Puan vermedi·312 syf.··
2022 97. kitabı
Göçmenlik, aidiyet, kimlik, asimilasyon, kültürel ve kuşaklar arası çatışmayla ilgili akıcı ve sürükleyici bir roman Adaş. 1968 yılında Hindistan’dan ABD’ye göç eden bir çiftin çocuk sahibi olmasıyla başlıyor ve öncesinde bu çiftin başından geçenler, sonrasında ise oğullarının hikayesiyle 2000 yılına kadar göçmen bir ailenin iki kuşak hikayesini okuyoruz. Yazar, göçmen olmayı çok iyi analiz etmiş, bambaşka bir kültüre adapte olma sürecini ilk etapta akla dahi gelmeyen ancak aslında çok önemli olan küçük detaylarıyla çok başarılı aktarmış. Yemek içme alışkanlıklarından evlilik ritüellerine, cinsiyet rollerinden tatil alışkanlıklarına günlük hayatın aslında her anına sirayet eden ve dünyaya bakışımızı derinden etkileyen, adeta doğduğumuz andan ölene kadar üzerimize yapışan ve değiştirsek dahi tam manasıyla ‘kurtulamadığımız’ adımız gibi bir parçamız olan kültürel bagajlarla ilgili çok yerinde tespitleri var. Evini, ülkesini ardında bırakıp başka bir ülkede yeni bir hayat kuran kuşak ve bu kuşağın yeni ülkede doğan çocukları arasındaki farklılıkları da çok incelikli dahil etmiş kurguya. Bu entegrasyon ya da asimilasyon sürecinin yanında, göçmenliğin sevdiklerinden uzakta olmak, en özel anlarını onlarla paylaşamamak, bazen cenazelerine dahi yetişememek gibi daha ağır duygusal yüklerini de etkileyici işlemiş. Kitabın ikinci yarısında, kültürel çatışmayı daha çok erkek çocuğun ikili ilişkilerinin hikayesi üzerinden aktarmış. İkili ilişkiler aslında bir kültürle ilgili düşündüğümüzden çok daha fazla ipucu vermesi bakımından çok da yanlış bir tercih olmamasına ve konu itibarıyla merak duygusunu sürekli canlı tutarak metni daha da sürükleyici hale getirmesine rağmen, karakteri soğukkanlı bir şekilde, art arda bir ilişkiden diğerine savurması ve odağın ağırlıklı olarak buraya
AdaşJhumpa Lahiri · Everest Yayınları · 200450 okunma
ASIRLAR ÖNCESİNİN BAKIŞIYLA BUGÜNÜ YORUMLAYABİLME TAKTİKLERİ
7/10
·43 syf.··
Beğendi
·
2022 16. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2022 13:55
Savaş Sanatı asırlar öncesinden günümüze seslenen eserlerden biri. Nitekim alanında otorite kabul edilen birçok kişi de buna yönelik beyanlarda bulunmuşlardır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, adı Savaş Sanatı ve konusu da askeri savaşlar olsa da hayatın her alanına uyarlanabilecek öğretilerle dolu bir eser olması. Aslında söylemek istediğim şey şu ki, hepimiz hemen her konuda kendine inanan ve bizi de inandıran kişilerin peşinden gitmiyor muyuz? Onu önder/lider diye kabul etmiyor muyuz? Türk milleti Kurtuluş Savaşı'nı verirken dahi başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'e inandığı için ölümüne savaşmadı mı cephelerde? İşte Sun Zi de eserinde bu durumu "Komutan askerlerini kendi oğulları gibi görürse onlar da ölüme komutanlarıyla atılacaktır." Şeklinde aktarmış. Modern çağın yönetim anlayışında da "şirketimizde tüm çalışanlarımızla bir aile gibiyiz" mottosunun benimsenmesi (her ne kadar popülist ve gerçek dışı olsa da) ve bu durumun şirket başarısına pozitif etki ettiğine inanılması da aslında Sun Zi'nin dikkat çektiği bu hususun bugünün diliyle formülize edilişidir. Beni çok etkileyen bir başka örnekten daha bahsedip incelemeyi bitireceğim. "En iyisi savaşmadan baş eğdirmektir." cümlesi, savaşın yarattığı yıkım ve yokluğu da göz önünde bulundurarak, en büyük başarının savaşmadan, insani veya maddi kayıp vermeden kazanılan başarı olduğunu vurgulamaktadır. Her fırsatta komutanların erdemli ve insancıl olması gerektiğini de öğütleyen Sun Zi, savaşın zorunda olmadıkça başvurulmaması gereken bir yöntem olduğunun da altını çiziyor bir yandan. 'Yurtta barış dünyada barış' diyen bir askeri dehanın izlediği yolun asırlar öncesinden anlatılmış bir yol olduğunu görmek, Lozan Barış Antlaşması'nı anımsayıp, anlaşmayı bu bağlamda değerlendirmek oldukça etkileyici doğrusu. Bu gibi
