Puan vermedi·202 syf.··
2026 24. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 16:35
Gerçek bir şaheser! Teknik ve psikolojik olarak mükemmel! Öldürmek mi bağışlamak mı, ikilemini en iyi veren roman. Yaşar Kemal Ustanın bu kitapla ilgili düşüncesiyle başlamak istedim. Saygıyla... Kitabın önsözünde şu ilginç bilgiyle başlar roman. Zülfü Livaneli normalde 1974 yılında bu kitabın yazımına başlamış. Ancak yanlış bilmiyorsam 2001 yılında bitirmiş. Yani yıllara yayılan bir roman. Önsözünde detaylı bir şekilde bu durumu anlatıyor. Özet olarak kitapta Sami Baran adında bir siyasi mültecinin, 12 Mart askeri darbesinde nişanlısının öldürülmesi ve bu olaydan dolayı Stockholm'de siyasi sığınmacı olarak yaşamaya başlar Mülteci olduğu yerde başka ülkelerden de gelen kişilerle olan paylaşımları, yalnızlıkları, öteki olmaları çok güzel anlatılmış. Bunun yanında "medeni" "uygar " bir ülkenin yaşam biçimleri, insan ilişkileri, mültecilere bakış açıları güzel işlenmiş. Sami Baran hastanede kaldığı dönemde yaşlı bir adamla karşılaşır. Ölümüne yakın , kanser hastası bu adam 12 Mart darbesinde Filizin ölümüne ve ardından Sami Baran'ın işkence görmesinde rol almış bir devlet yetkilisidir. Sami Baran'ın intikam alma duygusuyla vicdanı arasında kalmasını, psikolojik çıkmazlarını, arada sıkışıp kalmasını biz okuyucular da derinden hissederiz. Bunlar kitabın genel özeti. Benim kitapla ilgili en çok ilgilimi çeken iki tarafı oldu. Birincisi Zülfü Livaneli yazar ve karakteri arasında deneysel bir tarz kullanmış olması çok etkileyici olmuş. Bölüm sonlarında Sami Baran karakteri adeta rolden çıkıp bizimle (okurla ) konuşmaya başlıyor. Okur olarak yaşanan olayın kurgumu, yaşanmış bir olayın birinci ağızdan anlatımı mı ikilemi arasında kalıyoruz. Organik bir bağ kurmuş oluyor bizimle. ikincisi kitaba ismini veren Kedi metaforu.... Bence kitabın ana teması gibi. Romanda
Edebiyat
Bir Kedi, Bir Adam, Bir ÖlümZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202329bin okunma
10/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 15:50
Bir kitabı bitirdiğinizde elinizde kalan tek şey hikâye olmaz bazen. Bazı kitaplar bittiğinde insanı bir sessizliğe iter, etrafındaki teknolojik gürültüden tiksindirir ve gidip kütüphanesindeki tozlu raflara sarılma isteği uyandırır. Fahrenheit 451 benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Yevgeni İvanoviç Zamyatin’in Biz'i, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya'sı ve George Orwell’in 1984'ü ile birlikte "Kara Dörtleme" olarak anılan bu dev eserin, neden içlerinde beni en çok sarsanı olduğundan biraz bahsetmek istiyorum. Her şey aslında Bradbury’nin bir akşam arkadaşıyla yürüyüş yaparken bir polis arabasının yanlarında durup "Ne yapıyorsunuz?" diye sormasıyla başlıyor. Sadece yürüyor olmanın şüpheli bir eylem sayıldığı o andan duyduğu öfkeyle "Yaya" isimli bir öykü yazmış. Sonra o öyküdeki yaya karakterini almış, cinsiyetini değiştirmiş ve karşımıza Clarisse McClellan çıkmış. Clarisse, etrafındaki kerosen kokulu itfaiyeci Montag’a o can alıcı soruyu soran çocuk: "Mutlu musun?" Kitabın ilk taslakları, UCLA kütüphanesinin bodrum katında, yarım saati 10 sente kiralanan daktilolarda, büyük bir aceleyle ve "içsel mantığa" sadık kalarak yazılmış. Belki de kitabın o nefes nefese bırakan, sürükleyici ritmi o daktilo odasındaki aceleden geliyordur. Kitabın ismi için Bradbury epey kafa patlatmış. Bir ara "İtfaiyeci" demiş, sonra "Gece Yarısından Çok Sonra"da karar kılmış ama içine sinmemiş. Sonra kendisine, "Kitaplar kaç derecede tutuşup yanar?" diye sormuş ve ardından bilim insanlarını aramış, kimse kağıdın kaç derecede tutuştuğunu net söyleyememiş. En son bir itfaiye şefine sormuş ve o cevabı almış: "451 Fahrenheit". İşte o andan itibaren bu rakam, tarihin en hüzünlü ve en sert rakamlarından biri haline gelmiş. Bradbury’nin 1953’te (yazım süreci 1950'ler) hayal ettiği dünya, bugün penceremizden baktığımız
1000Kitap
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,4bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Hayatın Aynasında Sanat( Poetika)
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 01:12
Poetika Üzerine Öncelikle bu eseri daha önce okumamış olduğum için hayıflandığımı söylemeliyim. Sayfa sayısı az olmasına rağmen, her satırıyla okuru aydınlatan son derece etkileyici bir yapıt. Şimdiye kadar okuduğum pek çok eserin, burada anlatılanlar ışığında daha anlamlı hâle geldiğini fark ettim. Hatta yalnızca edebî eserleri değil, yaşadığımız hayatı bile daha iyi kavramamı sağladığını söylersem abartmış olmam. Aristoteles’in Poetika’da söylediği gibi sanat aslında bir taklittir. Hayatın kendisi de kimi zaman bir drama, kimi zaman bir komedi, bazen bir tragedya, bazen de bir destan gibi yaşanmaz mı? Bu açıdan sanat, hayatın bir yansımasından başka bir şey değildir. Bu noktada Aristoteles, hocası Platon’dan ayrılır. Platon, şiiri ve ozanı küçümser; onları ideal devlet anlayışından uzak tutar. Ona göre zaten ideaların bir kopyası olan dünyanın sanat yoluyla yeniden taklit edilmesi anlamlı değildir. Aristoteles ise farklı düşünür. Ona göre sanat yine bir taklittir; fakat bu taklit, insan eylemlerinin, olayların ve yaşamın taklididir. İnsanlar bu yolla haz duyar ve aynı zamanda ruhsal bir arınma yaşar. Aristoteles bu eserinde sanatın taklit yoluyla nasıl daha güçlü ve etkileyici hâle getirilebileceğini gösterir. Destan, tragedya, komedi ve şiir gibi türlerin nasıl kurulması gerektiğini anlatırken bunu katı kurallar şeklinde değil, insan deneyimini anlamaya yardımcı olacak bir bakış açısıyla sunar. Bu nedenle eser yalnızca okuduğumuz metinleri değil, hayatın kendisini de daha anlamlı kılan bir rehber niteliği taşır. Nitekim Umberto Eco’nun Gülün Adı romanında okunması yasaklanan kitabın Poetika olması da dikkat çekicidir. Bu eserin neden bu kadar etkili ve aydınlatıcı olduğunu kitabı okuduğumda çok daha iyi anladım. Kitabın çevirmeni Samih Rifat da önsözünde eserin
İnceleme
PoetikaAristoteles · Can Yayınları · 20075,1bin okunma
Baskı Altında Feminizm...
9/10
·125 syf.··
2026 7. kitabı
Baha Tevfik'in İslamiyet ve Feminizm bölümü sebebiyle 1 puan kırıyorum yoksa Odette Laguerre'in Feminizmi 10/10... Geçenlerde okuduğum “Osmanlı materyalistlerine, Osmanlı ateistlerine cevap” niteliğinde bir romanımız vardı. Amak-ı Hayal. O romanda Filibeli Ahmet Hilmi, batının materyalist fikirlerini Osmanlı’da yaymaya çalışan isimlere karşı, İslamiyeti, özellikle vahded-i vücud anlayışını savunuyordu. İşte o materyalist, ateist denilen isimlerden biri de bugün inceleyeceğimiz Baha TEVFİK’ti. Materyalist sıfatını bu videoda sıkça kullanacağım, o yüzden bilmeyenler için açıklayayım. Kainatta olan her şeyin, maddeler veya maddelerin etkileşimlerinin sonucu olduğunu savunan. Doğa üstü, fizik ötesi hiçbir şeye inanmayan bir görüş. Yaklaşık 1 aydır Baha Tevfik’le ilgili araştırmalar yapıyorum. Kendisinin 3 kitabını okudum. Bu kitaplar 1911 - 1912 yılları arasında yazılmış kitaplar. Niçe hayatı ve felsefesi, Bir tabiat âliminin dini ve Feminizm kitabı… Biri araştırma, diğer ikisi çeviri kitaplar olsa da Baha Tevfik bu kitapların sonuna kendi fikirlerini eklediği bölümler koymuş. Bu sayede onun ne düşündüğünü de görebiliyoruz. Zaten, kitapları inceleyeceğiz ama önce Baha Tevfik’in hayatına bir bakalım, zaten kısa sürer 29 yaşında çok genç yaşta vefat etmiş biri… Hatta şöyle yapalım. Baha Tevfik’ten önce, Osmanlı’ya materyalizmi, pozitivizmi getiren adamı konuşalım. Beşir Fuad’ı konuşalım, çünkü bu adam, aynı fikri savunan savunmayan herkesi derinden etkilemiş biri. Beşir Fuad 1852 doğumlu. Adana ve Maraş mutasarrıflığı yapmış Hurşid Paşa’nın oğlu. Batı yönlü, iyi eğitim almış kendini geliştirmiş biri. İngilizce, Almanca ve Fransızca bildiği için batıdaki felsefi ve bilimsel gelişmeleri günü gününe takip edebiliyor. Edebi bir eseri yok ama biyografilerdir, denemelerdir, sık
