Şevket Erciyas

Şevket Erciyas
@erciyes79
Ona bakmayan ihtiyar babasına, eliyle son bir öpücük gön-derdi ve yanaklarından yaşlar akarak çıktı. Nesime'nin göreceği biri daha var. Bahçede, güneş altında, bembeyaz, ayna gibi parlayan Marmara'nın önünde, matemli kara servilerin dibinde küçük ve beyaz bir sütun vardı. Burası annesinin mezarı. Hırsız gibi etrafına baktı, kimseyi göremeyince oraya yaklaştı ve diz çöktü, kabre başını dayadı, uzun hıçkırıklarla ağladı. Bir müddet sonra yüzünü kaldırdı ve yine diz üstü sürüne sürüne baş taraftaki taşa yaklaştı. Annesinin ismini taşıyan sütuna ıslak gözleriyle baktı. Soğuk mermeri öpmek is-ter gibi yüzünü yaklaştırıyordu fakat birden durdu. Başı önüne eğildi ve daldı! Ne düşündü? Taşa sarılan kolu düştü. Diz üstü, başı eğili kaldı... Annesinin ismini taşıyan bir taşa temas ihtiyacı, anne şefkati için titreyen, yanan kalbine bir sevgi gayesi gibi niha-yetsiz arzular veriyordu. Onu öperse, tanımadığı annesini biraz öpmüş gibi memnun olacaktı. Kalbinin boşluğu dolacak, ruhu hafifleyecek ve biraz affedilmiş gibi bir huzur duyacaktı... Tıpkı küçüklükte yaptığı gibi, mermere sarılıp, "Ah anneciğim, anne-ciğim" diyebilse... Fakat beyaz, soğuk, dimdik mezar taşına yaş dolu gözlerle baktıkça, dizleri üstünde gerilemekten başka bir şey yapamı-yor... Ve anladı ki artık bu taşa dokunmaya, orada yatan bir avuç toprağa anne demeye hakkı kalmamış, hüsran dolu kalbini teselli edecek artık hiçbir bağ bırakmamıştı. İşte annesini taşıyan taşa ve toprağa bile kızarması gereken yüzünü süremiyor, sürmekten utanıyordu... Ruhunda, bütün ölümlerin umutsuzluğunu buldu... Halbuki daha hayat kapısındaydı. Mezar taşına dokunamadan, kalbinde bir kere onu öpememe ukdesiyle yüzü gözü yaş içinde, yavaş yavaş, sürüne sürüne, arka arka uzaklaştı. Ve daha şimdiden hasretinin yükünü omuzlarında
Sayfa 118 - is kultur·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ve ikisinin de gözleri önüne, Türkiye'de Protestanlığı yay mak için bitmez tükenmez dolarlarla gönderilen misyonerlerin yarattıkları muazzam mektepler, muhteşem malikâneler geldi. Çıkış saatinde bahçeye fırlayan Rum, Ermeni, Bulgar, hele Yahudi talebelerin zengin kıyafetlerini düşündüler. Gürbüz vücutlu, al yanaklı hocaları hatırladılar. Daha sonra, kalplerini dolduran Amerika! Gözleri önünde, New York'un muazzam Hürriyet Heykeli yükseldi. Medeniyetin, insanlığın ve eğlencenin vatanı büyük Amerika, onları tabii hayatın haricine çeken bir fanus gibi kalplerinde tekrar parladı. Ve başlarını kaldırarak, Türkiye mektebinde yetişen, Türkiye toprağında büyüyecek ve kök salacak olan küçük Türk kızlarına küçümseme ve merhametle bakıp geçtiler.
