Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi. İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmiyecek. Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 0, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar, Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şânlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...Seni ancak ebediyyetler eder istîâb. "Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
“Çünkü senin eksikliklerin bendeydi. Ben sana senin eksiklerini, senin defolarını gösterdim. O güçlü gururlu, yıkılmaz dağlar gibi dolaşan kadın… benimle perişan hâle geldi.”
Elinde malın var ise yok belle. Yok ise var belle, ümidini asla çayır çimen gibi soldurma. Dağlar kadar malın olsa, Karun kadar hazinen olsa, nasibinden fazla ne bir kırıntı yiyebilir ne de bir yudum su içebilirsin.
Dağları görür, onları hareketsiz, yerlerinde donmuş sanırsın. Halbuki onlar, bulutların yürümesi gibi geçer giderler. Bu, her şeyi sağlam ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz O, yaptığınız her şeyi en iyi bilendir.
Neml sûresi 88