• Sonbahar geliyor. İnsanlar genelde yazı veya kışı severlerken ben sonbaharı seviyorum işte. Farklıyım. Ve farklı olmayı seviyorum. Mesela yüzüm sosyal medyada gördüğüm o güzel denilen yüzlerden farklı. Ama yüzümü seviyorum. Çünkü farklı. Farklı olmak ayrıcalıktır. Ve bu ayrıcalığı sevmemiz lazım. İşte o zaman gerçekten kendimiz olabiliriz. Aynaya baktığınızda kendinizi güzel bulamamaktan değil de, kendinizi olduğunuz gibi görememekten korkun. Emin olun eğer gün gelir de aynaya bakınca olduğunuz kişiyi göremezseniz çok üzülürsünüz. Eskinizi özlersiniz. Siz sizsiniz. Başkası değil. Kendiniz olun. O sevmediğiniz kişiye bir daha bakın ve deyin ki:
    "Kendimi, farklılığımı seviyorum..."
  • 176 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Yorum ve Aşırı Yorum | Umberto Eco
    Yazarının Umberto Eco olarak gördüğümüz bu kitap aslında bizi yanıltıyor. Kitap, Umberto Eco’nun kaleminden çıkan bir dizi denemeden ya da incelemeden oluşmuyor. Stefan Collini, Umberto Eco, Richard Rorty, Jonathan Culler ve Christine Brooke-Rose olmak üzere beş farklı kişinin yorum üzerine yorumlarından oluşuyor. Kitap, Umerto Eco’nun Cambridge’de verdiği 1990 Tanner Konferanslarındaki konuşmalarını ve düşüncelerinin derlenmiş hali. Yorum ve Aşırı Yorum’daki bahsedilen asıl sorun, metinleri yorumlamak, kelimelerin bize aslında ne demek istediği. Etrafımızdaki insanlara cümleler kuruyorken onların bizim cümlelerimizi mi yoksa kendi yorumladıklarını mı anladıkları hakkında kafamızda soru işaretleri bırakıyor. Eco sık sık intentio operis (metnin niyeti) ve intentio lectoris (okurun niyeti) arasında gidip geliyor. Diğer düşünür, edebiyat kuramcısı, romancı ve eleştirmenler ise bunlar hakkında yorum yapıyorlar. Her birini okurken az az hepsine bir yerlerde hak verdim. Eco’yu okuduğumda onun haklılığına kanaat getirirken sonrasında Rorty de haklı aslında diye iç geçirdim, Sonra Culler’i okurken aşırı yorumun mükemmelliği üzerine düşündüm. Her biri o kadar güzel savunmuştu ki düşüncelerini hepsine ayrı ayrı kapılıp gittim.
    Aslında her birimiz cümleleri metinleri ya da kişileri okuyup anlamıyoruz, onları yorumluyor ve kendi yorumlarımızı idrak ediyoruz. Örneğin, ben Umberto Eco’nun “Metinleri Aşırı Yorumlama” başlıklı incelemesini okurken, bu incelemeyi bizzat Umberto Eco’dan dinlemediğim için onun sözle ifade ettiği yazıya dökülmüş bu satırları yorumlayıp anlamaya çalıştım.
    Bir hukukçu adayı olarak, okuldaki bir hocamız okumamız gereken kitaplar arasında bu kitabı da söylemişti. Okumamız gereken bir kitap olduğu konusunda kesinlikle haklıymış ama ben hiç yetkin değildim bu kitap için. Bilmediğim o kadar çok şey vardı ki, anlamakta çok güçlük çektim metinleri. İlerleyen senelerde tekrar okuyacağıma ve o zaman daha iyi özümseyeceğime emin olduğum bir kitaptı. Kendinize güveniyorsanız öneririm ama benim gibi daha önce hiç inceleme okumamışsanız zor bir yolculuğa hazır olun! Herkese keyifli okumalar
  • Sizin aldığınız nefesi bile eleştirenler emin olun başkalarının nefesine bile kurban oluyor; sizin yaptığınız, yaşadığınız her şeye varlığınıza bile muhalefet olanlar başkalarının varlığına bile şükrediyor. Demem o ki; kimse hiçbir şeye değmez. "Yaşam, ciddiye alınamayacak kadar önemlidir" demiş Oscar Wilde. Kim ne yapıyorsa yalnız erdem ve fayda için yapsın. Zira insanlar kötü, insanlar nankör, insanlar geçimsiz, insanlar memnuniyetsiz.. İnsanlar iğrenç varlıklar.
  • 352 syf.
    ·10/10
    Bu kitap hakkında duyduğunuz her şey doğru. Sadece yüzünüzü değil, sizinle aynı odada bulunan herkesin yüzünü de eritecek. İlk sayfadan son sayfaya kadar kelimelerin akınına hazırlıklı olun, bir grup canlı İskoç keşinin kavgaya tutuşup adamlarını bekleyen ve canlanan tüm bunların ayrıntılı bir açıklamasına hazır olun. Trainspotting'de fark edilen ilk şey dilin gerçekliğidir. Sadece karakterin konuşma biçiminde değil, düşünme biçimlerinde de bu geçerli. Irvine Welsh belki Iskoç'ca lehçeyi roman yazan ilk kişi değil ama bunu çok iyi yapıyor.

    Bazı yönlerden kitabın 80'lerin bir ürünü olduğunu hissediyorum ama onu 90'ların önemli bir parçası olarak değerlendiriyorum. Renton'un arkadaşları dünyadaki en evrensel karakterler gibi görünüyor. Herkesin Sick Boy gibi kadın katil, Spud gibi iyi kalpli, Tommy gibi yiğit ve Begby gibi mutlak bir piç olan bir arkadaşı vardır. Mark'a gelince, öyküyü anlatan kişi olma ihtimali en yüksek olan kişi sanırım bu. Kimimiz bu kitapta anlatılanlara benzer sorunları yaşamadı; Kimimizin böyle arkadaşları olmadı; modern hayatın sıkıntısından kaçmak istemeyen kimdi?

    Ana akım medyayı takip etmeyi seçin. Size meydan okumayacak, esnetmeyecek, sizi değiştirmeyecek veya aklınızı karıştırmayacak ucuz e-kitaplar seçin. Yarım saat önce ikiniz de ne yaptığınızı bilemeyecek kadar sarhoş gibi davrandığınız sırada aldığınız rastgele bir yabancıdan alabileceğinizden emin olduğunuz türde birleşme seçin. Plato, Dante, Chaucer, Shakespeare, Newton, Voltaire, Flaubert, Einstein, Joyce, Proust, Dirac, Sartre ile sınırlı olmamak üzere beklenmedik veya ihlal edici her şeyi göz ardı etmeyi seçin. Günde ortalama 2600 kez dokunduğunuz veya kaydırdığınız akıllı telefonunuzdaki lanet olası Facebook akışınızda "Birimiz Hepimiz İçin" sloganı ile en çok görünen ve dürüst olmayan siyasi partiye oy vermeyi seçin. E-Kitap okuyucunuzda Harry Potter ve Ölüm Yadigarlarını tekrar okurken Alzheimer etkilerini ilerletmeyi ve uykuya dalmayı seçin. Ama neden böyle bir şey yapmak isteyeyim? Ben ana akım medyayı seçmemeyi seçtim. Ben başka bir şey seçtim. Neden mi ? Bir nedeni yok.

    Son olarak; açıkçası bu kitabın nasıl yayınlandığını merak ediyorum, çünkü içerik olarak gerçekten kötü bir kitap, ama o kadar benzersiz bir şekilde iyi ki, ne kadar iyi olduğunu ancak onu tekrar tekrar okumaya zaman ayırarak anladım.
  • 235 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ha hoo ho! Ha hoo ho!
    Diye bir girizgâh yapayım. 'ne şimdi ki bu diyenler için Pal Sokağı Çocuklarının birbirini ararken kullandıkları parola...

    Önünüzde duran kocaman boş bir arsa var. Bu arsaya baktığınızda neyi çağrıştırır ki size? Diye sorsam. Emin olun ki bende bu kitabı okumasam cevabım koskoca bir hiççç olurdu. Oysa Budapeşte çocukları için boş bir arsa, sonsuzluk ve özgürlük anlamına geliyordu.(günümüzde artık bu özgürlükler beton yığınları olarak karşımıza çıkıyor ve onlara çokça anlam yükleyen insanlar)

    Evet evet öyle idi anlamı büyük çünkü sadece oyun alanları değil bir vatanı sahiplenme duygusu barındırıyorlardı o minicik bedenlerinde ve ruhlarında. O arsa ve verdikleri çabalar onların âdeta atan kalpleri gibiydi ve kalplerinin durmaması için gösterilen emekler çok çok farklı idi.Kitabı okurken o minicik bedenlerin gözünden dostluğu,kahramanlığı ve küçük yüreklerin büyük mücadelesini okuyorsunuz. Hele o küçük sarışın kahraman Nemecsek(koca yüreklim benim)...

    Kitaptaki kocaman dünya ne idi biliyormusunuz? Çocuklardaki dostluk, bağlılık, samimiyet, sevgi, şeref, saygı gibi bir çok kavramların onların o saf dünyasından önüne bir perde çekmeden şeffaflık içinde yansıtılmasıdır derim.

