Yazar olabilir miyim: Semih gümüş Bir romanı ya da öyküyü kurgulamanın yollarından biri, anlatılacakları ayrıntılı biçimde tasarlamak ve bu tasarıyı gözlerinin önünde canlandırmaktır. Akıp giden bir gerçek yaşantının canlandırılması gibidir bu ve yazma sürecinde görüntünün ayrıntıları ve eksikleri tamamlanırken, fazlalıkları da çıkarılır Değil mi ki bütün yaratıcı yazarlar gerçek hayatın içinden geçerek yazar, o zaman bizim bir başımıza edinebileceğimiz deneyimin milyonlarca kat fazlasını bulabileceğimiz bir dünyayı saklar kitaplar. Kitapların öbür yanıysa, yazarların bir başlarına ulaşmalarının elbette olanaksız olduğu hayatın bütün gizlerine ve ayrıntılarına daha önceden girip çıkarak oluşturdukları yazınsal bilgidir. Bu bilgi öyle çoktur ki, yazarı bazen ümitsizliğe düşürür: Yazar, yazılmamış hiçbir şey kalmamış duygusunu, kendi durduğu noktadan bakabilme yetisini geliştirdikçe yenecektir elbette. Öte yandan, öylesine iyi örnekler okuyacaktır ki, Nasıl olsa öyle yazamam, demek de ikinci engeldir önünde, ama kendi olmayı başarabilen yazarlar onun üstesinden de gelir. Tam tersine, asıl sakınca, yazılanları yinelemektir ki, bunu yaptığınızda sizinkine gerek kalmaz. Yaratıcı yazarların deneyimleri, bir romana nasıl başlayıp nasıl geliştirdikleri, niçin o anlayışı değil de bunu seçtikleri, bu arada küçük sırları, ritüelleri, edebiyatı çekici kılan ayrıntılardır. Öyküneceksek bunlara öykünelim, etkilenmekten kaçınmamız zaten olanaksız. İnsan bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil, onları belli bir biçimde söylemeyi seçtiği için yazardır. Birisinin caddede karşıdan karşıya geçişi, birbirini tanımayan insanların göz göze gelişi sırasında yaşanan anlık gerilim, bir dudak bükme ya da çeşitli mimikler, köpeğin kediyi kovalayışı, kokular, kendilerini hemen göstermeyen
Türk çocukları şu sözleri akıllarından çıkarmamalıdır: Yunan Başbakanı Kostantin Karamanlis, 1974'te Selanik Fuarı'nın açılış töreninde yaptığı konuşmada demişti ki: "Bugünkü gücümüzle Türkleri savaşarak yenmemize imkân yok. Mücadelemizi her çareye başvurarak sürdüreceğiz, Türklerin yaralarını kaşıyıp, kanatacağız!" 1974'ten sonra yarayı kaşıyıp kanatmak için Yunan hükümetleri tarafından kurulan dernek sayısı 450'den fazladır! İçlerinde 31 Ermeni örgütünün de bulunduğu bu derneklerden 51'i Türkiye'den toprak talebiyle ilgili Yunan ve Ermeni iddialarını seslendirmekte ve bu iddialara mesnet hazırlamaktadır. Yunanistan'ın yurt içinde ve dışında kurduğu Pontus derneklerinin sayısı ise 176'yı bulmuştur. Amerika, Kanada, İsveç ve Avustralya'da birçok, Gürcistan ve Mısır'da birer Pontus derneğine mukabil, Almanya'nın Berlin, Dusseldorf, Dortmunt, Frankfurt, Hamburg, Münih, Nürnberg şehirlerinde işçilerimiz arasında yoğun faaliyet gösteren birçok Pontus derneği vardır. Zikrettiğimiz 176 Pontus derneğinin tamamı Pan Helenik Pontuslular Derneği ve Güney Yunanistan Pontuslular Dernekleri Federasyonu'nun çatısı altında toplanmıştır. Yunanistan dışında kurulan federasyonlar ise şunlardır: Amerika ve Kanada Pontus Dernekleri Federasyonu, Avustralya Pontus Dernekleri Federasyonu, Rusya Yunanlıları Evrensel Birliği, Almanya Pontus Dernekleri Federasyonu. Pan Helenik Pontuslular Federasyonu'nun başına kim getirilmiştir biliyor musunuz? Savvas Kalenderidis... Bu Savvas Kalenderidis, Abdullah Öcalan'ı Kenya'ya götüren istihbarat albayıdır! Güneydeki ve yurt dışındaki Pontus federasyonlarının başına da birer münasip istihbaratçı oturtulduktan sonra bütün bu teşkilatlar kimin emrine verilmiştir, onu da biliyor musunuz? Selanik'teki 3. Ordu Komutanı'nın! Yani Türkiye'nin bir bölümünü
