Meşrebi Kalender, Karamazov Kardeşler'i inceledi.
21 May 09:40 · Kitabı okudu · 80 günde · Puan vermedi

Rus romanlarındaki karakterleri birbirine karıştırmamak için, karakterlerin ismini not almaya gerek duymayan herhangi bir ademoğlu varsa, onun dimağına Fransız öpücüğü vermek gibi sapıkça fantezim olduğunu itiraf ederekten itici bir girizgahla vira Bismillah diyelim.

İsimleri ayrı karın ağrısı kısaltmaları ayrı…

Biz; İbrahim’e İbo deriz, İsmail’e İso deriz ya da adını anmak yerine “ naber la bebe”, “muhtar”, “müdür” diyerekten gariplikler yaparız. Ama asla ve kata Dimitri ismini “Mitya” diye kısaltıp insanları, kitap içinde “buralarda canı yanan bir çocuk vardı gördünüz mü komşular” der gibi hangi karakter hangisiydi diye satır satır aratmayız.

Post modern Rus zulmü diye işte buna derler a dostlar.

Aslında bu klasiklerle genel olarak başım belada! ( Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan ahmakça, ayrıca )

Tam hava atacağım, sorulan klasiği, “ tabi ki okudum pirim” diye, ŞAK! Önüme koyuyorlar benim okuduğum kitabın en az üç katı kalınlığında bir tuğlayı.

Yaşadığım şaşkınlğı şu şekilde tahayyül edebilirsiniz. Hani azıcık ıspanak yemeği ile azıcık yoğurdu bir tabak içinde karıştırdığında ortaya çıkması gereken “voltran”ın birkaç katı daha büyük hacimde bir karışım elde ederiz ya, işte öyle bir şey.

O tuğla kadar ( 1008 sayfa bu arada) kitaptan 300 küsür sayfalık özeti çıkaran ve kitabın orijinali diye yutturan, yok etme konusunda Houdini’yi kıskandıracak yeteneğe sahip editöre kızmam, helal olsun derim. Et ile bütünleşmiş bir kot pantolonun cebinden, sahibinin ruhu duymadan cep telefonunu çalan bir “cepçi”nin yeteneğine duyduğum saygı ile aynı duygu ama, anlayana…

1984 romanındaki yıllar sonra ortaya çıkan basım hatası gibi bir şeyden bahsetmiyorum burada..
Zaten telif hakkı vermiyorsun, rahmetliler öleli 70 yıldan fazla oldu diye, bari biraz insafın olsun da kitabın başına bir uyarı yazısı yaz şu şekilde: YAKLAŞIK 700 SAYFA EL DEĞMEDEN İTİNA İLE KATLEDİLMİŞTİR.

Kitabımızın konusuna gelebilirsek; öz oğullarına karşı; Şemsi İnkaya’yı bile, eline su dökemeyecek hale sokacak, üvey babalık yapan yapan Fyodor ve oğullarının aşırı bunaltıcı ( sıkıcı demedim ) hikayesi.

Karakterlerin “gri”liği okuyucuyu kitaba bağlıyor. Her biri, bir şekilde, bir kötülüğün başrolü veya sponsoru. Ama hepsinin “yaptım ama niye yaptım” mazereti cebinde hazır. Uyarıyorum, çok ikna ediciler…

Dengesiz tanımsız olarak tarif edebileceğimiz bir çok duyguyu biz kifayetsizliğimizden tanımlayamaz haldeyken;yazar, öyle cümlelerle anlatıyor ki hayranlıktan ve kelime dağarcığımızın kapasitesinden sadece “AYNEN” diyebiliyoruz.

En küçük oğlun kilisedeki görevi nedeniyle, din hakkında sayfalarca süren farklı bakış açıları ile karşılaşıyoruz. Dine karşı; başın sıkıştığında veya bir şeyi çok fazla arzuladığında kapısını çaldığın, kendisinden mucizeler beklenen sadece bir “sihir” aracı muamelesinin, beynelmilel olduğunu görüp çirkin bir rahatlama yaşıyorsun.

Ayrıca Türklere pek sempati beslemediğini burada da tekrarlasa bile kendi toplumuna karşı da epey giydirdiğini belirteyim.

