HOCA'NIN EŞEĞE TERS BİNMESİNİN SEBEBİ...
(...) Hoca -bir yarışta- eşeğine ters binmiş ve sebebini soranlara “arkada kalanları görmek için!” demiş... Çocuklara ve çocukça tebessüme müsait mizaçlara ilk ânda kendini benimseten bu fıkra, satıh idrâkına mahsus kabuk kısmı aralanıp da içine girilme, tül tül açılan mânâ dehlizleriyle karşılaşılır... Ve Nasreddin Hoca’nın kendini cins yaratılışlara veren muhteşem idrâkı bütün ihtişamıyla parıldar!..
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
İbret ve İlham
Bir Ölüm Haberi...
Bir gün, gazetelerde, "Hazin bir vefat" başlığı altında kısa bir fıkra çıktı: "Bursa eşrafından, eski maslahatgüzarlarımızdan, Tütün İnhisarı İdaresi Mütercimi Ahmet Fahim Bey ecel-i mev'udiyle vefat etmiştir. Merhum her cihetle faziletli, hür fikirli, geniş bilgili, çok nezaketli, şahsına hörmet telkin ettirmiş ve dostları tarafından çok sevilmiş bir zattı. Vefatı zayiattandır. Mevla rahmet eyleye!" İşte, ölünün cesedi üstüne atılan birkaç kürek toprak gibi, hatırası üzerine kapanan birkaç satır yazı! O ölüyü bilmeyenlerden bu fıkrayı okuyanlar sanki ne duyarlar? Bir talihin ademe göçmesinden onunla alakası olmayan ne anlar? Bir faninin öldüğüne kimse şaşmaz ve kimse düşünmez ki o da kendisini ölümden bizim kendimizi sandığımız kadar uzak sanırdı. İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususî boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. Bir yıldız sönünce ondan uzaktakiler bir şey duymaz. Hayatın ve ölümün ehemmiyeti hep nispî ve izafîdir. Bizim için ölüm yani kendi dünyamızın ölümü kâinatın en mühim hadisesidir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Fıkra
İki adam bir arslan görür ve kaçmaya başlar. Bir müddet sonra ilki durur ayakkabılarını giymeye koyulur. İkinci adam der ki: "Ama onlarla da aslandan hızlı koşamazsın ki." Birinci adam yanıt verir: " Ama senden daha hızlı koşarım."
Bir fıkra geliyor aklıma Hani buzlanma yüzünden attığı her adımda iki adım geri giden bundan dolayı da okula geç gelen çocuğun fıkrası Bana da öyle oldu işte "İyi de nasıl geldin okula o zaman" diye sorar öğretmen "Çok kolay: Vazgeçtim okula gelmekten arkamı dönüp gerisin geri eve gitmeye çalıştı m" İşte bana da öyle oluyor...
Önyargılarımız üzerine sürdürülen arkadaşlık makyajındaki birliktelik, bizi sürekli yeni hedeflere düşman kılar. Arkadaş dediklerimizle başkalarına karşı taraf olmak, vur abalıya babında kendimizi güçlü hissetmek sakın aşağılık komplekslerimizin ifadesi olmasın. Sofrada Macarları aşağılayan fıkra anlatılırken ters gelse de gülüyor, sofraya ait olabilmek için benzer bir fıkra anlatıyorsam, arkadaş olma ihtiyacımı yalan üzerine kuruyorsam... Kendimle nasılsam Duru'nun önünde öyle olabilmeliyim. Küçük yalanlarımızdır düzeni, dinleri, devleti, totalitarizmi ayakta tutan.
Sayfa 117·Kitabı okudu
Kafka, uyumsuzu belirtmek istediği zaman, tutarlılıktan yararlanır. Banyoda balık avlayan delinin öyküsünü biliriz: akıl hastalarını iyi etmede kendine özgü düşünceleri olan bir hekim sormuş: "Ya balık oltaya gelirse?" Sert bir yanıt almış: "Hadi oradan, budala, burası banyo." "Barok" türden bir fıkra bu. Ama uyumsuz etkinin bir mantık aşırılığına ne kadar bağlı olduğu burada elle tutulur biçimde kavranıyor. Kafka'nın dünyası anlatılmaz bir evrendir, insan burada hiçbir şey çıkmayacağını bile bile banyoda balık avlamak gibi işkenceli bir lükse sapar.
Edebiyat