Sayfa 19 - Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
_Işık bekliyor, fakat karanlığa sığınıyoruz. İncil _Karanlığa lanet etmektense, bir mum yakmalıyız. _Neyin doğru olduğu umurumuzda mı? Fark ediyor mu? _Gerçek bilgelik, sınırlarımızı bilmekte yatar _Can sıkıcı ve sevimsiz görünse de bilimsel yöntemin önemi, bilimsel bulgulardan çok daha büyüktür. _Edilgen taraf, baskın tarafın yanılsamalarına kapılarak gerçeklikten kopar. _John Locke: Doğruluk tutkusunun su götürmez tek göstergesi, herhangi bir önermeye, dayandığı kanıtların telkin ettiğinden daha büyük bir güvenle kucak açmamaktır". _Bir posterde "Sesi görün” ve “Işığı duyun" yazılıydı. Nasıl olur da bir nota, bir resme; ışık ise bir sese dönüşürdü? Gerçekten de el fenerinin ışığından, parazite benzer bir ses duyuluyordu. Demek ki dünya daha önce tahmin bile edemeyeceğim harikalarla doluydu. _(Sinestezi: Nesneleri, tatları ve kokuları, renk olarak algılama durumu. Duyularının birbirine karışması. Sesleri görmek, gördüğün şeyleri duymak. Örneğin: Do notası çalinca insanın mavi renkler görmesi. Şamanizmde genelde şamanlar transa geçmek için kullandıkları bitkilerin bu turlu özellikleri vardır. Algıları gelişmiş, hassas yapılı, hayal dünyası yoğun, ruhsal durumu, kendisinin bile anlayamadıgı kadar karısık olan kisilerdir. Nikola Tesla ve Vasilly Kandinsky bir sinestezikti.) _Hükümetin görevi, vatandaşı hataya düşmekten kurtarmak değildir; vatandaşın görevi, hükümeti hataya düşmekten kurtarmaktır. Hakim R. Jackson _Jefferson; yasama, yürütme ve yargı güçlerinin anayasal ayrımı; bencilce çıkarlarına hizmet eden farklı grupları dengeleyecek, içlerinden birinin ülkeyi cebine atıp kaçmasına izin vermeyecektir. Bu koşul sağlanmaksızın, meydanın kurtlara kalacağını söylüyordu. Her hükümet dejenere olur. Bu nedenle halk, hükümetin güvenli tek koruyucusudur. _Lev Troçki :
Felsefe-Düşünce
_Olmak sözüyle, kişinin hiçbir şeye sahip olmadığı ve istek de duymadığı, yaratıcı bir varoluş biçimini anlatmak istiyorum. _Sahip olmak(olmamak) eğilimi, yaşamlarının ana konuları; para hırsı, şöhret ve yönetim gücüne erişmek olan batı toplumlarına özgüdür. _Sahip olmak eğilimindeki bir insan, mutluluğu başkalarına üstün olmakta ve fethetme, soyma ve öldürme yeteneklerinde bulmaktadır. Olmak ilkesinde ise mutluluk sevgide, paylaşmada ve vermededir. _Bu kavramlar, insanın kendine ve dunyaya karşı nasıl bir tavır aldığını gosteren, iki ayn karakter yapısıdırlar. Yani kişi hangi ilkeye yakın durursa, tum yaşamı o ilkenin ağırlığını ve izlerini taşıyacaktır. _Sahip olmak ilkesine gore ayarlandığı durumda, kişinin dunyaya karşı tavrı, salıip olmak, elde etmek, hukmetmek biciminde belirir. _Olmak ilkesinin iki ayrı bicimi vardır. 1- Salıip olmak eğiliminin karşıtı olan, canlılık ve dunyayla doğru bir ilişkiye girmek bicimindeki davranıştır. 2- Dış goruntunun karşıtı olan bir davranış bicimidir. Bu anlamıyla "olmak", gerceği, aldatıcı dış goruntunun ardındaki ozu gormek icin kullanılır. _Platon ve Skolastikler, ”olmak"ı, değişimin tam karşıtı bir bicimde, durgun, hareketsiz ve zamansız olarak almaları tutarlıdır. Olmak'ın bir değişimi belirtmesine ya da olgunlaşmakla eş anlamlı olarak anlaşılmasına, Batı duşuncesinin iki dev isminde, Heraklit ve Hegel'de rastlanz. _“Olmak”, yaşantılara ve bazı içsel süreclere dayandığı icin, dile gelmesi, tanımlanması zor ve hatta imkansızdır. _Olmak ilkesi, bağımsızlık, özgurluk ve eleştirel duşunceyi, kendisinin ön koşulları olarak alır. "0lmak"ın en belirgin ozelliği, icsel aktivitedir. _Olmak, kişinin herkeste varolan özelliklerini ve insancıl zenginliklerini değerlendirerek, onları geliştimıesi demektir. Kendini yenileştirmek,