Kitapta cahil olarak gösterilen bazı karakterlerin, eski ve yeni Ahit’ten, antik yunan destanlarından, bir çok romandan, Fransızca ve Latince sözlerle atıflar yapması çok eğreti duruyor. ( Aha! Dosto’ya çaktım! Gerçi zamanında Tolstoy’a da laf atmaya cesaret etmiş bir bünyeden bahsediyoruz. TEŞHİS: ŞUURSUZLUKTA NİRVANASIZLIK SENDROMU )

Biraderlerden biri olan Dimitri’nin bir subayla tartışması ve subayın kendi oğlunun onlarla beraber olduğu bir ortamda yaşadığı büyük öfke patlaması, gururu, kederi özellikle de para teklifine verdiği karşılık, bakalım kimlerin aklına Kış Uykusu filmindeki Nejat İşler’in o etkileyici sahnesini hatırlatacak. ( NBC ve Demirkubuz gibi yönetmenlerin güzel ülkemde kimi zaman subliminal kimi zaman da sok gözüne gözüne şeklinde Dostoyevski sevgisi aşılaması, Dosto kitaplarına olan ilgiyi arttırdığını düşündüğümü de şöyle bir köşeye bırakıyım.)

Kitabın başından itibaren, yer yer kafasını uzatıp “ben de buradayım” diyen hanım hanımcık kızımız Liza’nın yavaş yavaş psikopata bağlamasına tanıklık edeceğiz. Hele 756. sayfadan sonraki birkaç sayfada bulunan Liza’nın diyaloglarını dinledikten sonra; Leon filmindeki Gary Oldman’nın canlandırdığı komiser karakterinin bile kızımızın yanında “benim applammm var ya benim applaammm, öyle bir saykodur ki…” diye başlayan hikayeleri ballandıra ballandıra anlatan bir yancıdan başka bir şey olamayacağını göreceksiniz.

Katil ortaya çıktığında “ Şerefsizim benim aklıma gelmişti, gerçek!!! “ nidaları arasında “ Deli Emin” e bir selam gönderip, dava sürecindeki karakter çözümlemelerine “gavur yapmış abi” diye edebi bir yorum yapıp saygısızlık yapmaktan korkup geri kalan sayfaları saygı duruşunda okuyacaksınız.

Sözün özü; kitap boyu en çok hissedilen duygu sevgisizlik ve onun doğurduğu yalnızlık. Kitap boyu kroşelerini hiçbir karakterden esirgemiyorlar.

Ağızda pipo ile Godot’yu bekler gibi değil; Otogargara oyununda, hiç gelmeyecek olan Elazığ otobüsünü, kıytırık bir bank üzerinde çaresizce, bekler gibi bekliyorlar bir tutam sevgiyi…

https://www.youtube.com/watch?v=JjI9lTdUU4Q

https://youtu.be/DAMliu8YgOI

Gine dertli dertli iniliyorsun
Sarı turnam sinen yaralandı mı?
Hiç el değmeden de iniliyorsun
Sarı turnam sinen yaralandı mı
Yoksa ciğerlerin parelendi mi

O eski aşklar vardı bilir misiniz?
Bilmeseniz de anlatılmıştır illaki
Kulaklarınızın pasını silecek şekilde
Bir tutam utanç vardı sevdalarda
Göz göze bakarak tutuşulurdu
El ele değmeden,
Gönülden yaşanılır, buram buram vefa kokardı.

