• Bu sorunun aklımızın bir köşesinde durması iyidir; deniz kirlendiğinde, oksijen azaldığında harekete geçsin ve bizi uyarsın diye. Bunu tekrarlayan biçimde sormamız, eskisi gibi sağlıklı oksijen alamadığımızın, suyun kirlenmeye başladığının işaretidir.
  • Üç kez seni seviyorum diye uyandım
    Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
    Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.

    Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.

    Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
    Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
    -Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

    Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.

    Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
    Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
    Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.

    Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.

    ..............................................................................Deniz eskisi

    İlhan BERK
  • TOPAL OSMAN PAŞA
    Tarihimizin Osmanlılar çağında Osman adını taşıyan birkaç büyük Türk vardır ki Topal Osman Paşa
    bunlardan birisidir. Büyük vatan çocuğu Namık Kemal'in baba tarafından atası olan Osman Paşa,
    hayatı ve bilhassa hayatının sonu ile Türklük için örnek kahramanlar arasında yer almak talihine
    erenlerdendir
    Adının sonuna paşalık unvanı takılmadan önce, Osman, bir ağa idi. Osman Ağa, daha geçliğinde
    zekâsını ve kahramanlığını gösterebilecek fırsatlar bulmuştu. Bunlardan bilhassa bir deniz kavgası
    ünlüdür: Mısıra giderken, bindiği gemi, İspanyol korsanlarının saldırısına uğrayan Osman Ağa,
    Hristiyanlarla pek yaman vuruşmuş, fakat kavganın sonunda tutsak olmuştu. Osman, bu kavgada
    ayağından bir yara almıştı ki, sonradan tamamen geçmeyen bu yara kendisine ebedî bir şeref gibi
    "topal" unvanını bırakmıştı.
    Gemi ile birlikte korsanlara tutsak olan Osman, Malta’ya götürülmüştü. Orada bir Fransız ile anlaştı,
    Fransız, Topal Osman'ı tutsaklıktan kurtardı. Sonra yurduna dönmesini de temin etti. Topal Osman,
    Fransız'ın bu iyiliğini hiç unutmamış, kendisine, bilhassa sonradan büyük mevkilere çıkınca pek çok
    ikram ve lütuflarda bulunmuştur.
    Osman Paşa, verilen vazifelerde gösterdiği başarılarla yüksele yüksele vezirler arasına girdi. Çağının
    Venedik savaşındaki hizmeti bilhassa önemlidir. Daha sonra Mora seraskerliğinde, Rumeli
    beğlerbeğiliğinde bulundu. Ve sonunda bir Osmanlı Türk'ü için çıkabilecek en büyük makam olan
    sadrazamlığa kadar yükseldi. Korsan kavgasının topal kahramanın sadrazamlığı hayatının son
    yıllarında yaşlılık çağındadır.
    Topal Osman, sadrazamlıktan düştükten sonra Trabzon'a vali yapılmıştı. Yaşı yetmişe varmış, devlet
    ve millete yıllarca hizmetler etmiş olan Paşa, Trabzon valiliğine giderken, artık ömrünün son günlerini
    mutlak bir dinlenme içinde geçirmek ve bu tatlı son günler arasında Tanrısı'na rahatça kavuşmak
    hakkını da kazanmıştı. Fakat talih, onun için daha büyük şerefler hazırlamış, ününü ebedileştirecek
    son bir fırsat hazırlamıştır:
    On sekizinci yüzyılın ikinci yansında, Afşar Türkleri'nden Nadir, İran tahtını ele geçirerek, Acemlerin
    başına geçmişti. Bütün büyük Türk başları gibi, sahip olduğu devletin sınırlarını büyütmek isteyen ve
    büyüten Nadir, Türkiye'nin doğu taraflarında gerçek bir tehlike olmuştu. Osmanlı Türkiye’si, bu
    tehlikeyi yok etmek mecburiyetini duydu. Fakat Nadir, yaman bir kumandan ve kahramandı. Onu
    ezebilmek için, büyük bir başa ihtiyaç vardı. İstanbul hükümeti, Doğu'daki tehlikeyi bildirmek üzere
    hazırladığı ordu için aradığı kumandanına. Trabzon valiliğinde son günlerini geçirmekte olan kocamış
    topalın şahsiyetinde buldu. Osman Paşa, doğu orduları serdarlığa seçildi.
    Büyük vatan şairimizin ulu atası, soyumuzun Afşar kolunun yaman çocuğu Nadir ile iki kere
    çarpışmıştır. İlk karşılaşma 1773 yılı Temmuzu'nda oldu. Biri Osmanlılık, öteki Acemlilik adına vuruşan
    iki Türk kumandanı karşılaşmadan önce birbirlerine mektuplar göndermişlerdi. Topal Osman, mağrur
    hasmına yazdığı yazılarda çok gurursuz bir dil kullanıyordu. Çünkü o, asıl şiddetini er meydanı olan
    savaş alanlarında gösterecekti.
    İlk karşılaşmada Nadir'in gösterdiği büyük kahramanlıklar, önceleri İranlıları iyi duruma soktu ise de,
    sonunda Türkiye Türkleri'nin ordusu yaşlı kumandanlarının yüzünü ak çıkardılar. İran ordusu yenildi.
    Nadir savaşın şerefini karşısındaki ordunun kendi kanından olan kumandanına bırakarak kaçtı. Fakat
    Nadir, bir kere yenilmekle her şeyi kabul edecek insanlardan değildi. Osman Paşa'nın kendisini
    kovalayamamasını fırsat bilerek bir müddet sonra eskisi kadar büyük bir kuvvet topladı. Yeniden sınırı
    geçerek, İstanbul'dan hiçbir yardım göremeyen Osman Paşa'nın şuradan buradan topladığı
    ordusunun karşısına dikildi.
    Bu çarpışma Topal Osman Paşa'nın son savaşıdır. Afşarlı Nadir, bu savaşı pek büyük kahramanlıklar