Yazar namzetlerine pamuk'su nasihatler
İşte ustalarımın öğütleri ve benim acıklı yorumlarım: 1.C: Yalnızca okuma keyfi için yazmak köşe yazarını açık denizde pusulasız bırakır. 2.B: Ama köşe yazarı ne Ezop'tur ne de Mevlânâ. Hisse hep kıssadan çıkar, kıssa hisseden değil. 3.C: Okuyucunun zekasına göre değil, kendi zekâna göre yaz. 4.A: Pusula hikâyedir. (1.C'ye aşikar gönderme) 5.C: Tarihimizin ve mezarlıklarımızın esrarına girmeden ne bizden söz etmek mümkündür ne de Doğu'dan. 6.B:Doğu-Batı konusunda anahtar Sakallı Arif'in şu sözünde gizlidir: 'Doğu'ya giden sessiz gemide Batı'ya bakan ah siz talihsizler!! (Sakallı Arif, gerçek bir kişiyi taklitle B'nin yarattıgı bir köşe kahramanıydı.) 7.A-B-C: Kendine atasözü, deyim, fıkra, latife, mısra, özdeyiş güldesteleri edin. 8.C: Konunu seçtikten sonra yazını taçlandıracak uygun özdeyişi aramazsın, özdeyişi seçtikten sonra bu tacın altına gidecek uygun konuyu ararsın. 9.A: ilk cümleni bulmadan yazı masasına oturma. 10.C: Samimi bir inancın olsun. 11.A: Samimi bir inancın yoksa da, okuyucunun samimi bir inancın olduğuna inancı olsun. 12.B: Okuyucu dediğin panayıra gitmek isteyen bir çocuktur. 13.C: Okuyucu, Muhammed'e küfredeni affetmez, Allah da felç eder. (11.'in, kendisine bir sataşma olduğunu sezdiği için, A'nın Muhammed'in evlilik ve iş hayatına ilişkin bir yazısıyla ağzının kenarındaki belli belirsiz felce telmih yapıyor.) 14.A: Cüceleri sev, okuyucu da sever. (13.C'ye C'nin kısa boyuna imayla cevap.)
Sayfa 83·Kitabı okudu
Gerçek şu ki, McLuhan'ın dediği gibi, televizyon, alfabeyi ve ona dayanan iletişimi geriye itmiş, insanlık helezonun bir üst düzeyinde, yeniden audiovisuel'e dönmüştür. Peki bizim gibi, kırsallığın ‘şifahiliğinden', yeni yeni, alfabe egemenliğindeki iletişim çağına geçmeye çalışan toplumlara, sinema, televizyon, video gibi görsel/işitsel iletişim teknikleri birden bastırırsa ne olur? Okuma yazma oranı yetersiz, yayın endüstrisi varla yok arası, okuma alışkanlığı yerleşmemiş; hâl böyle olunca, milletin, alışkanlıklarına daha yakın ve yatkın olan yeni teknikleri hemen benimsemesine şaşmalı mı? … Ücra köylerde bu yüzden televizyon, video buluyorsun da, kitaplık bulamıyorsun; rastgele bir televizyon programı, bir radyo haberi, herhangi bir film ortalığı kırıp geçiriyor da ne kadar başarılı olursa olsun, bir kitap aralığa gidiyor. Peki, bazı kitapların başarısına ne demeli? Bazı yazarlar, niye ilgi görüyor? Herhalde şundan: Sağlıklı bir toplumda, aydınlar, iki alanda halkla özdeşleşmiş olmak zorundadır, üretimde ve kültürde! Aman dikkat, aynı düzeyde olmalıdır demiyorum, özdeşleşmiş olmalıdır diyorum; dereceleri farklı olabilir, mahiyeti aynı olacak! Halbuki yüzlerce yıldır ülkemizde aydınlar -bürokrat olduklarından- üretimin bayağı dışındadırlar; kültür önerileriyse tamamıyla yabancıdır, yabancılaşmıştır: Ya Batı’dan aktarmadır ya Doğu’dan! Bu, halkla aydınları birbirinden soğutmuştur, hanidir ‘yan oturuyorlar’.
Sayfa 189 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. basım
Deneme