• İmanı güçlü biri her gün dua ediyordu. Bir gün İblis ona: "Bütün bu yalvarmalarına rağmen Allah'tan hiçbir cevap gelmiyor. Neden boşu boşuna dua ediyorsun?" dedi.
    Adamın morali bozuldu. Uykuya yattı. Rüyasında Hızır'ı gördü. "Neden dua etmekten vazgeçtin?" diye sordu Hızır.
    Adam, dualarının cevapsız kaldığını söyledi. Bunun üzerine Hızır ona :
    "Senin ya Rabbi demen, bizim sana olan cevabımızdır. Senin çare arayışın , bizim seni kendimize çekmemizdir. Senin sevgin, bizim lütfumuzun kemendidir. Biz izin vermedikçe hiç kimse dua edemez" dedi.
  • Toplamda 35 öykü yer alıyor kitapta.Yazar durum öyküsü dediği için öykü dedim yoksa ben de denemeye daha çok benzetenlerdenim🤗
    ️️️
    Genel olarak bakacak olursam yazarın dili açık ve anlaşılır. Bu yönde kendi üslubunu da oluşturmuş denilebilir. Kitabı okurken dergi okuyormuş hissiyatı hayli fazlaydı üzerimde bu durumu sevdim açıkçası ancak bazi öykülerin açık uçlu olması, sonuç insanı olan bana pek hitap etmedi
    Yazar çoğu öyküsünde okuru düşünmeye sevk etmeyi başarmış.
    Benim en sevdiğim öykü ise "Hadi Bakalim "isimli öyküsü oldu.
    ️️️
    Yorumu fazla uzatmayarak yazarımıza başarılar diliyorum ve kaleminin daim olmasını temenni ediyorum🤗
    Selam,dua ve huzurla..
    ️️️
  • Sessizce dua ediyorum: Nolite te bastardes carborundorum. Ne anlama geldiğini bilmiyorum, ama doğru gibi geliyor kulağıma, hem bu yeterli olmalı, çünkü Tanrı'ya başka ne diyeceğimi bilmiyorum.
  • Şimdi sıra bağışlamada. Şimdi beni bağışlamakla uğraşma. Daha önemli şeyler var. Örneğin: diğerlerini koru, eğer güvenlikteyseler. Çok fazla acı çekmelerine izin verme. Ölmeleri gerekiyorsa, ölümleri çabuk olsun. Onlar için bir cennet bile sağlayabilirsin. Bunun için Sana ihtiyacımız var. Cehennemi kendi başımıza da yapabiliriz.
  • “Beş tür dua vardır: sağlık ve refah, bir ölüm, bir doğum, bir de günahlar için. İstediğiniz seçer ve numarasını, sonra hesabınızdan düşülsün diye kendi numaranızı ve sonunda da duanın tekrarlanmasını istediğiniz sayıyı girersiniz.”
  • Olduğum yerde dua ediyorum, pencerede oturur, perdeden boş bahçeye bakarken. Gözlerimi bile kapatmıyorum. Orada, dışarıda ya da kafamın içinde, aynı karanlık var. Ya da ışık.
    Tanrım. Gökyüzünün krallığında bulunan sen, içimde.
    Keşke söylesen bana adını, gerçek adını yani. Ama Sen de aynı işi görebilir.
    Keşke amacının ne olduğunu bilsem. Ama ne olursa olsun, buna dayanmam için yardım et bana, lütfen. Senin işin olmasa bile; orada, dışarıda olup bitenlerin senin istediğin bir şey olduğuna bir an için bile inanmıyorum.
    Yeterince günlük rızkım var, bu nedenle bunun için zaman harcamayacağım. Esas sorun bu değil. Sorun, boğulmadan onu yutabilmekte.
    Şimdi sıra bağışlamada. Şimdi beni bağışlamakla uğraşma. Daha önemli şeyler var. Örneğin: Diğerlerini koru, eğer güvenlikteyseler. Çok fazla acı çekmelerine izin verme. Ölmeleri gerekiyorsa, ölümleri çabuk olsun. Onlar için bir cennet bile sağlayabilirsin. Cennet için sana ihtiyacımız var. Cehennemi kendi başımıza da yapabiliyoruz.
  • Şiir kitapları okurken; elimde kitap olduğunu unutuyor, kelimelerde yaşıyor gibi bir hale bürünüyorum. Duygusallık aciz insanoğlunun, en aciz yanı değil mi?

    Acizaneyim...

    Sevgi, mutluluk, umut, aşk, şükür, dua, sıla, özlem... ölüm. Finalimiz, kaçınılmaz sonumuz. Uyuduk uyanamadık gibi bir gerçeğimiz. Insan ya zaafına yazar ya da korkusuna. Cahit Sıtkı korkusunu mürekkebe aktarmış. Ölümün sonunu, mürekkebin sonsuzluğuna bulamış.

