• 440 syf.
    ·Puan vermedi
    Ada kitabında, önünde yazdığı gibi; var olmayan bir adaya düşen insanların adadaki hayatlarını anlatılıyor.

    Charley, on ağustos günü öğlen saatlerinde bir mağazadan aldığı gereksiz kıyafetleri vermek için arabayı otoparka çeker. Hava çok sıcak olduğu için yoldan buhar yükselmektedir. Yerden uzanan buhar bulanıklaşır. Fakat bu normal bir bulanıklaşma değildir. Titreşim havaya doğru uzanır ve doğruca onun üzerine gelir. Hava ona geldiğinde önce yanar, sonra donar ve bilincini kaybeder.

    Gözlerini açtığında kırmızı kayalık bir alanda uyanır. En korkunç olanı ise çıplaktır. Neresi olduğunu anlamak için etrafa bakarken, yine hava dalgalanması görür ve ondan kaçar. Bu hava dalgasının eve götüreceğini anladığında ise çok uzakta dördüncü hava dalgası çıkmıştır. Koşsa da yetişemez. Ayakları yaralanan Charley biraz yürür, bir kıyafet ve sandalet bulur. Onları giyerek kendine sığınacak bir yer arar. Beş gün geçirmiştir. Korku dolu beş gün. Sonunda bir sığınak yapmaya karar verir. Hocasından hatırladığı kadarıyla güzel bir sığınak yapar. Artık kendine yiyecek adam akıllı bir şeyler bulması gerekir. Sürekli meyve yemektedir. Balık tutmaya çalışsa da beceremez. Biraz daha meyve ararken sarp bir yamaca gelir. Kayalıkların oyuklarından geçerek taş bir kemerin orda durur. Bir açmaz vardır. Çok güzel bir çizim ile bir adam resmi çizilmiştir. Ertesi gün yiyecek ararken keçi ile karşılaşır ve keçi de benekli bir hayvana yem olur. Charley sudan ilerleyerek oradan uzaklaşır. Kendi sığınağının oradaki sahile geldiğinde iki çocuğun kendine doğru yürüdüğünü fark eder. Kumlara adım atınca çocukları süzer. Uzun boylu olan ilgisini çekmiştir. Belki on sekiz yaşında, çıkık elmacık kemikli, kumral saçlı ve mavi gözlüdür. Merhaba dese de, çocuklar kıyafetleri nerden bulduğunu sorarlar. Kıyafetleri bulduğu yeri söylediğinde iki çocukta sevinirler. Uzun boylu olanın adı Thad, daha kısa olanın ise Jason'dır. On iki gün boyunca yalnız yaşamasına şaşırırlar. Ona Köy'e gitmeyi teklif ederler. Charley'de onlara güvenerek kabul eder. Eşyalarını toplayamaya gidince gözü kararır ve bayılır. Thad onu yakalayamadan başını taşa çarpar. Köy'e geldiklerinde Natalia adında kızın kulübesine yatırırlar, yarasına bakarlar. Natalia ise Kevin'in başarmasına çok sevinmiştir. Charley'in giydiği kıyafetler onundur ve cesedi yoksa bir kapı bularak adadan ayrılmıştır. Kevin'in duvarda ki isminin yanına bir artı koyar Thad. Charley uyandığında yanında bir masa ve sandalye görür. Yanında ki yatakta ise bir kız uyumaktadır. Masanın üstünde ki sukabağı testisinden su alarak içer. Dışarı çıktığında Thad'i görür. Thad ona yıkanmak isteyip istemediğini sorar. Charley kabul edince onu bir göle götürür. Yanına sabun ve temiz eşyalar da almıştır. Köy'de Li sabun yapmaktadır. Göle giderken ve dönerken ada hakkında konuşurlar. Adanın adı Nil'dir. Nasıl bir buharlaşan, saydam kapı ile geliyorsan benzer bir kapı ile dönüyorsundur. Dünyada adı duyulmamış öylesine bir yerdir. Adadan çıkış kapıları öğlen saatinde açıldığını ve bir kapıdan bir kişinin geçtiğini öğrenir. Köy'de herkesin bir görevi vardır: ne konuda yatkın olduğuna göre hareket eder herkes. Bir de arama ekipleri vardır. Arama ekipleri de günü az olanlara öncelik verilir. Charley ilk gün dörtlü kapı gördüğünü söylediğinde; Thad daha önce hiç dörtlü kapı görmemiştir. Thad, Charley'in özel ada rehberi olur. Oldukça iyi anlaşmış ve birbirlerinden hoşlanmışlardır. Charley ve Thad, Köy'e geldiklerinde bir sürü kız, erkek görürler. Erkekler sadece şort giymiş; kızlar ise aynı Charley gibi giyinmistir. Sonunda Charley'in midesine balık girer. Miguel ahşap oymacı, Sabine şifacı ile tanıştıktan sonra, tek tek herkesle tanışır. Natalia ile biraz daha köy hakkında konuşurlar. Köy'de kalırsa bir işe yaramak ve arama ekibine katılmak zorundadır. Charley ise tek başına kalmaktansa Köy'de kalmayı tercih eder. Bu gece ise Nil gecesidir. Kevin'in adadan kurtuluşunu kutlamak ve Charley'e hoşgeldin demek için. Thad ise arama ekibinin getirdiği bir şey yüzünden oldukça sıkılır. Getirdikleri şey dana kemiğinden yapılmış bir düğmedir. Ramia'in yaptığı bir şeydir. Onu adaya getirmek uğursuzluk olduğunu düşünerek, tekrar onun yanına gömerler. Thad Ramia'in isminin yanına bir çarpı işareti koyar. Onun kehanetleri aklına gelmiştir. Sonra sahilde bir kapı açılır ve dünyadan biri gelir adı Rory'dir. Fakat nerede ve nasıl olduğunu anlamak yerine çevresini suçlar. Sahilde tekrar bir kapı açılır; bu dünyaya gidiş kapısıdır. Tam Sabine'nin arkasında oluşur. Charley geliş ve gidiş kapısı arasında ki farkı hemen anlar. Bu daha cam gibidir. Sabine yoldan çekilmeye ve Li ise koşmaya başlar. Herkes bir ağızdan, "Li koş!" diye bağırır. Fakat kapı Sabine'nin üstüne yuvarlanıp, onu da alarak gider. Li ve herkes şoktadır. Charley ise bunu anlamaz. Thad onu yanına alarak durumu açıklamaya çalışır. Adaya 13 ile 19 yaşları arasında gelirsin ve herkesin 365 günü vardır. Günü yaklaşanın öncelik hakkı olur. Ya kapı bulur kurtulusun ya da ölürsün. Charley, Thad'in kaç günü kaldığını merak eder. Seksen altı günü kalmıştır. Natalia'nin ise sadece otuz üç günü vardır. Nil gecesi için hazırlanmışlardır. Herkesin boynunda Li'nin yaptığı çiçekten kolyeler vardır. Hepsi bir ağızdan Kevin ve Sabine'nin kurtuluşunu sevinirler. Gece de yanına Bart gelir ve Thad için uyarır. Thad'in her gelen kıza yakın davrandığını ve Talla ile yakın olduğunu söyler. Charley bir bit yeniği olduğunu anlar.

