Beyaz peynir, barbunya pilaki, midye dolma, ezme salata ve mentollü Marlboro masaya dizilince Sabri keyiflendi. Kızarmış ekmekleri masaya bırakan garson, "Yasaklayacaklar bu mentollüleri, mentolü adamın ciğerine yapışıyormuş bunların," dedi. Sabri, sigarasını gören herkesin söylemeden duramadığı bu söze başlarda gülüp geçse de şimdilerde öfkeleniyordu. Birkaç ay önce sigaranın kapalı alanlarda içilmesi yasaklanmıştı. "Kafalarına esse yasaklarlar gerçekten," diye düşündü. "Anneannem mesela, ülkenin başına geçse, sırf o ve onun gibiler köpeğe dokunmayı haram kabul ediyor diye köpek beslemek yasaklanabilir. Hatta köpeklerin toptan itlafını bile görebiliriz. Diktatörlük böyle bir şey işte; bir evin içinde aile fertlerini çoğu zaman güldüren huysuz ebeveyn, kimi zaman canlıların kaderini tayin edecek konuma erişebiliyor. İşte o zaman, evde idare ettiğimiz, gülüp geçtiğimiz insan tam bir baş belası oluyor. Gerçi sigara yasağını da takan yok işte, kaçak maçak bulunur gene!" Hafiften keyfi kaçmıştı, rakısından bir yudum aldı. Yediklerinin ne tutacağını kabaca hesaplama isteğine karşı koyamıyordu. Hesabı yapınca huzursuzluğu bir miktar arttı. Kitabın sayfaları, sert esen rüzgâra dayanamayıp tek tek kopup uçan yapraklar gibi yitiyordu. Bu hüzün uzun sürmedi. "Daha neler geçecek benim elime!" diye düşünerek teselli buldu Sabri.
Çok geçmeden kadeh yarılanmıştı. "Hızlı içiyorum," diye hayıflandı kafası hafifçe bulutlanan Sabri. Bir süre masadakilere el sürmemeye karar verip sokaktan geçenleri izlemeye koyuldu. Hem güzel hem de güzel olduğunun farkında bir kadın, yanında kardeşi mi çocuğu mu belli değil, bir küçük kızla yürüyordu. Kız Sabri'nin yüzüne meraklı bakışlar atarken, Sabri çocuğun kendisine "Hey gözlük!" diye bağıracağını düşünüp içten içe güldü. Kadın ve çocuk geçip