• 224 syf.
    ·3 günde·6/10
    Neresinden başlayacağımı, ne diyeceğimi, ne yazacağımı bilemiyorum. Zorla okudum yani bu iğrençliği bu pisliği, bu yapılanları.
    Ne kadar cahiliz, nee kadar. Ya elhamdülillah müslümanız evet ama müslümanın cahili çok tehlikeli. Ya canlı bomba gibi. Açıp kitap okumuyor veya okumayı bilmiyor. Birisi ben bunu kitaptan okudum, bu işin aslı böyle dediği için onun.... yapıyor.
    Ya böyle birşey olabilir mi?
    Ya bu nasıl insanlık?
    Ya bu nasıl müslümanlık?
    Nerde sizin şerefiniz ve namusunuz nerede?

    Bu kitapda ki yaşanmış olayla alakalı fazla konuşmayacam artık. Sonuçta bu platformu kullanan genç kardeşlerimiz de var ağzımı bozmak istemiyorum.
  • Bir insan kalkıp bir taraftan Elhamdülillah biz de müslümanız , diyor ; öbür taraftan İslam'ın uygulanmasını istemiyor bununla beraber Avrupa'dan gelen rezil , inkarci ve mimsiz medeniyeti savunuyorsa bu adam ya tam cahildir ya da Müslüman görünen bir münafıktır.
    Çünkü böyleleri İslamiyet'e gerçekten inanmış olsalar , İslamiyet'in bir harfine dahi karşı çıkma hakkını kendilerine vermezler . Zaten Allah bu hakkı kimseye vermemiş .
  • Biz Kürt beyleriyiz, elhamdülillah, sizler gibi Müslümanız. Maksudumuza gelince: İslamın büyük cihadına koştuk. Davetiniz ulaşmadı, lakin duyduk. Küffara karşı bu meydanda bir muharebe verileceğini duyduk, dinimizi korumak için, yücelmesine kanımızı katmak, canımızı koymak için sizden ruhsat isteyecek değildik ya. İşte huzurunuzdayız büyük sultan, ya kazanmaya ya ölmeye geldik. Ardımızda beş bin asker var, hepsi gönüllü ve hepsi de dini için ölmeye yeminli
  • "Elhamdülillah müslümanız. Müslümanlığı istiyoruz ama müslümanlık dinini tam tanıyor muyuz? Bir müslüman grubuna ben şimdi desem ki 'şu karşımızda bir komşumuz var. Bazen penceresi açık kalıyor içeriye bakıyorum, 90 yaşında bir zat, alnı hep secdede. Ya tesbih çekiyor ya secde ediyor, ne muhterem insan' desem ağzının suyu akar, keşke bende böyle olsam der.
    Hiç demez ki bu adam cihad ediyor mu? Yooo... Öyleyse dünya imtihanını kazanamaz. Eğer İslâm namaz kılıp, oruç tutmaktan ve tesbih çekmekten ibaret olsaydı Eba Eyyüb el-Ensari Hazretleri İstanbul'da ne arıyor? Medine'den ayrılmazdı. İslâm dini cihad dinidir. Cihad, cihad, cihad... Cihad etmeyen insan dünya imtihanını kazanamaz."
  • Çaresizliğin gelip çattığı başkaları için herhangi bir, ama onun için ıstırap dolu son gecelerdi. İdam
    edileceğini anlamış, eşi Hayriye Hanım ve kardeşi Cevdet Bey’e mektup yazmıştı. Bir vasiyetname
    niteliğindeydi. Son satırlarını belki de bilmediğimiz bir gözyaşı damlası ile noktalamıştı. Kendisini ve
    çocuklarını zor durumda bıraktığı için özür diliyor, suçsuzluğunu haykırıyordu.
    İlk mektup Hayriye Hanım içindi:
    “Hayriye,
    Resmi vazifemi şimdiye kadar sadıkane surette ifa eylediğim gibi şu Ermeni işinde insani vazifemi
    elimden geldiği kadar hakkiyle yaptım. Bana isnat olunan cürümlerin hepsinden temizim. Fakat ihtiras ve
    garaz beni mahkûm eyledi.
    Beni mahvettiler. Aciz kalan ailem, biçare üç çocuk ile seni de mahvettiler. Allah intikamımı alsın.
    Suçsuzluğum sonra anlaşılacaktır. Fakat heyhat...
    Mustafa Paşa garezkâr. Cemal Bey keza, işte iki şahıs ki, bir ailenin mahvına sebep oldular. İsnat
    olunan fiillerin hiçbirinin faili değilim. Şahitlik edenlerin içinde yalnız fırka kumandan vekili doğru
    söyledi. Öbürleri hayır...
    Çocuklarım sana emanet. Terbiyelerine dikkat et. Fakir ve açsınız. Elveda.
    Zevciniz
    Nusret”
    Nusret Bey, Hayriye Hanım’a ikinci bir mektup daha yazar. Vasiyetini kardeşi Cevdet Bey’e teslim
    ettiğini, sabırlı olmasını tavsiye eder:
    “Hayriyem,
    Vasiyetnamemi biraderime verdim. Senin için cüzdanıma ayrı bir vedaname yazdım.
