• Karabük’e vardık. Orada iki lise talebesinin mahkemesi vardı. Birisi dershanede kalıyor ve oradan okuluna gidip geliyordu; diğeri, onun sınıf arkadaşıydı.

    Bir gün arkadaşına “Gel, kaldığım yere gidelim, çay içip sohbet edelim.” demiş. Baskında yakalanıp hapse konulmuşlar.

    Duruşma başladı. Hâkim önce evde kalan öğrenciye sordu:

    “Sen Nurcu musun?”

    “Evet.” dedi, “Nurcuyum.”

    Diğer öğrenciye dönüp aynı soruyu sordu. O:

    “Değilim, zorla gittim!” diye cevap verdi.

    Bunun üzerine Bekir Ağabey “Nurcu değilim.” diyen öğrenci için:

    “Ben bunun avukatı değilim. ‘Zorla gittim.’ diyor.” dedi.

    Duruşma bitti. Enteresandır, hâkim “Nurcuyum.” diyeni beraat ettirdi, “Değilim.” diyene dört ay ceza verdi.
  • “Can-is(tan)yan”

    Anadolu’nun işgal altında olduğu dönemde Manisa civarlarındaki iki köy arkadaşını, yaşantılarını, aşklarını ve hazin kıskançlığı kaleme almış yazar. Hani candan öte arkadaşlarınız olurda kardeşim dersiniz ya işte bu da Selim’le Tokuç Ali’nin trajik arkadaşlığı. Can-isyan ettiren bir dostluk...

    Yusuf Atılgan’ın yarım kalmış romanı...
    “İşkence” adını koymuş önceleri ve dört bölüme ayırmış:

    |.Duruşma
    Bu bölümde öç alma, hesaplaşma anlatılıyor. Kitabın sonu gibi...

    ||.Yargıç
    Hesap soran Semih’in hayatını anlatıyor.

    |||.Tanık
    Olaya tanık olan kişi anlatıyor.

    |V.Sanık
    İşte bu bölüm yok... Yazar bu bölümü yazamadan hayatını kaybetmiştir. Türk edebiyatı açısından büyük bir kayıp.

    Bu bölümün eksikliğini kesinlikle hissetmiyorsunuz... Sadece hikâyenin çok kısa olduğunu ve daha da uzatsaydı yazar daha çok seveceğimi düşündüm.Bu kitap aynı zamanda yazara başlangıç kitabım oldu. Benim gibi yazara yeni başlayanlar bu kitapla güzel bir geçiş yapabilirler.
    Mutlu akşamlar diliyorum.
  • 75'lik dede, Şapka Kanunu'na muhalefetten gözaltına alındı.

    Batman Adliyesi'ne duruşmayı izlemek için gelen 75 yaşındaki Salih Boral, başındaki yerel sarık sebebiyle başsavcının talimatıyla 'Şapka Kanunu'na muhalefetten' gözaltına alındı.

    İşlemler için yaklaşık 5 saat karakol, sağlık ocağı ve adliye arasında gidip gelen 75'lik dede çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı.

    Gözaltı kararını veren Başsavcı Harun Yılmaz, sarık takmanın suç olduğunu ileri sürerek, Boral'ı adliyede sarıkla dolaştığı için gözaltına aldırdığını kaydetti. Hukukçular ise Şapka Kanunu'nun devlet memurları için geçerli olduğunu ve asıl şapka takmayan başsavcının suç işlediğini açıkladı.

    Batman'da 3 Mayıs 2004 günü Toptancılar Sitesi'nde 3 kişinin ölümü, 22 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan patlamada dükkânı zarar gören Salih Boral, site esnafınca TÜPRAŞ hakkında açılan davanın duruşmasını izlemek üzere Batman Adliyesi'ne gitti. Duruşma bitiminde adliyeden ayrılmak üzere olan Boral, neye uğradığını anlayamadan polis tarafından gözaltına alındı.

    Başsavcı Harun Yılmaz'ın talimatı üzerine yakalanan ve hakkında Şapka Kanunu'na muhalefetten hazırlık soruşturması başlatılan Boral'ın sarığına mahkemece el konuldu. Bir buçuk metre uzunluğundaki sarık suç delili olarak zabıtlara geçti. Hakkında hazırlık dosyası oluşturulan Boral ile ilgili dava açılıp açılmayacağına nöbetçi savcılık karar verecek.

