bilim, yaşadığımız dünya hakkında bilgi arayışı; teknoloji ise bu bilginin insan ihtiyaçlarını karşılamak için uygulanmasıdır. Bu ikisi arasındaki sınırlar, en iyi ihtimalle belirsizdir ve gerçekten de büyük örtüşme alanları vardır.
~Kendine benzemeyenlerden korktuğu kadar, başkalarına benzeyememekten de ödü kopar. Bu yüzden ha bire dünya yüzündeki varlığını dengeleyecek birini arar. Öbür yarısını. Kendine en çok benzeyeni değil, onu
bir bütüne tamamlayacak ya da eksiltecek olanı.~
Dopamini tetikleyen yenilik sonsuza kadar devam etmez.Aşkı düşününce, tutkulu romantizm her zaman kaybolur ve işte o zaman bir karar anı gelir.Ya diğer kişinin o anda yanımızda bulunmasının getirdiği hoşnutlukla beslenen bir aşka geçiş yaparız ya da ilişkiyi bitirip kendimize başka bir macera ararız.Dopaminerjik etkiyi tercih etmek asgari çaba gerektirir ama etkisi kısa sürer, aynı güzel bir çikolatayı yiyip bitirmek gibi.İstikrarlı aşk, odağı beklentiden tecrübeye çeker; her şeyin mümkün olabileceği fantezisinden gerçekle ve tüm kusurlarıyla yüzleşmeye.Bu geçişi yapmak zordur ve dünya bize zor bir işten kolayca kaçmanın yolunu sunarsa, o yolu seçmeye meyilli oluruz.Bundan dolayı aşkın ilk zamanlardaki dopamin pompalaması bitince, birçok ilişki de biter.Aşkın ilk zamanları, bir köprünün başında panayırda eğlenmek gibidir.Panayırdaki atlıkarınca sizi istediğiniz kadar bir oraya bir buraya götürebilir ama en sonunda sizi yine başladığınız yere bırakır.Müzik durduğunda ve ayaklarınız yere tekrar bastığında bir karar vermeniz gerekir:Ya bir tur daha bineceksiniz ya da köprüden karşıya geçecek, daha kalıcı bir aşka ulaşacaksınız.
Çok-etnili, hanedana dayalı imparatorluklar Birinci Dünya Savaşı'nda (1914-18) iyi bir sınav veremedi. Habsburg kayzeri ve Romanov çarının toprakları yeni ortaya çıkan orta ve doğu Avrupa ulus devletlerine dönüştü. Bolşevikler Avrasya'daki Çarlık topraklarının çoğunu bir "proletarya birliği" adı altında yeniden elde ettiler, ama hiç kimse buna aldanmadı. Sadece başka bir isim altında hâlâ Rusya'ydı ve bir imparatorluktu. Zalimce bastırılmış olmasına rağmen, etnik ulusalcılık ortadan kaybolmadı ve nihai olarak SSCB'nin dağılmasına sebep oldu. Büyük Britanya'nın Birleşik Krallık'ı ve İrlanda, yani muhtemelen savaşa giren askeri açıdan en güçlü ve çok-etnili monarşilerin içinde, sosyal açıdan en birbirine bağlı olanı bile savaş sonrasında İrlanda'nın tümünde egemenliğini sürdürememişti. Hayali kan ve tarih ile inanç ve anadil bağlarıyla tanımlanan bir ulus anlayışına dayalı milliyetçilik ideolojileri muzaffer oldu. 20. yüzyıl boyunca, sahne Avrupa topraklarında sürdürülecek daha birçok acı çekişme için kuruluyordu.
İlk bakışta, Osmanlı İmparatorluğu yükselen milliyetçilik akımının başka bir kurbanıydı. En azından, Türkler de dahil Osmanlı sultanının çeşitli tebaalarının tarihçileri imparatorluğun yıkılışının ardından kendi ulusal tarihlerini bu şekilde sundular. Fakat bu aslında hikâyenin sadece bir kısmıydı. İmparatorluğun Müslüman halkları için, artık sultanın kulları olmak istemediklerini ni söylemek için ayaklandıkları ve bir araya geldikleri net bir an yoktu. Bunu yapan tek Müslüman halk kendi topraklarına göz diken ve milli kimliklerini inkâr eden komşularına karşı kendi milli kimliklerini öne çıkarmak için gönülsüzce isyan eden Arnavutlardı. Arnavut reformcular kendi eyaletlerinde daha fazla özerklik elde etmek için ön sırada idiler ancak makul bir siyasi seçenek