    Kitap çok akıcı sade bir dile sahip. Çok yoğun kitap okudum biraz soluklanmak iyi gelir derseniz ve bu dünyanın içinde bir çocuk gibi yaşamayı ümit edip, bir tutamda onların o kahraman ruhlarından kendi hayatınıza serpiştirmek isterseniz muhakkak okuyun derim.
  • 163 syf.
    ·Puan vermedi
    Türk Edebiyatı'nın en abartılan kitabı belki de.

    Seneler önce İzmit'te 2 günde okudum. O dönem bir kız arkadaşım vardı, yanımdaydı. Dışarı çıkacaktık evdeki diğer arkadaşın kitaplarından yanıma alayım bari okurum dedim. Kız arkadaşım dergilere falan bakarken ben de kitap okudum. O şekilde 2 günde bitti. Bunu niye belirttiğimi yazının sonunda söylerim.

    Kötü kitap değil, bir kere bana göre muhteşem bir dil kullanımı var kitapta ancak ne anlatılan hikaye, ne kurgu, ne karakterler muhteşem diye adlandırılabilecek konumlardalar. İçimizdeki Şeytan kitabındaki ruh çözümlemeleri bile o kitabı bu kitaptan üstün tutmaya yeter bana göre.

    Tüm bu yazdıklarım kitabın kötü olduğu anlamına gelmiyor ama kesinlikle bu kadar üzerinde durulacak, övülecek bir yapıt da değil bu kitap. Muhtemelen insanlar kitabı okurken kendi aşık oldukları kişiyi o karakterin yerine koyup Sabahattin Ali'nin cümleleriyle aslında kendilerini anlattığı hissine kapılıp bu kadar seviyorlar bu kitabı.

    İkinci bir ihtimal daha var ki o çok daha gerçekçi ve can acıtıcı; insanlar bu kitabı seviyor, çünkü bu kitap gerçekte bir halt olmayan, dikkat çekmeyen, önemsenmeyen insanlarda, kendilerinin keşfedilememiş bir cevher olduğu izlenimi uyandırıyor.

    Şunu ekleyeyim; şimdi kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölüm genç adamın, ikinci yani asıl hikayeyi oluşturan bölüm ise yaşlı adamın bakış açısından anlatılıyor. İlk bölümden ikinci bölüme geçişin başında 'vay be' diyorsun, kendi halinde, sessiz, sakin bir adamın geçmişinde de aynı olduğunu sanıyorsun, oysaki 'adam geçmişinde neler yaşamış' diyorsun. Daha doğrusu diyeceğini sanıyorsun. Sonra adamın geçmişini okuyorsun ve görüyorsun ki geçmişinde de bir numara yok. Şimdi böyle diyorum diye bazı arkadaşlar kızıyor. Raif Bey' in geçmişi şöyle, sen anlamamışsın, nasıl tutkuyla sevmiş vs vs. diyorlar. Ben size kendi geçmiş ilişkilerimi anlatayım, terk edilişleri, aldatılışları... Raif'inki onların yanında hiç kalır :) Tam tersi olsaydı işte o zaman çok severdim bu kitabı. Ya asıl siz karakteri olduğunu gibi kabul edemiyor, onu yüceltmeye çalışıyorsunuz. Çünkü o karakterin yerine kendinizi koyuyor ben de keşfedilmemiş bir cevherim, tıpkı Raif Bey gibiyim diyorsunuz. Bunu söyleyenlerin yarısı da ''Issız Adam aynı beni anlatıyor'' da dedi ya zamanında neyse. Ben Oblomov'a çok çalışkan biri desem olur mu bu? Adam tembel. Raif Bey de sessiz, sakin hatta sünepe bir adam, geçmişinde de öyleymiş, bir numarası yok yani geçmişinde de. Olsa belki daha çok severdim romanı ama yok, bence yok. Tekrar söylüyorum; kitaptaki anlatım, dil kullanımı muazzam ama hikayede bir numara yok! Yemin ediyorum kitap bittiğinde 'lan ikinci cildi falan olmasın bunun, o kadar anlatılan kitap bu olamaz' dedim.

    Şimdi 'ne biçim ilişkileri var, kafeye gidip birbirlerinden bağımsız mı takılıyorlar'' diyenler bu kitabın hayranlarıdır muhtemelen. Siz hayatınızın sonuna kadar sevgilinizin elinden tutun, hiç bırakmayın, beraber gezin, beraber filme gidin, aynı kitapları okuyun falan. Yani en azından bunun hayallerini kurun ve hayalinizde yarattığınız ilişkiden bir kitapta kısa bir kesit görünce de yazarın aynı sizi anlattığını iddia edin. Teksiniz dünyada çünkü emin olun :)
  • “Emin olun öyle kederli, bunaltıcı anlarım oldu ki, ben de herkes gibi gerçek bir hayat yaşayabilecek miyim diye kuşkulanıyordum.”