, hem de hakikati bakımından dünya ile ahireti toplamıştır.»
Sayfa 55 - Büyük Doğu Yayınları·Kitabı okuyor
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Narlıca, Çorum’un köylerinden birisidir ve Osmanlının son zamanları yaşanmaktadır. Ahmet on iki yaşında yetim kalmış, tütün kaçakçısı Gâvur Ali onu Bafra’ya laz ağalarına hizmetkâr olarak götürmüş Çalık Ahmet, Narlıca’ya gelince köylüler tarafından sevilmiş ve Narlıca’da kalmaya karar vermiştir. Ahmet bu köyde çok çalışmakta çalışkanlığı nedeni ile de herkes tarafından oldukça takdir edilmektedir. Fakat bir gün tarlanın taşlarının ayıklanması meselesi yüzünden çıkan bir kavga sonrasında Ahmet, karakter yönünden büyük bir değişim göstererek bu kavgadan sonra, biraz da aklını oynatarak sinirli, küfürbaz ve tembel bir adam haline gelir. Ahmet, tembel ve küfürbaz olunca da köylüler ona Parpar Ahmet demeye başlarlar. Köyün İmamı ve muhtarı el birliği ederek Parpar Ahmet’i, Çolak Ayşe denilen bir kadınla evlendirirler. Parpar Ahmet, bir müddet iyileşir hatta karısı Çolak Ayşe hamile de kalır. Fakat Parpar Ahmet karısı Çolak Ayşe’yi sık sık dövmektedir. Karısını sebepli sebepsiz sık sık döven Parpar Ahmet’in içine cin kaçtığı söylentisi çıkar. Köyün İmamı bir güzel dayak yerse Parpar Ahmet’in içindeki Cin’in çıkacağını söyleyince Parpar Ahmet, köylüler tarafından ahırın orta direğine bağlanıp öldüresiye dövülür. Bunun üzerine Parpar Ahmet ölürken karısı Çolak Ayşe de bir oğlan doğurur. Çalık Kerim ise anasının yediği dayaklardan dolayı olacak, yedi aylıkken doğmuştur. Üstelik de hem çalık hem de kamburdur. Bu da yetmez miş gibi çıt sesinden bile korkan her şeyden ürküp kaçan bir çocuktur. Bir gece yalnız kalıp tüm korkuların yener. Kıtlık zamanı çıkınca Çalık Kerim’in önüne gelen her şeyi çalan bir çocuk olduğu anlaşılır. Kıtlık zamanlarında Çalık Kerem’i Hanefi adında sinirli bir adamın eline verirler. Bundan sonra Çalık Kerem her işi yapan çalışkan biri olup çıkar.
Hayata Dair
bir şey ters gidiyor dikkatli ol
... diğer iki soru şunlardır: 5 makine 5 nesneyi 5 dakikada yapıyorsa, 100 makinenin aynı nesneden 100 adet yapması ne kadar zaman alır? 100 dakika VEYA 5 dakika Bir gölde bir öbek nilüfer var. Öbek her gün iki kat büyüyor. Öbeğin tüm gölü kaplaması 48 gün sürüyorsa, gölün yarısını kaplaması ne kadar sürer? 24 gün veya 47 gün Deneyi yapanlar 40 Princeton öğrencisini CRT'ye tabi tuttular. Deneklerin yarısının soruları, küçücük silik gri yazı karakteriyle basılıydı. Sorular okunaklıydı, ama font bilişsel gerginliğe yol açıyordu. Sonuçlar apaçık bir hikaye anlatıyor: Soruları normal yazı karakteriyle okuyan öğrencilerin %90'ı testte en az bir yanlış yaparken yazı karakteri güç bela okunduğunda bu oran %35'e düştü.Yani, kötü yazı karakteriyle performans artmıştı. Bilişsel gerginlik, kaynağı ne olursa olsun, 2. Sistem'i seferber eder ve bu sistemin 1 . Sistem'in önerdiği sezgisel yanıtı reddetmesi daha olasıdır.
Sayfa 78·Kitabı okuyor
"Bugün bunlar bir bok yiyecekler," diye düşünüyordu. Hiç kimseden çıt çıkmıyordu.
Sayfa 199 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Ben sanmıştım ki, kapıdan dönersin, hadi indin diyelim aşağı apartman kapısından dönersin, mahallenin köşesinden dönersin, gece çat kapı dönersin. Kapı sesi duyulmadı. Şaka yapıyorsun sandım, cenaze nefesi dinleyen insanların umu­duyla odaları dolandım. Belki saklanmışsındır, sen de beni bekliyorsundur kapının arkasında falan diye düşündüm, Mu-azzeeeez diye seslendim odalarda. Banyo dolabının içine bile baktım Muazzez. Mutfak masasının altına baktım, çiçeklerin arkasına, yatağın altına... Hiç şakadan anlamıyorsun Muaz­zez, ben seni terk etsem en fazla perdenin arkasına saklanır­dım ki, oraya da baktım. Dönüp tekrar koltuğun aynı yerine yığıldım. Saate baktım, gece olmuş. Yelkovan gitti, gitti, gitti, gitti diyordu bu kez. Biliyoruz, gitti dedim yelkovana. Oturduğum yerde bacaklarımı karnıma çekip yana yıkıldım.Sallana sallana uykuya dalmayı beklerken o geldi. Aklım çıktı Muazzez. Kızım depresyon öyle tak diye gelir mi? Geldi valla. Sen gittin o geldi Toplamış ne var ne yok yanına, bütün sıkıntıları, karın ağrılarını, bozuk kalp atışlarını, ten üşümesini, mide krampları­nı, sık sık tuvalete gidişleri, hiç yapamayışları, kesin bende bir hastalık var ama kimse bilmiyor vehimlerini, uykusuz ge­celeri, uykulu halleri, el titremelerini, kalkıp gidiverme hissi­ni, intihar etsem edebilir miyim acaba sorularını, iç çekişleri, dalıp dalıp gitmeleri, hepsini toplamış valizine gelmiş. Kay öteye deyip kıvrıldı yanıma. Sen de nereden çıktın diyeme­dim. Nasıl sana benziyordu depresyonum anlatamam Muaz­zez. Kokusu sen, bakışı sen, gülüşü sen... Duman olmuşsun da duman etmeye gelmişsin gibi uzandın yanıma.
Sayfa 186