    Sabah olduğunda Rory, barakada ki bıçak gibi eşyaları alıp gitmiştir. Thad ise peşinden gider. Bıçakları geri ister. Fakat vermek istemez. Bağırması üzerine devasa bir yaratık onun önüne dikilir. Rory korkudan yere düşer. Thad ona ayağa kalkmasını söylese de, ayağa kalkamaz. Hayvan ona boynuzlarıyla darbe indirir. Thad dikkatini çekmeye çalışır. Fakat hayvan tekrar Rory'e saldırır. Sonra Thad onu göğsünden bıçaklar iki kere. Ikincisi daha derine denk gelir. Bıçağıyla yanlarına da darbeler indirmesiyle hayvanı öldürür. Rory ise çok kötü yaralanmıştır. Thad belli yerlerini sarar ve onu Köy'e kadar taşır. Fakat Köy'e geldiğinde ölmüştür. Thad kendini kötü hisseder. Charley ile arasında bir duvar oluşur. Talla ise Thad ile arasını düzeltmesini söylese de, Charley zamana bırakır. Sonunda Charley kendine uğraşacak bir şey bulur: çıkmazda ki adam ve kadın onun kafasını meşgul etmektedir. Jillian'dan kağıt alarak ölçümler yapmaya başlar. Bir kayalıkta düşünmeye devam ederken Thad gelir. Aralarında ki buzları eriterek, birbirlerini tanımak için adımlar atarlar. Sonra da plaja doğru yarışmaya karar verirler. Kazanan kaybedene dönünce çikolatalı kurabiye yapacaktır. Ertesi gün Charley ve Thad bir ağaç kökünde otururken birbirlerinden hoşlandıklarını söylerler. Çünkü kaybedecek zamanları yoktur. Balıkları toplayarak el ele Köy'e doğru giderler. Natalia aramadan dönmüştür ve Li firar etmiştir. Son günü kalanların yaptığı gibi. Yeni arama ekipleri oluşturulur. Natalia ile Jason, Charley ve Thad gidecektir. Ertesi gün yola çıkarlar. Thad Charley'in kağıdını görür. Olağanüstü bir şey farketmiştir. Charley'e göre kapıların bir döngüsü vardır. Kapının bulundukları bölgede yarın çıkacağını söyler. Yirmi dört saatleri vardır. Ertesi gün aynı yere geldiklerinde öğlen saati bir kapı çıkar. Natalia koşmaya başlar. Fakat iki kızda o kapıya koşmaktadır. Onlar yakın olduğu için, iki kız kapıdan geçmeye çalışır. Biri geçer, diğeri bir şeye çarpmış gibi geriye düşer. Geride kalan kızı Köy'e taşıyarak Natalia'nin yatağına yatırırlar. Charley'de, Thad ile uyur. Ertesi sabah kız ölmüştür. Natalia kendini suçlar. Ramia'nin kendini uyardığını ancak unuttuğunu söyler. Ramia ona yatağına yatırdığı kızın öleceğini söylemiştir. Charley ise onun suçlu olmadığını ve o yatağın aslında ödünç olduğunu vurgular. Thad o akşam liderliği Rives'e verir.

