Kentlerde, Tanrı'ya hiç de gerekli olmayan altınlarla, gümüşlerle dolu tapınaklar vardı, oysa bu tapınakların önlerinde yoksul insanlar, ellerine ne zaman bir bakır para bırakılacağını beklerken titriyorlardı.
Insanı aldatmak, soyup soğana çevirmek, ondan kendisi için olabildiğince fazla çıkar elde etmek, onun kanını emmek, hırsı her yerde açık seçik çıkıyordu karşısına.
Daha çok böcekler duygulandirıyordu onu, özellikle de kelebekler, şaşkın şaşkın bakıyordu resimlerine ve şöyle diyordu:"Ne kadar güzeller, değil mi, Nikolay ivanovic? Her yerde ne çok var bu nefis güzelliklerden; gelgelelim, hepsi gizli bize, hepsi yanımızdan biz görmeden gelip geçiyor. Insanlar, bir telaş içindeler, hiçbir şeyden
haberleri yok, hiçbir şeyin tadinı çikaramıyorlar; buna zamanları da yok, istekleri de. Yeryüzünün ne denli
zengin olduğunu, üzerinde ilginç ne şok canlnın yaşadığını bilselerdi ne çok mutlu olurlardi. Oysa her sey insanlar için, her insan her şey için, öyle değil mi?"