Cemil'di bu. Kürek gibi bir dili vardı. Ne kadar yalan dolan varsa ondaydı ama esaslı adamdı sonuçta. Yıllar önce sevdiği kızı başkalarına verdiler diye cümbüşüne elektrik döşeyip intihara kalkışmıştı. Sonuçta başarılı olamamış fakat adı Elektro Cemil'e çıkmıştı. Tuğla gibi laflar ederdi arada. Misal, bir keresinde kahvedeki radyodan maç dinliyorlardı. Selçuk'la Müjdat yine el ele verip şahane goller atmıştı o gün. Ama efendi çocuk ikisi de; golden sonra hiçbir şey olmamış gibi orta yuvarlağa yürümüşlerdi. Millet, "golü duydunuz mu golü!" diye sevinirken, Elektro, "ben de sporcunun ahlaklısını severim," demiş ve susmuştu.
Kim ne derse desin, kim hangi cümleyi kurarsa kursun, bütün cümlelerin yüklemini Elektro buluyordu. Hayri Abi, bir akşam dayanamayıp işin aslını sormuştu Elektro'ya. Bu tuğla gibi lafların sebebini merak etmişti.
Elektro Cemil, boynundaki damarları iyice şişirerek, "bu yetenek dedemden bana miras," demişti gururla.
"Nasıl yani?" demişti Hayri Abi.
"Basbayağı miras," demişti Elektro, "yani genetik miras. Dedem ölünce onun yeteneği önce babama, sonra da bana geçti."
"Ne iş yapardı senin dede?"
"Şairdi."
"Harbiden mi?"
"Harbiden ya!"
"Ne oldu peki dedene?"
"İntaar etti," demişti Elektro.
Elektro'nun hiçbir sözüne güven olmazdı ama bu kez ona inanmak zorundaydı Hayri Abi. Firesiz yalanın ne demek olduğunu ancak Elektro'yu onlarca kez dinledikten sonra anlamıştı çünkü.