"Belki kendilerinden olana düşmanlık etmek, kendi türünü dışlamak bir diğer insan özelliğiydi." "Onlar ölüyorlar ve bu yüzden sabırsızlar." "Beni küçük bir odaya koydular; oda, bütün insan odalarıyla mükemmel bir uyum içinde dikdörtgeni kutsuyordu. İşin tuhaf yanı bu odanın polis merkezindeki, hatta gezegendeki diğer odalardan ne daha iyi ne de daha kötü görünmesine rağmen, memurların, diğer herhangi bir odada durmaktansa, "hücre" denen bu odada durmanın özel bir ceza olduğunu düşünüyor gibi görünmeleriydi. Kendi kendime kıkırdamaya başladım. Ölen bir bedende yaşıyorlardı, ama bir odaya kilitlenmek onları bundan daha çok endişelendiriyordu!" "Yine de, odaların şeklini göz önüne aldığımda, bu adamların çember diye bir şeyin varlığının farkında olmaları içimi biraz rahatlatmıştı." "Evlilik, iki insanın birbirini sevip sonsuza dek birlikte kaldığı bir aşk birliğiydi. Ama bu durum, bana göre, aşkın zayıf bir güç olduğunu ve desteklenmesi için evliliğe ihtiyaç duyduğunu ima ediyordu. Üstelik birlik 'boșanma' denen bir șeyle bozulabiliyordu ve bu yüzden, görebildiğim kadarıyla, mantıksal açıdan iyice saçma bir hal alıyordu." "Eğer bir testte başarısız olursanız neden başarısız olduğunuzu anlamak için bir başka test yapılıyordu. Galiba testleri bu kadar çok sevmelerinin sebebi özgür iradeye inanmalarıydı. Hah! Yavaş yavaş keşfediyordum ki insanlar hayatlarını kontrol edebildiklerine inanıyor ve bu yüzden de sorular ve testler karşısında bir tür hușu duyuyor, çünkü bu şekilde, seçimlerinde başarısız olan ve doğru cevapları vermek için yeterince çalşmamış diğer insanlar üzerinde belli bir hakimiyetleri olduğunu düşünüyorlardı. Ve pek çok insan başarısız olduğu son testin sonucunda benim gibi kendini bir akıl hastanesinde buluyor, diazepam dedikleri beyin boşaltıcı haplar
Tıpkı bir av hayvanı gibi koştum; çölü geçtim, sonra ormanı aştım, sonra yine çölü. Nerede olduğum hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Güneş doğdu ve ben koşmaya devam ettim. Sonunda bir başka yola çıktım. Neler olabileceğini düşünerek deliler gibi korkmama rağmen, yine de otostop çekmeye karar verdim, çünkü kamyon şoföründen ve arkadaşından mümkün olduğunca uzaklaşmam gerektiğini biliyordum. Ona taşla vurduktan sonra bana saldıran adama ne oldu bilmiyorum, ama o iki adam, karşılaşmak istediğim son kişilerdi.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Babamın onuruna bir totem direği hazırlayacağım ve elimden geldiğince az iş yapacağım. Hiçbir şey yapmamanın bokunu çıkarmakta benden daha ileriye gitmiş pek az insan olacak. Medeniyete geri dönmeyeceğim lan! Hazır orada dikilmiş duruyorken bağırmaya başlıyorum. Ben hem kral hem de başbakanım, halkıma nutuk atıyorum: “ Sevgili yurttaşlarım. Sizi sevmiyorum. Kendinize bir çekidüzen verin. Aklinizi başınıza toplayıp bu kadar akıllı olmaktan vazgeçin. Ve siz sağcılar, Allahın cezası köpeklerinizden kurtulun hele. Yüzünüzdeki o kendinden hoşnut gülümsemeyi silin, artık takasa başlamak zorundasınız. Bisiklete binmek. Bu devran dönecekse, deliler gibi bisiklete binip takas yapmalıyız. Ağaçların arasından esen rüzgârın, çayırlardaki çiçeklerin sahibi kim? Telatabiler cehennemde yanmalı, kahretsin, ipin ucunu kaçırmadan bir yeni yıl nutku atmak için çok sarhoşum ama Lovenskiold, ormanı halka geri vermelisin çünkü onun asıl sahibi sen değilsin. Kimse ormanların sahibi olamaz. Baba, sen gittin, seni tanıyamadım, kendimi yalnız hissediyorum, ben kendimi hep yalnız hissettim, herkesi kendimden uzak tutuyorum çünkü ben de herkes gibi salağın tekiyim. Kimse beni tanımıyor. Korkarım, yaşadığım sürece de tanımayacak. “Sonunda vazgeçiyorum ve sesim kısılana kadar, “lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun“ diye bağırıyorum.
Sayfa 69 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Yoktun! Kim bilir kaç gece odamı kelebek bastı, aşkına adanmış hayallerim hasretinden kim bilir kaç ormanı yaktı! İçimde her gece biraz daha yetim kalan çocukluğum, içimi milim milim kemiren yokluğunla aynı paydalarda eşitlenemedi, ölümden beter hasretin hiç sadeleştirilemedi!Hayalinle sevişirken yastığımı sırılsıklam eden gözyaşlarım, delirmiş bir kahinin sihirli aynasıydı! Avuçlarına koymuştum ben o mukaddes mirası: o kırık dökük ayna parçalarını! “Geleceğimi söyle bana” dedikçe, tenime sapladın avuçlarındaki tüm cam kırıklarını!Yoktun! Kıyametin gözbebeklerinde kopacağını, kulağıma sürekli yeni kehanetler fısıldayan, kırmızı döpiyesler giymiş ölü kız çocuklarından duydum...Bir bilsen neler öğretti yokluğun bana. Şimdi ben, intiharın tek veliahtı, aşk bağımlısı sersem bir şehzade! Sense, korkak bir Azrail müsvettesisin: ağzın burnun kan içinde…Yoktun! Her sabah, şehrin tüm arka sokaklarını birbirine katan çığlıklarla kopan şafak tanık oldu sadece yavaş yavaş eriyişime... Gözü dönmüş menopozlu hemşireler, her sabah, bir orgazm sigarası yakar gibi kırdılar sakinleştirici tüplerini uzun ve ojeli tırnaklarıyla! Ve yeni bir ülke fetheder gibi çiftleştirdiler Akineton ile Norodol’ü aynı şırıngada...Üç noktalar, giderek “güç noktalar” oldular hayatımda... Sen, yoktun! Yoktun! Yoktun! Yoktun! Durmadan, Akineton masalları anlattım yeşil Diazem kapsüllerine…Yapayalnız masallar, yapayalnız haykırışlar, yapayalnız intiharlar yaşadım… Yitik bir ilahi gibi yankılandı uzak uçurumlarda yitirdiğim sesin kulaklarımda! Yoktun, senin için özenle sakladığım basamaklardan göklere uzanan sonsuz bir merdiven yaptım ve kurban edip sihirli denizatlarımı bakışlarına hükmeden peri masalına,
Dünyanın en şanslı insanları deliler ve çocuklar;her istediklerini söyleyebiliyorlar, kimse de yadırgamıyor.
Huzurevi" yazıyordu, ama burası daha çok gerek- siz farz edilen insanların bırakıldığı bir yerdi. Deliler için, ölüm döşeğindeki yaşlılar için bir tür bakımevi
Sayfa 137 - Jeanne·Kitabı okudu
Polisiye