Tolstoy farklı bir resim çizer. Der ki:
"Denizde yol alan koca bir gemi hayal edin. Hareket halindeki gemi suyu iter ve önünde güçlü bir su akımını oluşturur. Bu su akımının gemiyi peşinden sürüklediğini söyleyebilir misiniz? Herkes bu akımı geminin yarattığını ve ileriye doğru ittiğini düşünür. Buradaki itici güç gemidir, akım ise ilerleyen geminin gücünü yansıtan sonuçtur."
"Halkla ilgili durum da böyledir," der Lev Tolstoy. "İnsanlardaki hareket gücü birikip ortaya çıkınca halkın kendisi ileri atılır, koşar ve önünde güçlü bir dalga oluşturur. Kendi içinden, onun duygularını ve özlemlerini dile getirecek bir lider seçer.""
Karada hep sıkılır insan -tramvaylar, barlar, bilirsiniz- ve bu kara sıkıntısı insanı açıklara doğru fırlatır. Denizin ortasına gelince de, işte? Yola çıkmışsınızdır, bütün yelkenleri açıp yol almaktasınızdır, kıyı uzaklaşıyor artık, geminin yalpalaması sizi beşik gibi sallıyor, köpüklü dümen suyu kıç tarafında fokurduyor artık ve sessiz sedasız sıkıntı geliyor, değil mi? Deniz sıkıntısı.
Bir varmış bir yokmuş, Akdeniz’in kıyısında küçük bir balıkçı köyü varmış. Köyün insanları sakar mı sakarmış. O yüzden köye Sakarköy denirmiş
Bu huyların yüzünden, köylülerin başına gelmedik