Siyaset&Toplum
Savaş SanatıSun Tzu · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202649,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·320 syf.··
2022 3. kitabı
Okurken aklıma birisi geldi. hani şu ernest'e yüksek bir mevki teklif edildiğinde "bu çok eski bir yöntemdir, satın alıp susturmak isterler" gibi bir şey söylüyor. geçtiğimiz yıllarda kavga dahi edip, bugün eleştirdiklerinin safında havlayan birisi geliverdi aklıma. demirel bunu; "dün o tarafta havlıyordu, bugün aldık bizim kapıya bağladık, şimdi bizim için havlıyor'' olarak formülize etmişti.
Edebiyat
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma
Bunaldım.
5/10
·206 syf.··
2022 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2022 01:08
Feminizm alt metniyle mi yazıldı bilmiyorum lakin eğer o niyetle yazıldıysa feminizm düşmanlarının ekmeğine yağ sürebilecek ve feminizmin yanlış anlaşılmasına yol açabilecek söylemler içeren kitap. Genel olarak sevdim diyebilirim ama çok rahatsız olduğum ve sinirlerimin zıpladığı yerler oldu, aşağıda onlardan bahsetmeden önce sevdiğim yönlerini belirterek başlayayım. Kadının toplumdaki ve bilhassa iş hayatındaki konumuna çok güzel değinmiş. Erkek meslektaşların bir birim ilerlediğinde senin o kıymeti ve saygıyı görebilmek için on birim ilerlemen gerektiği gerçeği, iş hayatında “evli misiniz/çocuk düşünüyor musunuz” sorularından başlayıp gebeliğin öğrenildiğinde patronunun yaşadığı anlamsız hayal kırıklığı ve gebesin diye adeta eksik birey olarak görülmen, yasal haklarını bile çoğunlukla lütfedip vermiş gibi davranan bir dolu işveren, erkek meslektaşların kâğıt-kürek işleriyle doğru düzgün uğraşmazken “kadın işi bu ya kadın çalışanlarımız hallediversin” zırvalığında bir mantalite; ve bunun gibi kendini sırf kadın olduğun için kanıtlaman gereken onlarca alan… Toplumda, özel hayatında, iş hayatında… Ahlâk kavramının söz konusu erkekler olduğunda ani bir manevrayla yaşadığı o kırılganlık… Evet bunları güzel işlemiş hakkını vermek lazım. Altı çizili cümleler de fazlasıyla mevcuttu. Gelelim rahatsız olduğum ve beni kitaptan iten noktalara: * Kadının histerikliği: Beni çok yoran detaylardan biri. Gerekli gereksiz çok fazla şeye ağlıyor ve tepkileri çoğunlukla abartılı. Doğum psikolojisi ile ilgili kısımları tenzih ediyorum elbette ama genel olarak gerçekten incir çekirdeğini doldurmayacak sebepler için ağlaması okurken bile yordu. Normalde bu beni rahatsız etmezdi fakat muhtemelen başka bir hemcinsi bu kadar hassas bir yapıda olsa “ıyy sen güçlü kadın değilsin” diyebilecek
Aslında Aşk da YokDuygu Asena · Afa Yayınları · 19891,279 okunma
10/10
·196 syf.··
Beğendi
·
2022 46. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2022 13:41
