Tolstoy – Kazaklar
Tolstoy, istisnasız en sevdiğim yazardır. Sadece kalemiyle değil, karakteriyle bir bütün olarak ele aldığımda diğer büyük kalemleri, mesela Dostoyevski'yi, Balzac'ı, Hugo'yu, Dickens'i benim için geride bırakır. Belki bu saydıklarım Tolstoy'dan daha iyi kalemlerdir ama iş sadece nasıl yazdığında değil neyi yazdığında da bitiyorsa işte orada Tolstoy bir başkadır. Tolstoy'un karakterini kalemi kadar seviyorum. En azından eserlerine yansıttığı kadarıyla.
Kazaklar, Lev Tolstoy'un gençlik döneminde yazdığı ve insan-doğa ilişkisini, medeniyet ile doğal yaşam arasındaki çatışmayı ele aldığı önemli romanlarından biri. Savaş ve Barış, Anna Karanina gibi zirvedeki eserlerinin yoğun ustalığı yok bu eserde. Tolstoy okuyucuları bunu mutlaka anlayacaktır ama Tolstoy'un sevgiyi, alçakgönüllülüğü ön plana koyan bakış açısı bu eserde oldukça güçlü bir şekilde var.
Eserin başkahramanı Dmitri Olenin, şehir hayatının yapaylığından ve anlamsızlığından uzaklaşmak amacıyla Kafkasya'ya gider. Burada Kazakların sade, özgür ve doğayla iç içe yaşamını tanıdıkça hayata bakışı değişmeye başlar.
Romanın en dikkat çekici yönü, Tolstoy'un doğayı ve insan psikolojisini son derece gerçekçi ve etkileyici bir şekilde betimlemesidir. Kafkasya'nın dağları, ormanları ve günlük yaşamı yalnızca bir mekân olarak değil, kahramanın iç dünyasını şekillendiren önemli bir unsur olarak anlatılır.
Eserin temel temaları; insanın kendini arayışı, özgürlük, sevgi, aidiyet ve medeniyet ile doğallık arasındaki karşıtlıktır. Olenin'in yaşadığı içsel değişim, okuyucuya mutluluğun yalnızca maddi imkânlarda değil, insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu samimi ilişkilerde saklı olduğunu anlatır. Ancak kahramanın Kazak toplumuna tam anlamıyla uyum sağlayamaması, farklı kültürler arasındaki mesafenin her