    Ertesi gün tekrar yola çıkılır. Charley'in uyandığı kızıl kayalıklara giderler. Öğlen saati Natalia kapıya koşarken ayağı sıkışır yetişemez. Nil ona bir şans daha vererek ikinci kapı çıkar. Natalia son sürat giderek kapıdan geçer. Charley'in teorisi işe yaramaktadır. Mutlu bir şekilde Köy'e dönerler. Fakat sabah olduğunda Miguel'in ekibinden Talla döner sadece Talla'yi bir kız getirir. Kurt saldırmıştır. Heesham ise Talla'dan sonra gelir. Bart onları oyuna getirmiştir. Miguel'e ise babun saldırmıştır. Heesham onu taşırken kapı görerek, onu kapıdan geçirmiştir. Bart eşyaları alarak gitmiştir. Talla ise ertesi güne sağ çıkamaz ve ölür. Charley ise çizimini tamamlar. Adanın dört yanında çizim vardır. Iki uçta kadın ve adam. Bir uçta hedef tahtası ve diğer uctada hedef tahtası, sayılar ve adam vardır. Rives ile duvara bakarken, Rives duvarın 1859 yılında oluştuğunu ve o zaman güneş patlaması olduğunu söyler. Bu patlamayı gören iki bilim adamı da öğlen görmüştür. Rives'e göre adada çeyrekler varsa, dünyada da vardır.