//

güzkedisi, Louis Braille'yi inceledi.
 08 May 13:32 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Braille ismi tanıdık geldi, değil mi? Günümüzde görme engellilerin en çok kullandığı alfabe. Peki ya kim olduğunu, nasıl bulduğunu merak etmiş miydiniz hiç? Bu alfabenin görme engelli bir çocuk tarafından bulunduğunu biliyor muydunuz peki? Kitap bu sorulara ve daha fazlasına yanıt veriyor. Sizi gerçek, mücadelelerle dolu kısa bir biyografik öyküyle 1800'lere doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Öncelikle Louis Braille'in küçüklüğüne ve yaramaz dünyasına tanıklık ediyorsunuz. 3 yaşında geçirdiği talihsiz kaza sonucu görme yetisini kaybetmesine üzülüyorsunuz. Ama o asla pes etmiyor. Görme engellilerin ağır el işlerinde çalıştırıldığı, fabrikalarda kömür kürdüğü ya da dilenci olduğu o yıllarda Braille okumak, daha fazla şey öğrenmek için elinden geleni yapıyor. Braille'in ne kadar azimli olduğunu anlatabilmem için o yıllarda görme engelliler için pek fazla okul olmadığını da ayrıca belirtmem gerekir. Braille gece gündüz değmeden uğruna verem olacak kadar çok çalışır ve 15 yaşında Braille alfabesini oluşturur. Fakat olay bununla bitmez, görme engelliler tarafından benimsenmesine ve oldukça kolay olmasına rağmen özellikle enstitünün müdürü ve bağışçıları tarafından engellenmeye çalışılır. Alfabeyi kullanan görme engellilerin cezalandırılmasına, yazdığı kitapların yakılmasına kadar gider iş. Braille ise hiç bir zaman mücadeleyi bırakmaz ve alfabe tüm dünyaya yayılır.

Ek bilgi: Kitap oldukça kısa, 72 sayfa ve akıcı bir dile sahip. Çevirisi oldukça başarılı. Okurken başka bir dilden çevrildiğini belirten yapay bir his vermiyor. Ve 7+ için yazıldığı için içinde resimler de mevcut. Hem yetişkinlerin hem de çocukların rahatlıkla okuyabileceği bir kitap.

Benim kitabın dış kapağıyla ilgili en çok hoşuma giden şey ise arka kapakta kabartmalı bir şekilde Braille alfabesinin yer alması oldu. Bütün harfleri tek tek dokunarak inceleyebiliyorsunuz. Ve kitabın içinde de alfabenin mantığı ve noktaların nasıl hangi harfe denk geldiği kısaca anlatılmış. Benim gibi bu tarz detayları sevenlerin bayılacağını düşünüyorum.
Keyifli okumalar ^^

Betül, bir alıntı ekledi.
08 May 13:11

Düzgün eğitim almayan çocuklar hayatın anlamını bilmiyor, sahip oldukları ruh zenginliğinin farkında değiller. İşte bu ulus neye benziyor biliyor musunuz? Yüzyıllarca verimli toprakların el değmeden öyle kendi haline bırakılmasıdır, bu verimli toprakların hiç ürün vermemesidir.

İdealist Öğretmen (İdeal Öğretmen), Grigory Petrov (Sayfa 11)İdealist Öğretmen (İdeal Öğretmen), Grigory Petrov (Sayfa 11)
MR.NOBODY, bir alıntı ekledi.
21 Nis 21:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İninde ürküntüyle titreyen mağara adamı, gökdelenlerde de hala titremektedir. Mutsuzluk sermayemiz çağlar boyunca el değmeden kalır; bununla birlikte atalarımız karşısında bir avantajımız vardır: Yıkımımızı daha iyi düzenlemiş olduğumuz için bu sermayeyi daha iyi bir yatırımda kullanmış olma avantajı.

Çürümenin Kitabı, Emil Michel CioranÇürümenin Kitabı, Emil Michel Cioran
biranneninkitaplari, bir alıntı ekledi.
19 Nis 09:24 · Kitabı okudu · Puan vermedi

" Dusuncelerimde okşadığım , ruhumda öptüğüm guzel çiçek! Ey benim dalında el değmeden, başı dimdik, mağrur ve yapayalnız duran, beyaz ve mis kokulu zambağım!"

Vadideki Zambak, Honore De BalzacVadideki Zambak, Honore De Balzac
M. ϜϓſϞ ^-^, bir alıntı ekledi.
29 Mar 09:13 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Başarılı bir dış gerçeklik, el değmeden bırakılan içsel vizyona bağlıdır.

Ağaçkakan, Tom Robbins (Sayfa 179)Ağaçkakan, Tom Robbins (Sayfa 179)
Halil Türkeli, bir alıntı ekledi.
16 Mar 11:06 · Kitabı okudu · Beğendi

El değmeden..
Hiç bir zaman el sürmek değildi istediğim; gövdemin görünmez ışınlarının ona değmesi bana yetiyordu.

Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları)Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları)