• 59. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin. Sonra kendinizden olan emir sahiplerine itaat edin (Ey iman edenler! Allah'ı dinleyin, Peygamberi dinleyin, sonra kendinizden olan emir sahiplerini dinleyin) ve [her] hangi bir areyde birleşemediğiniz takdirde eğer sizler gerçekten Allah ve áhiret gününe inanmışlarsanız onun halli için Kitap ile Sünnet'e müracaat edin ki bu hem daha hayırlı, hem sonu itibariyle daha güzeldir.

    (Bu ayeti hayatımızda rehber edinmeliyiz!!!)
  • Hz. İsa’nın Yahuda’ya neden o kadar ihtiyaç duyduğunu düşündün mü? Kendine bir düşman seçmesi gerekiyordu, yoksa yeryüzünde verdiği savaş yücelmeyecekti.
    Paulo Coelho
    Sayfa 170 - Can Yayınları
  • Kılıç yalnızca darbeyi indirir, o kadar; oysa el, daha darbe inmeden, üstün gelir ya da yenik düşer.
    Paulo Coelho
    Sayfa 168 - Can Yayınları
  • Sekizinci Nükte:
    Ramazan-ı Şerif, insanın hayat-ı şahsiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
    İnsana en mühim bir ilâç nev'inden maddî ve manevî bir perhizdir ve tıbben bir hımyedir ki: İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfemayeşa hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi; hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner. Ramazan-ı Şerifte oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır; riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir. Bîçare zaîf mideye de, hazımdan evvel yemek yemek üzerine doldurmak ile hastalıkları celbetmez. Ve emir vasıtasıyla helâli terkettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve şeriattan gelen emri dinlemeğe kabiliyet peyda eder. Hayat-ı maneviyeyi bozmamağa çalışır.
    Hem insanın ekseriyet-i mutlakası açlığa çok defa mübtela olur. Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık, riyazete muhtaçtır. Ramazan-ı Şerifteki oruç onbeş saat, sahursuz ise yirmidört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır. Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.
    Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var. Nefis, eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında ta'til-i eşgal etmezse; o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususî ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, tahakkümü altında bırakır. O sair cihazat-ı insaniyeyi de, o manevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celbeder. Ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur. Ondandır ki; eskiden beri çok ehl-i velayet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeğe kendilerini alıştırmışlar. Fakat Ramazan-ı Şerif orucuyla o fabrikanın hademeleri anlarlar ki; sırf o fabrika için yaratılmamışlar. Ve sair cihazat, o fabrikanın süflî eğlencelerine bedel, Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhanî eğlencelerde telezzüz ederler, nazarlarını onlara dikerler. Onun içindir ki; Ramazan-ı Şerifte mü'minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumane gülüyorlar.
    Bediüzzaman Said Nursî
    Sayfa 403 - Envar Neşriyat
  • Ey su ey su, yine de ey su ey su!
    Aşk ve muhabbet mi besliyorsun?
    Kıyıya dalga üstüne dalga atıyorsun
    Sakin değilsin, rahat durmuyorsun

    Ne rahat var ne de huzur var sana
    Yoksa aşık mı oldun Allah'ına?
    Ya da kalbimizi sen andırırcasına
    Bir emir üzerine acele ediyorsun

    Bilmek istiyorum senin bu sırrını
    İster çoğunu olsun isterse de azını
    Gür gür akıyor olmanın anlamını
    Bu ibadeti sen kime yapıyorsun?

    Hal diliyle zikri kime yapıyorsun?
    Şırıl şırıl akışını durdurmuyorsun
    Benim gibi yorgun argın düşüyorsun
    Gece gündüz sen hiç uyumuyorsun

    Bir emir üzerinedir bu hızlıca akışın
    Benim gibi senin de sevdalıdır başın
    Sen kimin için böyle hızlıca akarsın?
    Bu itaat ve hizmeti kime yapıyorsun?

    Elsiz ve ayaksız hizmet edersin
    Sen kime bu kadar boyun eğersin?
    Allah demedi ki bir an bile durasın
    Sesin geliyor, hep akıp gidiyorsun

    Hem gece hem gündüz gelir sesin
    Sen kalpsiz ve elsiz ibadet edersin
    Dalga ve köpük olup yükselirsin
    Kudret renginden tatlıca akıyorsun

    Bazen beyaz bir süte benzer rengin
    Hiçbir kılıç olmaz senin gibi keskin
    Yar hatıra geliyor geldiğinde sesin
    Gidişinle yarin meylini andırıyorsun

    Senin mutlaka bir mahbubun vardır
    Veya meylettiğin bir matlubun vardır
    Ya da bir dostun ve maksudun vardır
    Ki libassızsın ve bir şey giymiyorsun

