Ene-l Hak...
İnsan arayandır... Kimi son nefesine dek arayanlardan olmayı seçer ki bu da bir yoldur. Kimi son nefesinden evvel yananlardan olmayı göze alır ki bu da başka bir yoldur. Ene-l Hak.
Ama onda ıstırap çekmiş insanların vaktinden evvel durulmuş, ağırbaşlı hali vardı.
Sayfa 45 - Everest yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
Âdemoğlu ne garip…
Bazen düşünürüm, ne kadar garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Sözde Ermeni Katliamı
...Selçuklu akınları başlamadan evvel Doğu Anadolu ve Fırat dolaylarını içine alan bir ''Büyük Ermenistan Krallığı'' vardı ki bu iki devlet arasında bir tampon bölge oluşturmaktaydı. 11.Kostantin bu krallığı -arasındaki mezhep farkı sâikiyle- yıkıp, parçalamış, halkını kısmen kılıçtan geçirmiş kısmen de sürgün etmişti. Bu durum bugün haksız yere, Türkler tarafından gerçekleştirilen olmamış bir ''Ermeni Katliamı''ndan bahseden ermeniler'e hatırlatılacak ehemmiyetli bir husustur. Onların devletlerini biz Türkler Anadoluya gelmeden önce dindaşları olan Bizans yıkmıştı. Biz ise, onları Bizans zulmünden kurtaran hâmiler olmuşuzdur.
Sayfa 51 - Sebil Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
¹⁰⁰ Bu ifadesini yakınlarından ve baytarlıkta meslektaşı Şefik Kolaylı 1939 yılında aktarmaktadır; bk. Sessiz Yaşadım, s. 465. Kolaylı şunu da kaydediyor: "[Milli Mücadele sırasında] Eskişehir'in sukûtuna takaddüm eden zamanlarda Eskişehir'de yanıma gelirdi. Hiç unutmam, muntazam askeri kuvvet teşekkül etmeden evvel çetelerin Yunanlılarla Demirci istikametlerinde yaptıkları harpler neticesi mecrûh [yaralı) olup da Eskişehir'e dönen çete hayvanlarına müessesemde yaptığım ameliyatlarla yakından alakadar olur, 'keşki memleketin şu buhranlı zamanında baytarlığımı unutmamış olsaydım da böyle âtıl bir insan kalbini taşımasaydım' diye teessür gösterir ve birçok ısrarlarıma rağmen müessese hademeleriyle birlikte hayvanları yatırmak için uğraşırdı. İşte Akif aynı zamanda bu kadar da mesleğine merbuttu [bağlıydı]". Bu hissiyatın ve vahlanmanın izleri Asım'da Köse İmam'la konuşmasında da vardır: "- Kimi bidatçi diyor... Duyduğum en çok bunlar/ - Daha var mıydı, İmam? / - Var ya, unuttum: Baytar /-Keşke baytarlık edeydim.../ - Yine et mümkünse/-Yapamam/-Belki yapardın be... / - Unuttum, be Köse! / - Keşke zihninde kalaymış, ne kadar lâzımmış / Beni dinler misin evlat? Yine kâbilse çalış/ Çünkü bir tecrübe etsen senin aklın da yatar / Bize insan hekiminden daha lâzım baytar".
Sayfa 76 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları
Araştırma-İnceleme
SEMRA – (Kendini kaybetmiş) Haddehaneli Salih, kalk! (Sülün Ahmet ve Macide yaklaşırlar. Salih’in arkasına geçerler. Salih’in dudakları kıpırdar.) SALİH – (Hep boşluğa bakıyor.) Haddehaneli Salih kalkamaz. Bir kere yatınca bir daha kalkamaz! Çocuklar hoşgeldiniz! Dinleyin beni! (Herkes Salih’in üzerine eğilir.) SALİH – İçerdeki avize başıma düştü ve ben öldüm! Kaza eseri... İnanın! Buna şahitsiniz! Eğer kusur ederseniz Kıyamette iki elim yakanızda olsun... (Semra hıçkırmaya başlar. Salih’de sönme alâmetleri...) SALİH – Şu, ayaklarımda ağlayan çocuk da benim oğlum Yusuf... Onu üç gün evvel tanıdım ve kabul ettim. Buna şahitsiniz. Hoş, o avukattır, size anlatır.
Hayata Dair
Reklam
Reklam