    Duruşma salonunda ve adliye koridorlarında sarığının cebinde olduğunu söyleyen Boral, olayın kendisini çok üzdüğünü söyledi. Adliye polisinin uyarısı üzerine sarığını cebine koyduğunu ve duruşma sonuna kadar çıkartmadığını dile getiren Boral, başına gelenleri, "İçeri girerken bir polis beni uyardı. Polisin uyarısı üzerine sarığımı cebime koydum. Duruşma bitiminde bahçeye çıktık. Basın mensupları diğer arkadaşlara bir şeyler soruyordu. Fotoğraf çektik, daha sonra bahçede sarığımı taktım, adliyeden çıkmaya hazırlanırken, bir polis geldi `Amca bizimle geleceksin.´ dedi." cümleleriyle anlattı.

    "(...) Polislerin beni suçlu gibi götürüp getirmesine çok şaşırdım ve üzüldüm. Yaşadığım heyecan nedeniyle tansiyonum 18'e kadar çıktı. Herkes üzüldü, beni götüren polislerden biri bile `Amca benim de babam böyle sarık takıyor. Üzülüyoruz; ama ne yapalım elimizde bir şey yok.´ dediler. Bu nasıl bir uygulama anlayamadık." (...)

    KAYNAK:
    Zaman gazetesi, "75'lik dede, Şapka Kanunu'na muhalefetten gözaltına alındı", 8 Mart 2005.
  • "Başkalarının derdini dinleyip kendi yalnızlığımı unutuyorum. Böylece, dünyada benden başka insanlar olduğunu hissediyorum." #saitfaikabasıyanık
    .
    .
    Bu kitabında Sait kendini arka plana atmış. Olayların içinde kendisi yok. Sadece gözlem yapıyor, geri planda kalmasına Sait sever olaraktan alışık değilim tabii ki ama yine de sevdim kitabı. Başlarda okurken adapte olamadım ama sonlara doğru alıştım. Tanık olduğu mahkemeleri anlatmış. Toplamda 26 farklı duruşma var. Sait o dönemlerde gazetede yazmış bunları ve kitapta da o baskılar mevcut. Açıkçası çok hoşuma gitti bu. Dili yine oldukça sade ve akıcı. Seçtiği kişiler her zamanki gibi halktan insanlar. Seviyorum Sait'i ya.
    #parlakmeltemkitapligi #türkiyeişbankasıkültüryayınları
  • Martin Luther, duruşma sırasında yargıçlara seslendi:

    +Milleti cehennemle korkutup, cenneti para karşılığı satıyorsunuz. Sıkıysa cehennemi satsanız ya?
    -Yargıçlardan biri sorar: "Cehennemi kim alır ki?"
    +Martin Luther: "Ben alıyorum, neyse parası vereyim!"

    Cehennemi bedava verirler.
    Martin Luther kapının önüne çıktı, duruşma sonucunu merak eden binlerce kişiye seslendi.

    +Cehennemi satın aldım, benimdir. Bundan sonra oraya kimseyi almayacağım, korkmayın.

    Cehennem korkusu ve kilise baskısından kurtulan halk, özgür beyinlere sahip oldu.
  • Cehennemi satın aldım benimdir!
    Martin Luther duruşma sırasında yargıçlara seslendi: "Milleti cehennemle korkutup, cenneti para karşılığı satıyorsunuz. Sıkıysa cehennemi satsanız ya?
    Yargıçlardan biri" Cehennemi kim alır ki? "
    Martin Luther:" Ben alıyorum, neyse parasını vereyim! "
    Bedava verdiler! Martin kapının önüne çıktı, duruşma sonucunu merak eden binlerce kişiye
    " Cehennemi satın aldım, benimdir. Bundan sonra oraya kimseyi almayacağım, korkmayın. "
    Cehennem korkusu ve kilise baskısından kurtulan halk, özgür beyinlere sahip oldu ve Almanya aydınlanması 500 yıl önce başladı.
    Martin Luther [ 1483-1546 ]
  • Duruşma esnasında aralarından biri "Burada yargılanan biz değil, Gazi Mustafa Kemal' dir," deyince, yargıç oturduğu kürsüden, hepsinin yüreklerine su serpen ve ülkede "Bağımsızlık" rüzgârının engellenemediğini dile getiren şu karşılığı verir: "Burada bütün hâkimlik sıfatımı ve titrimi bir kenara bırakarak şunu belirtmek isterim ki Türkiye' de hiçbir mahkemenin Atatürk'ü yargılamaya gücü ve yetkisi yoktur."