    Thad'in sayılı günleri hızla geçer, gider. Günler Thad ve Charley için arama ve Köy arasında geçmektedir. Son iki gün kaldığında bir boz ayı gelir ve çıkış kapısını kapatır. Ayı ile aralarını açınca Jason ve Mia'yı, Köy'e haber vermesi için yollar. Rives, Charley ve Thad ise son güne kadar kapı yakalamaya çalışır. Son gün geldiğinde kapının gelmesi beklenen yerine giderler. Öğlen saati kapı çıktığında Thad, Charley ile koşmak ister. Tam kapıya geldiklerinde Charley'i kapıdan içeri atar. Charley, Thad'in karının üstünde gözlerini açar. Bir grup onu bularak hastaneye götürür ve ailesi ile de evine döner. Evde olduğunda haberlerde Thad'i arar ama bulamaz. Ailesiyle konuşarak Seattle'da bir üniversiteye yerleşir.

    Thad ise Charley'den sonra bir kapı yakalar ve kurtulur. Elli bir gün sonra çikolatalı kurabiyeler ile Charley'in kapısını çalar. Bu onların dünyada birinci günüdür.

    Lynne Matson’ın Ada eseri Yabancı yayınlarının sevdiğim bir kitabıdır. Fakat bir süre sonra olaylar tekrara bağlandı. Yine de içinde ki kurgu ve olay örgüsü açısından oldukça akıcı bir kitap. Ada kitabı üç seriden oluşuyor. Okumak isteyenlerin dikkat etmesi gereken bir şey. Macera eksik olmayan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
  • Dâna-i hardal gıda versin Huda aç etmesin
    Hak teâla sağ gözü sol göze muhtaç etmesin.
  • Kuran kıssalarını algılayışımız, adeta tarihten bir kesite şahitlik ediyormuşuz gibidir. Elbette bunda Kuranın anlatım usulü, daha da ötesinde bizim kuran tasavvurumuz etkilidir. Çünkü Kuran en nihayetinde Allah kelamıdır ve onda yazılan her şey hakikattir ve tek harfi değişmeden bize kadar ulaşmıştır. Şimdi bu pencereden birkaç kıssayı tahlil etmeye çalışacağız. Bu tahlilleri yaparken kuranın aynı kıssayı farklı surelerde farklı ayrıntılarla anlatmış olmasını göz ardı etmeyeceğiz ve kıssaları birlikte değerlendireceğiz.

    Musa & Firavun Diyaloğu:

    Şu’arâ 16. Firavun’una varın da deyin ki: “Biz, varlıkların sahibinin elçisiyiz
    Şu’arâ 17. İsrailoğullarını bırak da bizimle gelsinler.

    Bu ayetlerin açılımı A’râf suresinde şu şekilde yapılmıştır;

    A’râf 104. Musa dedi ki: «Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.
    A’râf 105. Allah hakkında gerçekten başkasını söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim; artık İsrailoğullarını benimle bırak!

    Altta Hz. Muhammed ve müşrikler arasındaki mücadeleye atıfta bulunduğunu düşündüğümüz 18. ayetten 30. ayete kadar olan bu gurup yalnızca A’râf suresinde geçmektedir.

    Şu’arâ 18. Dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi ? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi ?
    Şu’arâ 19. Sonunda yapacağını yaptın; sen nankörün tekisin
    Şu’arâ 20. Dedi ki; Onu yaptım ama hedefimde o yoktu
    Şu’arâ 21. Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.
    Şu’arâ 22. İyilik sayıp başıma kaktığın o durum, İsrailoğullarını köleleştirdiğin için oldu.
    Şu’arâ 23. Firavun dedi ki; Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
    Şu’arâ 24. Dedi ki; eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
    Şu’arâ 25. Dedi ki; etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz ?
    Şu’arâ 26. Dedi ki; O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
    Şu’arâ 27. Dedi ki; Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir.
    Şu’arâ 28. Dedi ki; Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
    Şu’arâ 29. Dedi ki; Hele benden başka birini ilah edin, seni zindanda çürütürüm” .
    Şu’arâ 30. Dedi ki; Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı ?