Sıradışı bir entelektüel olan Eric Hoffer'in 1951 yılında basılmış olmasına rağmen halen güncelliğini koruyan aşmış eseri. Yazar eserinde 'kesin inançlılar'ı ve 'kitle hareketleri'ni dışardan ve tarafsız gözleriyle irdeliyor ve hatta oldukça başarılı bir şekilde formülize ediyor. 'Kesin inançlı' ve 'kitle hareketleri' gibi, yazar eserinde kendi kelime haznesini kullanıyor, bunlar okudukça kanıksanıyor ama mümkünse bir sefer daha okumak gerekir. Diğer çok kullanılan örnekler; 'hayal kırıklığına uğramışlar' , 'söz ustaları' , 'eylem adamları' vesaire.. Şahsi olarak ben bu ülkede -belki de tüm bu gezegende- çok küçük bir azınlığın bir parçasıyım; yani kesin inançlı bir insan sayılmam, ben de yazar gibi kitle hareketlerine ve her uctan kesin inançlılara tepeden bakma eğilimindeyim. Fakat her zaman böyle değildim ; ben de lise ve ergenlik döneminde ateşli bir kesin inançlıydım. Bu sayede yazarın kesin inanclılar hakkında yaptığı psikolojik çözümlemeleri onaylayabiliyorum. Elbette ki aktif olarak kesin inançlı olarak tanımlanabilecek bireylerin farklı görüşleri ve itirazları olacaktır orası ayrı bir mesele. Devrimci, dini, milliyetçi, ve ya özgürlükçü.. hiç farketmez, her daldan toplumsal olayların yaşam evreleri, nedenleri ve bu toplumsal olayları gerçekleştiren kesin inançlı insanların sınıflandırılması, psikolojileri hakkında, geçmişten örneklerle beraber açıklayan ve sosyoloji ile ilgilenen arkadaşlar için, başyapıt diyebileceğimiz bir eser.
Sosyoloji
Kesin İnançlılarEric Hoffer · Plato Film Yayınları · 20073,725 okunma
Mutsuzluğun Altın Çağı
10/10
·192 syf.··
2022 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2022 22:15
Kitabı okumadan önce kesinlikle yazarı tanımanız gerekiyor çünkü kitap yazarın iç dünyasındaki evrenselleşmeyi ve bir arayışı anlatmaktadır. O halde yazarımız hakkında biraz bilgiye ihtiyacımız var. Emil Cioran Felsefesi Nedir? Mutlu olmak nasıl bir içgüdüsel bir duygu ise ise mutsuz olmak da bir o kadar içgüdüsel bir yansımadır. Fakat neden mutlu olduğumuzda bunu çok rahat dışarı vurabiliyorken mutsuz olduğumuzda bunu dışarı vuramıyoruz? Peki mutsuz olarak da insan yaşayamaz mı? Hayatı algılayış biçimimiz toplumun geçmişten gelen kurallar ve davranışlar bütününün bir yansımasıdır. Kısacası neyin doğru neyin yanlış olacağını toplumun geçmiş birikimi belirler. Eğer toplum mutsuzluğu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil de bir seçim olarak görseydi bugün mutsuz olduğumuzda bunu daha rahat kabullenebilirdik. ‘’ Aslında her fikir yansızdır, ya da öyle olmalıdır; ama insan onu canlandırır, alevlerini ve cinnetlerini yansıtır ona; saflığını yitirmiş, inanca dönüştürülmüş fikir, zaman içindeki yerini alır, bir olay çehresine bürünür: Mantıktan sara hastalığına geçiş tamamlanmış olur… İdeolojiler, doktrinler ve kanlı şakalar böyle doğar.’’ Doğada tüm her şey insan zihnin anlam çerçevesinde bir görev bir amaç bir anlam kazanmıştır. Kazanılan tüm edinim ise yüz yıllardır gelen bir kültür bir doğru veya yanlış biçimini alıp genel tanımlar ve kurallar bütününü almıştır. Peki ya aramızdan biri çıkıp, elinin tersi ile her şeyi reddetseydi ne olurdu? Sanırım bu sorumuzun cevabını bize Emil Cioran verecektir. Emil Cioran, tüm eserlerinde mutsuzluğu anlatmaktadır. Bunu anlatırken hayatın ince ve hassas noktalarına değinmektedir. Mutsuzluk, Emil Cioran’ın çocukluğundan beri peşini bırakmadığı bir sancı olmuştur. Hatta Cioran’ın annesi bu durumu fark edip Cioran’a şu sözü
Edebiyat
Çürümenin KitabıEmil Michel Cioran · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma