"Dünya uzmanlığı el üstünde tutuyor.Ama uzmanlığın bir bedeli var.Daha az konu hakkında daha çok şey öğreniyorsunuz ta ki hiçbir konuda her şeyi bilene kadar."
Sonra bir nida duyuldu: "Elestü bi-Rabbiküm!.." yani ki, "Ben sizin Rabbimiz değil miyim?" Bu öyle bir nida idi ki cevabı herkesin hayranlığı içinde gizlenmişti; herkes bu sorunun cevabını kendiliğinden biliyordu; herkes aynı anda ve bir ağızdan "Kalu / dediler:" "Bela!.. Bela!.. Bela!.." Her dilde değil, tek dilde, ezel dilinde bu "bela"lar "Evet, elbette öyledir, Sen bizim Rabbimizsin!" demekti.Olumsuz sorulara verilen bir olumluluk cevabı."Evet" anlamına gelen yığınla kelimeden biri... Buna rağmen hiçbir ruh, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"sorusuna doğrudan doğruya "Evet!" demedi. Çünkü o vakit cevap, haşa ki "Evet, sen bizim rabbimiz değilsin!" olacaktı. "Bela" dedik ve kaderimize bela yazıldı. O anda anladım ki dünyada belalar ile imtihan olunmamız bundandı.Benim gibi herkes de Allah'a verdiği sözü bela ile ölçecekti. Sonraki nidayı duyunca buna tamamen inandım: "Şehidnâ!" Yürekleri yerinden titreten bir kelimeydi bu ve ikaz ediyordu, "İşte sizi birbirinize şahit tuttuk!" Allah, güzelliğinden zerre miktarını bize bağışlamış ve karşılığında kulluk sözü almıştı.Bununla da kalmamış bizi bu sözümüzden dolayı birbirimize şahit tutmuştu.Yani herhangimiz, verdiğimiz sözü unutur veya o sözden dönersek diğerimiz ona hatırlatacak, "Aman ha! Ezel gününde, can bezminde söz vermiş,bela demiştin!" diyecekti...