    Türk edebiyatında şairlerimiz için belirli tanımlamalar yapılır. Kimi zaafını yansıttığı için kimide korkusunu... Alınan isimlerin onlarla yakın iliskisi vardır. Bu yüzdendir ki Cahit Sıtkı denilince akla ilk gelen "Otuz Beş Yaş" şiiri ya da "Ölüm Şairi" sıfatıdır.

    Yaşanmışlıklar akıtılır ya yazıya. Iste Cahit Sıtkı'nın ağzından 35 yaş şiirinin öyküsü.

    "Ben Cahit Sıtkı Tarancı, umutsuzluğun, acının, ölümün ve korkunun şairi... Beni en çok 35 Yaş şiirim ile hatırlayacaksınız. O şiiri yazdığımda 35 yaşında bir insanın ömrünün yarısına geldiğini düşünmüştüm. 35 yaşından sonra enerjisi tükenmeye başlar insanın. Ömür bir yol ise 35'ten sonra ölüme doğru hızlı bir yokuş şeklinde iner gibi gelmişti.

    Ben ki Diyarbakırlı Pirinçcizadeler'den Arife'nin oğlu Cahit Sıtkı'ydım ve dünyadan sıtkım sıyrılmıştı- 35 çok göründü birden gözüme 70 daha çok. Dante'de benimle aynı fikirdeydi 35 yaşına geldiğinde o yüzden bir selam da ona söyledim şiirimin içinden."

    Öyle de oldu. Şair 70'i görmedi, 46 yaşında vefat etmistir.

    Kitapta yer alan diğer dokunaklı şiir ise "Haydi Abbas vakit tamam." şiiridir. Çoğu insan bu şiiri Çetin Tekindor'un Kabadayı dizisinde seslendirmesi ile tanımıştır.

    https://youtu.be/aeGukeWoisQ

    Bu şiirin de öyküsü var.Eğitim için gittiği Fransa’dan, 2. Dünya Savaşının çıkmasıyla geri döndüğünde Ege’nin küçük kentlerinden birinde askerliğini yapar. Ünlü “Haydi Abbas” şiiri, işte bu askerlik döneminin belki de en güzel ürünüdür.

    Cahit Sıtkı yedek subay olarak başlar askerliğine. O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya bir emir eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini isteyen Cahit Sıtkı, kendisine emir eri seçmek için sırayla isimlere bakarken birden bir isim dikkatini çeker. Abbas oğlu Abbas… Bu isim şairimizi çocukluk günlerine götürür ve büyükannesinden dinlediği bir masalı anımsatır.

    Hic unutmamıştır o masalı ve şimdi anımsamıştır. Zamanla Abbas ve komutanı arasında bağlar güçlenir, derdini anlatır. Ve bu mısralar dökülmeye başlanır. Kurulan rakı sofralarında.


    Abbas şiirinin de böyle bir öyküsü var. Yaşanmışlıklar aktarılınca daha bir anlamlı oluyor. Şimdi hepimiz farkli şeyler düşünüyoruz okurken, dinlerken, düşünürken....

    "Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan
    Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan"


    Abbas'a dökmüş içini şair. Bir masaldan bulup çıkardığı kahramanı, gercek kahramanı seçip de seslenmiş. Getir sevgiliyi diye....


    Diyarbakır'ın derin ince kalemlerinden biridir Cahit. Tıpkı Ahmet Arif gibi. Ne denli duyguları taşıyorlar damarlarında, taşdıkça etkilemiş, etkilemiş, etkilemiş...

    Diyarbakır Dağkapı'da Ulu Cami'ye yakındır evi. Yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin. Yazarken anımsıyorum da, iki ezan sesini dert eden şair ( ezan ve sela arasindaki ömür) çevresinden beslenmiş, etkilenmiş. Hergün geçtiği Ulu Cami az etkilememiş şairi belli. Tabi ruhunun yalnızlığı onu bu duygulara sürüklemiş bu yadsınamaz.


    Ara sıra şiir kitaplarına yönelmeli. Sadece sosyal medyadan okunan iki şiirle ruh kendini yenilemiyor. Adı üstünde medya. Kah şiir paylaşılır kah komik video... insana mola saati vermiyor. Olması gereken duyguyu yaşatmıyor. Sinir anlarınızda kafa dağıtmak için bir tercih olabilir, ama asla kitap kadar sizi anlamaz, beklemez, cevap vermez...

    Azaltalım sosyal medyayı.. kitapların sadakati insana yeter; çünkü insana en çok kitap yakışıyor.

    Keyifli okumalar!