    Buradan sonraki ayetler neredeyse birebir aynıdır, ancak Firavun ve Hz.Musa’nın söylediği cümleler arasındaki değişiklikler dikkat çekicidir. Bu nedenle gerekli yerlerde farklılığın görülmesi için Arapça okunuşu da parantez içinde verilmiştir.

    Şu’arâ 31.( Firavun ) dedi ki: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.( Kâle fe/ti bihi in kunte mine-ssâdikîn)
    A’râf 106. (Firavun) dedi ki: Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım.( Kâle in kunte ci/te bi-âyetin fe/ti bihâ in kunte mine-ssâdikîn)
    Şu’arâ 32. Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!(Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu’bânun mubîn)
    A’râf 107. Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!( Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu’bânun mubîn)
    Şu’arâ 33. Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!(Veneze’a yedehu fe-iżâ hiye beydâu linnâzirîn)
    A’râf 108. Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!(Veneze’a yedehu fe-iżâ hiye beydâu linnâzirîn)

    Belki de bu suredeki en bariz farklılık alttaki iki ayet arasındadır. Aynı cümle Şu’arâ suresinde Firavunun ağzından, A’râf suresinde ise Firavunun avanesi tarafından zikredilmektedir.

    Şu’arâ 34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere dedi ki, Bu gerçekten bilgin bir sihirbaz! (Kâle lilmele-i havlehu inne hâżâ lesâhirun ‘alîm)
    Şu’arâ 35. Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz ?
    (Yurîdu en yuḣricekum min ardikum bisihrihi femâżâ te/murûn)

    A’râf 109. Firavun’un halkından itibarlı kişiler dediler ki “Bu gerçekten bilgin bir sihirbaz!”
    (Kâle-lmeleu min kavmi fir’avne inne hâżâ lesâhirun ‘alîm)
    A’râf 110. Sizi yerinizden, yurdunuzdan çıkarmak istiyor, Şimdi ne buyurursunuz ?
    (Yurîdu en yuḣricekum min ardikum femâżâ te/murûn)


    Şu’arâ 36. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder.
    (Kâlû ercih veeḣâhu veersil fî-lmedâ-ini hâşirîn)
    A’râf 111. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder.
    (Kâlû ercih veeḣâhu veersil fî-lmedâ-ini hâşirîn)
    Şu’arâ 37. Bütün bilgin büyücüleri toplayıp sana getirsinler.(Ye/tûke bikulli sâhirin ‘alîm)
    Şu’arâ A’râf 112. Bütün bilgin büyücüleri toplayıp sana getirsinler.
    (Ye/tûke bikulli sâhirin ‘alîm)
    Şu’arâ 38. Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
    Şu’arâ 39. Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.
    Şu’arâ 40. (Halk veya Firavun'un yandaşları) üstün gelen büyücüler olursa, herhalde onlara uyarız dediler.
    Şu’arâ 41. Büyücüler gelince Firavun’a dediler ki; “galip gelen biz olursak elbette bir ödül verilir değil mi?”.
    (Felemmâ câe-sseharatu kâlû lifir’avne e-inne lenâ leecran in kunnâ nahnu-lġâlibîn)

    Şu’arâ A’râf 113 .Büyücüler Firavun’a geldi ve dediler ki “Biz galip gelirsek elbette bunun bir ödülü olacak değil mi?”.
    (Vecâe-sseharatu fir’avne kâlû inne lenâ leecran in kunnâ nahnu-lġâlibîn)

    Şu’arâ 42. “Evet” dedi. Üstelik bana yakın kimselerden olacaksınız”.
    (Kâle ne’am ve-innekum iżen lemine-lmukarrabîn)

    A’râf 114. “Evet” dedi.“Üstelik benim yakınlarımdan da olacaksınız.”
    (Kâle ne’am ve-innekum lemine-lmukarrabîn)

    A’râf 115. Dediler ki “Musa! Önce sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım?”
    (Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkiye ve-immâ en nekûne nahnu-lmulkîn)

    A’râf 116. Musa: “Atın!” dedi. Atınca herkesin gözünü boyadılar. Onları korkuttular. Büyük bir büyü yaptılar. (Kâle elkû felemmâ elkav seharû a’yune-nnâsi vesterhebûhum vecâû bisihrin ‘azîm)

    (Şu’arâ suresinde A’râf 115’deki “Dediler ki “Musa! Önce sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım?”sorusu yok !)