iş kultur·Kitabı okudu
Zamane Gençleri ve Dullar
Zamane Gençleri ve Dullar Naci Bey'den Şayeste Hanım'a: Hanımefendi, Mektubunuzu aldım ve baştan aşağı dikkatle üç defa okudum. Fakat ne söyleyeyim bilmem kil.. Çocuk değilsiniz ki sizinle oynaşmaya başlayalım; gerçi gönlüm kocamadı lakin böyle tepemdeki kır saçlarla bu yaştan sonra, mektep cocuk-lan gibi, birbirimize ask mektupları yazmak, randevulaşmak, mehtaplı gecelerde birbirimize şiirler okumak falan gibi seyler pek gülünç olmaz mı? İhtimal bu hususları siz de nazarıdikkata aldığınız içindir ki bana evlilik teklif ediyorsunuz. Bu çok güzel, doğru bir şey; üstelik siz de benim gibi feleğin çok sillesini yemis, her şeyden bıkmış olduğunuzu, ruhunuzun sükün ve huzura çok muhtaç olduğunu söylüyorsunuz. Oh, ne âlâ, demek ki tam bana göre bir kafa dengi olacaksınız. Vallahi hanımefendi, bana da hayatta hemen hemen böyle bir can yoldaşı çok lazım; lazım değil hatta elzem... Sizin ihtiyar bir annenizle bir de kocada ablanız varmış, benim de ihtiyar bir annemden ve dört tane kedimden başka kimsem yok. Bu yönden de tam birbirimize göre biçilmiş kafta-nız. Bir de diyorsunuz ki ya biz evimizi kiraya verir, sizin eve geliriz yahut siz evinizi kiraya verip bize gelirsiniz. Bu da harika... Lakin haydi farz edelim ki ya ben size içgüveysi ya siz bize gelin olarak geldiniz; sonra ne olacak hanımefendi? Rica ederim söyleyiniz, sonra ne olacak? İşte bu sonrasını bana bildirirseniz çok memnun olurum efendim.
Sayfa 181 - is bankasi kultur·Kitabı okudu
Bir Kahve İçinceye Kadar
Bir Kahve İçinceye Kadar Harap yalının deniz tarafındaki odasında bu akşam, vur patlasın, çal oynasın, gidiyordu. Yanı başındaki yalıda hasta yatan yaşlı kadın, oğlu, rüsumattan¹ emekli Fehim Bey'e dedi ki: "Evladım, bu her akşam, her akşam artık çekilmez, sen erkek değil misin, git şunlara bir iki lakırdı söyle!" Fehim Bey omuzlarını silkerek: "Anneciğim," dedi, "kime söyleyeceksin? Onlar laf anlayan takımından değil ki!.. Ama yine de gidip bir daha söyleyeyim. Fakat edepsiz heriflerle başım belaya girecek diye korkuyorum!" Fehim Bey entarisinin üstüne pardösüsünü aldı, kapıdan çıktı ve bir müddet iki yalının arasındaki karanlık, izbe, daracık yolda ne söyleyeceğini zihnen tasarladıktan sonra, bir saatten beri içinde eğlence devam eden, komşuları Rana Bey'in yalısına geldi, kapıyı çaldı ama duyan kim! Kapıyı çal-mak değil, söküp yerinden götürseler kimsenin haberi olma-yacaktı. Neden sonra bir aralık gürültü durunca kapı açıldı: "Kimi istiyorsunuz efendim?" "Küçük beyi göreceğim biraz..." "Peki, haber vereyim." Küçük Bey gayet nazik, güler yüzlü, konuksever bir gençti. Bir senedir boşta gezdiği ve satılacak hiçbir şey
Sayfa 185 - is bankasi kultur·Kitabı okudu
Ada'da Bir Başka Alem
Büyükada'da, Habip Gılman Bey'in şatafatlı köşkünde, bu gece hiç görülmemiş, emsalsiz bir eğlence, bir başka ålem vardı. Gılman Bey'in karısı Mücella Nasfet Hanım, iki gündür telefon elinde, İstanbul'da, Boğaziçi'nde, Şişli'de, Ayastefanos'ta ne kadar samimi, teklifsiz dostu varsa hepsini bu geceki müstesna âleme davet etmiş ve hepsinden ayrı ayrı kesin söz almıştı. Gılman Bey de aynı şekilde ne kadar sevdiği laubali arkadaşı varsa hepsini çağırmıştı. Mücella Nasfet Hanım, davet ettiği her arkadaşına, "Muhakkak kocan da beraber gelsin!" diye tembih ettiği gibi, Gılman Bey de çağırdığı her arkadaşına, "Mutlaka karını da bera-ber getir!" demişti. Ay ışığı, Maltepe ile Adalar'ın arasını kalaycı elinden yeni çıkmış bir bakır tencere gibi parıl parıl parlatmaya başlamıştı. Mücella Hanım, deniz hamamında¹ çömlek kırmaya hazırlanmış genç, çevik, hevesli çocuklar gibi sallana sallana yarı çıplak bir halde salondan içeri girdi. Kocası Gılman Bey göğsünü kabartarak sordu: "Mücella, Eleni'ye tembih ettin mi, yabancı kimse gelirse içeri almasın diye?.." "Evet." "İyi, başlayalım mı?"
Sayfa 173 - is bankasi kultur yayinlari·Kitabı okudu