"Üç kat mutludur kendine güvenen kadın,
Bunu yüreğinde duyup ne daha iyiye bakan
Ne de kötü bir kadere uğramaktan korkan;
Azgın fırtınalar dikilse de yoluna;
Sağlam bir gemi gibi dev dalgaları yanıp,
Kendi rotasından başka hiçbir yere sapmayan;
Ve aldanmayan bakıp güzelliğine havanın.
Böyle bir özgüvenin hiç gerekmez korkması
Ne hasetinden, ne garezinden düşmanın,
Ne de lütuf dilenmek için dost eline bakması;
Kendi gücünden gelen değişmez metanetle
Eğilmez asla o, hiç kimsenin önünde.
Ne mutlu o kadına ki ayrılmaz özgüvenden,
Ne mutlu o erkeğe ki böyle bir kadımı seven."
Hiç kitap okumayan bir adam niçin merak ediyor ki seneye yazılacak kitapları? Bu dünyada bile yaşamayı beceremeyen neden merak eder başka gezegenlerdeki hayatı? Geçmişi ve bugünü ne zaman bitirdiniz de geleceği sorguluyorsunuz? Hâlâ işler kalleşçe hallediliyor ikili ve uluslararası ilişkilerde!.. Saçma bir mesaj kaygısına dönüşmüş bütün dillerde "savaşa hayır" cümlesi... "Evet ama oraya bomba atılmasının bir sebebi var kardeşim" diye düşünenler var, ölülerin fotoğrafına bakanlar arasında... Her ülkenin sınırları dost ve kardeş, düşman ülkeler... Aynı kadına sevdalananlar birbirini vuruyor, aynı şeyden nefret edenler can ciğer arkadaş!... Bir şeyi, bir kadını, bir erkeği ya da bir ülkeyi sevmenin cezası ölüm bile olabiliyor bazı...
Hayat arkadaşı özlemiyle yanıp tutuşan göğsümdeki boşluğu doldurmak için duyduğum bencilce arzu, bu dünyada en sevdiğim insanı incitmeme neden olmuştu.
"Hayır kızım, ben Ankara'nın o kargaşasına karışmaktansa Hekimhan'da ebediyen kaymakam olarak kalmayı tercih ederim. Siyaset bulaşıcı bir hastalıktır. Bir kere tutulanlar bir daha kurtulmazlar. Sevmiyorum o işleri."
Tümüyle siyasetin içine girildiğinde, insanların gerçek kimliklerini görüp şaşırıyorsun. Herkes kendi mevkiini sağlama alacak taraftarlar bulmak, onlarla iyi geçinmek, onlara menfaat temin etmek zorunda. Başka türlüsü olmuyor. O tecrübeler bana yetmemiş, bir şeyler öğrenmemişim demek ki. Arkadaş, dost sandıklarımın vaatlerine inanmış, kanmışım.