    Elveda karıcığım, güzel karıcığım, seni tahayyül ederek öleceğim. Müslümanız elhamdülillah. Ahirette
    buluşuruz. Allah için çocuklarımı iyi terbiye et. Sabırlı ol ve bu hale tahammül et. Kocan mücrim değil,
    masum ve şehittir. Allah zalimleri kahretsin.
    Gümüş tabakamı, saatimi ve boş cüzdanımı sana verilmek üzere Binbaşı Hamdi Bey’e verdim. O,
    biraderime verecektir.
    Borçlarımı gösteren pusulayı ağabeyime verdim. İleride müsait zamanınızda ödersiniz.
    Nusret”
    Kardeşi Cevdet Bey’e yazdığı mektup 3 Ağustos 1920 tarihini taşır. Oldukça duygusal olan
    satırlarında ailesini yalnız bırakmamasını ister ve suçsuzluğunu haykırır:
    “Kardeşim,
    Hayatımın son günlerini yaşıyorum. Hayatımda millet ve vatanıma hizmetten başka gayem yoktu. Onu
    elhamdülillah ifa ettim Masumum. Mustafa Paşa garazını bugün de gösterdi. İzzettin (kayın biraderi)
    tafsilatı ile anlatsın. Küçük çocuklarımı, zevcemi yalnız ve fakir olarak bırakıyorum. Beş gün sonra
    yiyecekleri kalmayacaktır. Allah aşkına sokaklara bırakma. Anneleri çocuklarımın terbiyesine baksın.
    İntikamımı almak için çocuklarımı ona göre terbiye ederek büyütsün. Babaları mücrim değil, şehittir.
    İşte son nefesimde hiçbir şeyden korkmayarak vicdanımdan kopup gelen şu ifadelerimi sana
    bildiriyorum. Vatanım yaşasın. Elbet bir gün gelir intikamım alınır. Masumların ahı büyüktür.
    Bir masumun kanı ile oynayan şu Mustafa Paşa’nın hain hareketleri şu dünyada acaba kendisine kar
    kalacak mı? Sabır tavsiye eder ve aileme sefalet çektirmemenizi rica ederim. Bilirim, senden başka
    kimsem yok. Elveda kardeşim, hakkınızı helal ediniz.
    Nusret”
    Nusret Bey’in son mektubunun tarihi idam edildiği tarihi taşır. Vakit Gazetesinde iki işinin idam
    edileceğini okumuştur ve birinin kendisi olduğunu anlamıştır:
    “Kardeşim Cevdet’e,
    Bugün Ağustos 1920’nin beşidir. Tam 10 aydır mevkuf bulunuyorum. Bugünkü Vakit’te ne garip bir
    havadis var. Bugünlerde iki kişinin idamından ve Kuvay-i Milliyeci’lerden birinin kurşuna dizileceğinden
    bahsediyor. Mahkemesi biten bir ben varım. Düşündüm. İkincisi ya biçare Gani-ki kardeşi geçenlerde
    idam edildi- yahut bugün mahkemesi bitecek olan Amasya tehcirinden Mutasarrıf Sırrı veya Hasan’dır.
    Metanetim yerinde, henüz bunu ihlal eder gibi bir hal hissetmiyorum. Masum ve günahsızım. Bana isnat
    edilen suçların hiçbirinin faili olmadığım için beni katleden Mustafa Paşa vesaireden Allah intikamını
    alacaktır. Vatan ve millet sağ olsun. Elbet onlar da kanun ve nizam dairesinde bu zevattan intikamımı
    alacaktır. Zamanında çocuklarımın kanını talep ve intikamımı almak için onları şimdiden o suretle terbiye
    etmesi annelerine borçtur. Kendisine söyleyiniz. Biçare anneleri... Biçare Hayriye... Ya sen? Bilmem bu
    akıbete tahammül edebilecek misin? Hastasın. Senden bu suretle ayrıldığım için teessürüm büyüktür.
    Gerek seni, gerek evlatlarımı tahayyül ettiğim gibi istirahat ettiremedim. Benim durumum sizi de sefalete
    sevk etti. Allah aşkına sabret... Arada üç sevgili çocuğumuz var. Sabret. Allah senin ve benim
    intikamımızı emin ol ki alacaktır. Namuskâr bir adamı yıkan bu adamlar cezasız kalmayacaklar.”
    5 AĞUSTOS 1920
    Tarih 5 Ağustos 1920...
    Yer Beyazıt Meydanı. Nusret Bey’in cansız bedeni darağacında sallanıyordu. Eşi Hayriye Hanım ise
    sehpada sallanan bedeninin altında haykırıyordu. Çünkü Nusret Bey’in göğsündeki idam fermanında “ırz
    düşmanlığı ve para hırsızlığı” suçları da ilave edilmişti:
    “Astılar... Hainler astılar. Ama niçin namusuna dokundular?”
    Nusret Bey, saat 10’a kadar teşhir edildikten sonra Topkapı Mezarlığına defnedilmişti. Borçlarını
    ödemesini kardeşi Cevdet Bey’e ise vasiyet etmişti ama idamın arkasından kısa bir müddet sonra
    yaşamını yitirecekti. Ağabeyinin idam edilmesi onu çok yıkmış, feci sonu bir türlü kabullenememişti.