    Şu’arâ 43. Musa onlara; “ne atacaksanız atın” dedi.(Kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn)
    Şu’arâ 44. İplerini ve değneklerini yere attılar ve şöyle dediler: “Firavun’un gücü adına galibiyet elbette bizimdir”.
    Şu’arâ 45. Arkasından Musa değneğini attı. O da onların gözbağı için yaptıklarını beklenmedik bir şekilde yutuverdi.
    A’râf 117. Musa’ya: “Sen de değneğini at” diye vahyettik. Değnek bütün uydurduklarını hemen yutuverdi.
    A’râf 118. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti.
    A’râf 119. İşte Firavun ve kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.
    A’râf 120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.(Veulkiye-sseharatu sâcidîn)
    Şu’arâ 46. Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.(Feulkiye-sseharatu sâcidîn)
    Şu’arâ 47. Alemlerin Rabbine inandık dediler.(Kâlû âmennâ birabbi-l’âlemîn)
    A’râf 121. Alemlerin Rabbine inandık dediler.(Kâlû âmennâ birabbi-l’âlemîn)
    Şu’arâ 47. Musa’nın ve Harun’un Rabbine. (Rabbi mûsâ vehârûn)
    A’râf 122. Musa’nın ve Harun’un Rabbine. (Rabbi mûsâ vehârûn)


    Şu’arâ 49. (Firavun) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
    (Kâle âmentum lehu kable en âżene lekum innehu lekebîrukumu-lleżî ‘allemekumu-ssihra felesevfe ta’lemûn leukatti’anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin veleusallibennekum ecma’în)

    A’râf 123, 124 (Firavun) dedi ki “Ben izin vermeden ona inandınız ha? Besbelli ki bu gizli bir düzendir. Ülkede bu düzeni kurdunuz ki halkını buradan çıkarasınız. Ben size göstereceğim. Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım!
    (Kâle fir’avnu âmentum bihi kable en âżene lekum inne hâżâ lemekrun mekertumûhu fî-lmedîneti lituḣricû minhâ ehlehâ fesevfe ta’lemûn leukatti’anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin śümme leusallibennekum ecme’în)

    Şu’arâ 50. Dediler ki “Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz”.(Kâlû lâdayr innâ ilâ rabbinâ munkalibûn)
    A’râf 125 . Dediler ki “Biz de Rabbimize döneriz.(Kâlû innâ ilâ rabbinâ munkalibûn)

    Son olarak sihirbazların ağzından aktarılan cümleler de iki surede değişikliğe uğramıştır.

    Şu’arâ 51. «Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız.» (İnnâ natme’u en yaġfira lenâ rabbunâ ḣatâyânâ en kunnâ evvele-lmu/minîn)

    A’râf 126. Sen sadece Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, müslüman olarak canımızı al.
    (Vemâ tenkimu minnâ illâ en âmennâ bi-âyâti rabbinâ lemmâ câetnâ(c) rabbenâ efriġ ‘aleynâ sabran veteveffenâ muslimîn)


    Hz İbrahim & Meleklerin Diyaloğu:
    Hûd 69. Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve: «Selam (sana) » dediler. O da: «(Size de)selam» dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.

    Hicr 52. Onun yanına girdikleri zaman, «selam» dediler. (İbrahim:) Biz sizden çekiniyoruz, dedi.

    Zâriyât 25. Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, «Bunlar, yabancılar» demişti.
    Zâriyât 26. Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
    Zâriyât 27. Onların önüne koyup «Yemez misiniz?» demişti.