Feminizm Âlem-i NisvânOdette Laguerre · Çizgi Kitabevi · 201514 okunma
Vatansever Bir Kaymakamın Güncesi
9/10
·220 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 10:51
Kitabın önsözünde, kendi mesleğini sorgulayarak," bir kaymakam ne iş yapar? " sorusuna verilecek yanıttan yola çıkarak, elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret gösteren çok özverili bir kaykam olan Fatih Genel'in; görev yaptığı ilçelerde bölge halkının iyiliği için çalışmalarından tutun da, geleceğin yöneticilerine büyük bir rehber kitap özeniyle hazırladığı çok güzel bir eser okudum. Yer yer dünya tarihine damga vurmuş Fatih Sultan Mehmet,Büyük İskender gibi büyük devlet adamlarından; büyük düşünürlerden tutunda, gezmiş olduğu Avrupa, Asya gibi ülkelerde başından geçenlerin detaylı betimlemelerle anlatıldığı çok ilham verici bir kitap. Özellikle efsane Vali Recep Yazıcıoğlu'nun yanında yanında yetişmek ve onu izleyerek onun yolunu takip ederek , onu örnek alarak bir devlet adamı olmaya çabalayan ve her gün daha iyi ne yapabilirim diye düşünüp, ilk günkü enerjisiyle mesleğini severek yapan kaymakam Fatih Genel'e buradan teşekkür ediyorum. Ve başta bu yorumu okuyanlara ve sevdiklerinize bu güzel kitabı okumayı öneririm. Şimdiden keyifli okumalar dilerim
1000Kitap
Az Daha ÇokturFatih Genel · Scala Yayıncılık · 201622 okunma
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Bu sene gerçekten çok merak ettiğim ve çok şey öğreneceğim yazarları okumaya devam ediyorum. Özellikle sol literatürde ileri okumalar yapmak önceliğim. 14 yaşımda başlayan serüven farklı dünyaları evrildik. Galiba fikirlerimiz doğru bir kapta şekillenmeye başladı. Erik Olin Wright 21. yüzyılda solcu nasıl olunmalı ya da kitapta anlattığı üzere anti kapitalist nasıl olunmalı çok sade ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Üzücü olan bir şey varsa aslında bu kitabın devamının gelmesi bekleniyor. Maalesef 2018 yılında kitabı yazma sürecinde akut miyeloid lösemi teşhisi konuldu. Kitabın önsözünde bu durumdan şu şekilde bahsediyor: "Nisan 2018’te akut miyeloid lösemi teşhisi konuldu. Bu hastalık maalesef, dönemsel tedavilerle uzun süre boyunca uzakta tutulabilecek bir hastalık değil. Tek yol kemik iliği kök hücre nakli yapmak. Başarılı olursa hastalık sağalacak, olmazsa öleceğim. Hayatta kalma umudu çok az değil ama kesin olmaktan da uzak." Maalesef kendisini 2019 yılında kaybettik. Yirmi Birinci Yüzyılda Antikapitalist Olmak ne vaat ediyor okuruna? Öncelikle tarihi bir perspektiften Rusya'nın ve Çin'in neden başarısız olduğundan değiniyor. Komünizm ve sosyalizm arasındaki farkı anlıyorsunuz. Tarih boyunca kapitalizme mücadelenin birçok yolu oldu. Bunları beş kategoride sıralıyor: 1) Kapitalizmi ezme; kapitalizmin temeli reforma uğratılamaz. Bu yüzden gerekirse şiddet kullanılıp ortadan kaldırılmalı. (1848 Devrimi, Bolşevik Devrimi) 2) Kapitalizmi sökme; Kapitalizmi yenmek için insanların aklından da söküp atmak ve müdaleye dahil etmek gerek. (Küba Devrimi, Çin Devrimi) 3) Kapitalizmi ehlileştirme; kapitalizm kendi haline bırakılırsa belirsizlik ve risk yaratır. O yüzden düzenleyici kurumlar gerekir. (İsveç Sosyal Demokratları, Piyasa Sosyalizmi) 4) Kapitalizme direnme; kitlesel eylemler, protestolar yaparak
Araştırma-İnceleme
Yirmi Birinci Yüzyılda Antikapitalist OlmakErik Olin Wright · Nota Bene Yayınları · 202010 okunma