    Ondandır libassız oluşun, üryan akışın
    Ondandır seyrin, raksın ve haykırışın
    Kimin içindir aşk oyununu oynayışın?
    Kendinde rumuz ve işaret taşıyorsun

    Kimin için yapıyorsun bu tesbihatları?
    Birlikte gösteriyorsun rumuz ve sırları
    Rabbin için yapıyorsun bütün bunları
    Gurbetle olan mehirden dolaşıyorsun

    Kocakarı dünyanın içinde dolaşıyorsun
    Hiç uyumuyorsun ve hiç durmuyorsun
    Sen böyle aynen kalbime benziyorsun
    Mihnetler içindesin, zahmet çekiyorsun

    Sen de zahmet çeker, mihnet çekersin
    Hoş bir karakter var sende ve naziksin
    Ruhun olmaksızın yerde gezmektesin
    Elsiz ve ayaksız sen nerden geliyorsun?

    Ne el ve ayağın, ne kol ve kanadın var
    Sendeki bu dalga, kıvrım ve dolaşımlar
    Sanki patlak vermiş “vur kaç”lı savaşlar
    Bunun nedenini ise beyan etmiyorsun

    Bunun nedenini bana tekrarlayıp söyle
    Yeter artık bunun sırrını benden gizle!
    Bir kez de olsa sen bunu izah eyle
    Ki ben de bileyim ne hikaye ediyorsun

    Ki ben de haberdar olayım meseleden
    Nasıl bir şeyden bahsedilmiş ezelden
    Nasıl bir temel atılmıştır ta öncelerden
    Feleğin devir ve çarkıyla dönüyorsun

    Bir çark ki alem bulunmaktadır içinde
    Feyiz ve bereketi bulunuyor her biçimde
    Sudan temenni ettim ben soru temelinde
    Hakikatin tam manasını biliyor musun?

    Dört cevher hakkındaki gerçeklerden
    “Unsurlar” hakkındaki bilgilerden
    Saklama bunları dost ve kardeşlerden
    Ağızsız söyle bu hikmeti ki biliyorsun

    Gerçi konuşma bakımından dilsizsin
    Dilin yok, söz ve ifadeye sahip değilsin
    Sen hal diliyle aşkını dile getirmelisin
    Ağızsızsan da kudret sırlarıyla dolusun

    Ağızsız, sözsüz ve ifadesiz olarak söyle
    Neler biliyorsan söyle onları hal diliyle
    Hep "M", "H" ve "D" harflerini söyle
    Kağıttaki metin ve beyanatı okuyorsun

    Kağıtta hangi şeylerin olduğunu ispatla
    Bunları ince bir şekilde kaydet ihtiyatla
    Bu temeli şekillendir sen iyi bir esasla
    Zira açıkça anlamıyorum ki ne diyorsun?

    Dünya yurdunda dönmüşsün şaşkına
    Ey su, Alemlerin Rabbi Allah aşkına!
    “Hadis” mi “Kadim” misin söyle bana
    Yoksa sen de mi hikmeti bilmiyorsun?
    Feqiyê Teyran
    Kültür bakanlığı yayınları
  • Sekizinci Nükte:

    Ramazan-ı Şerif, insanın hayat-ı şahsiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

    İnsana en mühim bir ilâç nev'inden maddî ve manevî bir perhizdir ve tıbben bir hımyedir ki: İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfemayeşa hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi; hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner. Ramazan-ı Şerifte oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır; riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir. Bîçare zaîf mideye de, hazımdan evvel yemek yemek üzerine doldurmak ile hastalıkları celbetmez. Ve emir vasıtasıyla helâli terkettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve şeriattan gelen emri dinlemeğe kabiliyet peyda eder. Hayat-ı maneviyeyi bozmamağa çalışır.

    Hem insanın ekseriyet-i mutlakası açlığa çok defa mübtela olur. Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık, riyazete muhtaçtır. Ramazan-ı Şerifteki oruç onbeş saat, sahursuz ise yirmidört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır. Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.

    Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var. Nefis, eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında ta'til-i eşgal etmezse; o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususî ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, tahakkümü altında bırakır. O sair cihazat-ı insaniyeyi de, o manevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celbeder. Ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur. Ondandır ki; eskiden beri çok ehl-i velayet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeğe kendilerini alıştırmışlar. Fakat Ramazan-ı Şerif orucuyla o fabrikanın hademeleri anlarlar ki; sırf o fabrika için yaratılmamışlar. Ve sair cihazat, o fabrikanın süflî eğlencelerine bedel, Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhanî eğlencelerde telezzüz ederler, nazarlarını onlara dikerler. Onun içindir ki; Ramazan-ı Şerifte mü'minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumane gülüyorlar.



    Risale-i Nur