    Yukarıda Zâriyât suresindeki üç ayet adeta Hûd 69 - Hicr 52 açar niteliktedir.Ancak devamındaki akış tamamen farklıdır.Hud suresinde melekler ilk olarak Lut Kavminden bahsederler ve çocuk müjdesini ibrahimin eşine dönük olarak söyledikleri izlemini verirler.Diğer iki surede melekler çocuk müjdesi ile söze başladıkları için Lut kavmine gidecekleri ibrahimin sorusu üzerine ortaya çıkar.Hud suresinde ise İbrahim olayı baştan beri bildiği için eşine verilen çocuk müjdesinin şaşkınlığını atar atmaz meleklerle tartışmaya başlar.

    Hûd 70. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki: Korkma! Lût kavmine gönderildik.( Felemmâ raâ eydiyehum lâ tasilu ileyhi nekirahum veevcese minhum ḣîfe kâlû lâ teḣaf innâ ursilnâ ilâ kavmi lût)

    Hicr 53. Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.( Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke biġulâmin ‘alîm)

    Zâriyât 28. Derken onlardan korkmaya başladı. «Korkma» dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.( Fe-evcese minhum ḣîfetâ kâlû lâ teḣaf ve beşşerûhu biġulâmin ‘alîm)

    Hûd 71. O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.
    Hûd 72. (İbrahim'in karısı:) Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey! dedi.

    Hicr 54. (İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.

    Zâriyât 29. Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: «Ben kısır bir kocakarıyım!» dedi.

    Hûd 73. (Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.

    Hicr 55. Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.

    Zâriyât 30. Onlar: «Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir» dediler.

    Hicr 56. (İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?

    Hûd 74. İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı.
    Hûd 75. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi.
    Hûd 76. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!

    Hicr 57. «Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?» dedi.
    Hicr 58. Dediler ki: «Biz, suçlu bir kavme gönderildik.»

    Zâriyât 31. (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
    Zâriyât 32. Dediler ki: «Biz, suçlu bir kavme gönderildik.»
    Bundan sonraki kısımda melekler, Hicr suresinde İbrahime cevap vermeye devam ederken, Zâriyât suresinde diyolog kesilir ve melekler olayı geçmiş zaman kullanarak anlatırlar.

    Hicr 59. «Ancak Lût ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız.»
    Hicr 60. «(Fakat Lût'un) karısı müstesna; biz onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik.»

    Zâriyât 33. «Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik).»
    Zâriyât 34. (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
    Zâriyât 35. Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
    Zâriyât 36. Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
    Zâriyât 37. Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.


    İbrahim & Kavminin Diyalogları :

    Bu kıssayı çözümlemek bir hayli güç. Çünkü kıssanın bir kısmı bir surede bir kısmı diğer surede, az bir kısmında da ortak olarak zikredilmektedir.Ortak olan kısımlardaki diyalog farklılıkları yine dikkat çekmektedir.

    Enbiyâ 52. O, babasına ve kavmine: Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor? demişti.
    Sâffât 85. Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.

    Sâffât 86. «Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?»
    Sâffât 87. «O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?»
    Sâffât 88. Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
    Sâffât 89. Ben hastayım, dedi.
    Sâffât 90. Ona arkalarını dönüp gittiler. (Bu kısım Enbiyâ suresinde yer almaz )

    Enbiyâ 53. Dediler ki: Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk.
    Enbiyâ 54. Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz, dedi.
    Enbiyâ 55. Dediler ki: Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan biri misin?
    Enbiyâ 56. Hayır, dedi, sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim. (Bu kısım Sâffât suresinde yer almaz )

    Enbiyâ 57. Allah'a yemin ederim ki, siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım!
    Enbiyâ 58. Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye.

    Sâffât 91, 92. Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
    Sâffât 93. Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)


    Enbiyâ 59. Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir, dediler.
    Enbiyâ 60. (Bir kısmı:) Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler.
    Enbiyâ 61. O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.

    Sâffât 94. (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
    Enbiyâ 62. Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? dediler.
    Enbiyâ 63. Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa! dedi.
    Enbiyâ 64. Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) «Zalimler sizlersiniz, sizler!» dediler.
    Enbiyâ 65. Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: Sen bunların konuşmadığını pek âlâ biliyorsun, dediler.