    göstermiştir. O kadar ki, bir aralık yaralandığı halde, ordusunun maneviyatını bozmamak için, gene
    dövüşe devam etmiştir. Denilebilir ki bütün İran ordusunun yapamadığı şeyi, o, adeta tek başına
    yapmıştır.
    Nadir'in bu kahramanca saldırışları ve hareketleri, Osmanlı ordusunun bozulmasına sebebiyet verdi.
    Paşa ayağının sakatlığından dolayı, hususî arabası içerisinden idare ettiği savaşın sarpa sardığını
    görünce, büyük bir askerlik gücü göstererek dağılmakta olan ordusunu topladı ve İranlılar'a karşı
    yeniden saldırttı. Fakat Nadir bu orduyu gene bozmasını bildi. Osman Paşa da gene topladı. Ancak bir
    an geldi ki Topal kahraman, kumandasındaki ordunun savaşı kaybetmek üzere olduğunu anladı.
    Çünkü Osmanlı ordusunda büyük intizamsızlık hâsıl olmuştu. Zafer düşmana gülüyordu, ömrü şanlarla
    dolu olan bu yaşlı Osmanlı paşası, zafer tacının, yurduna saldıran adamın başına geçmesine razı
    olamazdı. Ordusundaki intizamsızlığı kılıcı ile düzeltmeye, düşmanı yiğitliği ile alt etmeye karar verdi.
    Adamlarının yardımı ile atına bindi. Omuzlarına çöken yetmiş yılın ağırlığı sanki birdenbire yok
    oluvermişti. Kocamış paşa kılıcı elinde, erlerinin önünde Acem ordusu saflarına daldı.
    Bu saldırış yaman oldu. O kadar yaman oldu ki bir an öncesinin üstün durumlu Acem ordusu
    sarsıntılar geçirmeye başladı. Topal Osman, yetmiş yaşından beklenmeyen bu görülmemiş atılışı ile,
    az daha zaferi Nadir'in elinden alıyordu. Lakin, Paşa'ya bu kahramanlık vakasını hazırlamış olan talih
    ondan en büyük insanlık rütbesini de esirgememişti. Topal Osman, İran saflarından gelen iki kurşunla
    bu rütbeyi de kazandı. Kafasına rastlayan kurşunlar, koca Osman'ı yere yıktı. Erlerinin sonuna kadar
    vuruşması sonucu değiştirmedi. Nadir üstün gelmiş. Osmanlı ordusu yenilmişti.
    Osman Pasa.. Bu, topal bir kahramanın adıdır. Bu kahraman, adının başında büyük bir şeref nişanı gibi
    duran topallık unvanını gençlik çağlarında kazanmıştı, ömrünün sonunda ise torunu vatan şairi
    Kemal'in:
    Mevt ise son rütbesidir askerin!
    Mısrası ile söylediği büyük gerçeği, ölüm alanlarından kucaklayarak gençliğinin şeref nişanının yanına
    koydu, 'Topal Şehit’ unvanını aldı.
  • Deniz eskisi bir göl oldum

    Adım ummandan uzak...belki de çöl oldum
  • Düşünüyorum da,
    sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
    Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
    Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
    Korkularımızın paylaşılması
    Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

    Kabuklarımızın altında
    Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
    Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
    Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
    İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
    Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

    Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
    Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
    Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
    Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
    Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?
    Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
    Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.?
    Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz?

    Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
    En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
    Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
    O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.

    Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
    Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
    Kırılmaktan korkmasak
    İncinsek yaralansak.
    Ne olur bir darbe daha alsak.
    Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
    Denesek
    Risk alsak
    Yanılsak
    Farketmez
    Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
    Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.

    O zaman farkedeceğiz.
    Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
    Neler biriktirdiğimizi,
    Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
    Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
    Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
    Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
    Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
    Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
    Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
    Sevgiye çok ihtiyacımız var.
    Ufukta kar bir kış görünüyor.
    Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
    Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
    Kurtulun bu yükten.
    Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
    Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
    Hem hepimiz bir yıldızız.
    Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi."

    Rabindranath Tagore