    Enbiyâ 66, 67. İbrahim: Öyleyse, dedi, Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye hâla tapacak mısınız? Size de, Allah'ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun! Siz akıllanmaz mısınız?
    Sâffât 95, 96. İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.

    Enbiyâ 68. (Bir kısmı:) Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza yardım edin! dediler.

    Sâffât 97. Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.

    Enbiyâ 69. «Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!» dedik.
    Enbiyâ 70. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk.

    Sâffât 98. Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
    Sâffât 99, 100. (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.
    Sâffât 101. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.


    Sonuç olarak denilebilir ki, surelerde anlatımlar farklı da olsa geçen kıssa aynı olayı ve aynı mesajı vermektedir, peki diyaloglardaki farklılıklar nasıl izah edilebilir ?
    Bunlar türü ne olursa olsun bir metnin sıhhatine gölge düşürmez mi ? Kaldı ki bahsettiğimiz sıradan bir metin değil, kaynağını her şeyi bilen yanılma veya unutma ihtimali olmayan Allah’a atfettiğimiz, içindeki her şeyin hakikat olduğuna inandığımız Allah’ın elçisine vahyolunmuş bir kitabın bir bölümünden bahsediyoruz.
    Bu ayetler tarihin bir bölümünde yaşanmış bir olayın ve gerçek şahsiyetlerin bize aktarılması ise, “dediki” diye başlayan bir cümlenin değişmesi, cümleye bir kelime eklenmesi veya çıkarılması ve hatta Şu’arâ 39 - A’râf 109’da olduğu gibi tamamen farklı aktarımı mümkün müdür ? Aynı şeye bir mahkeme zaptında rastlasanız itiraz etmez misiniz ? En azından ifade verenlerin sıhhatinden veya hafızasından şüpheye düşmez misiniz ?
  • Arasıra konu komşu bizim sırtımızdan
    çok büyük sevaplar kazanırlardı.
    Bakarız akşamüstü Fethiye Teyze bir
    tabak yüzük çorbası göndermiş,
    ya da İsmail Efendi hizmetçisiyle
    bir tabak kaysı...
    Hep şaşardım, niye bunlar gönderecekleri şeyleri taze taze değil de bayatlayıp öyle gönderirler diye...
    Sanırım çabucak yiyemeyip, tadını
    çıkara çıkara yiyelim diye.
    Öyle yersek, duamız da çok olurdu...

    Babam bazen karşılaştırmalar da yapardı:

    -Atiye Hanımın böreği, Şadiye Hanımınkinden daha güzel.
    Ama bak, Şadiye Hanımın pilavına
    diyecek yok ha!..
    Yalnız pilavı şöyle piştikten sonra
    azıcık dinlendirse, pirinçler dana gözü
    gibi dene dene olur...
    Bilmiyor ki...
    Hayriye Hanımın da kabağına diyecek yok... Bayılıyom o avradın kabağını yerken.

    Anam yanıt vermeyince, babam sorardı: Söylesene avrat, nasıl
    Hayriye Hanımın kabağı?

    -İyi iyi...

    -Kabak ki kabak!..
    Söylesen ya Şadiye Hanıma, bir daha
    pilavı benim dediğim gibi yapsın.

    Anam basını sallardı:

    -İçine kuş üzümü de koysun mu?

    -Dalga mı geçiyon be!

    -Neyine gerek bre herif, adam bilip göndermişler, yersin keyfine bakarsın. Arkasından da duanı edersin,
    olur biter.

    Etmediğimizi biliyon mu?

    İlerimizde bir kamyoncu otururdu.
    Onlar nedense hep patates gönderirlerdi bize. Babam da durmadan bozulurdu buna,

    -Gene mi patates, diye.
    Sanki peşin para vermiş gibi...
    Bazen söylenirdi de:

    -Bir lokma da et koymamışlar içine!
  • Yalnız pilavı şöyle piştikten sonra azıcık dinlendirse, pirinçler dana gözü gibi dene dene olur... Bilmiyor ki...