• 280 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Güzel bir hard boiled polisiye roman daha.
    2. Dünya Savaşı zamanındaki mukavemetçilerden Caneton'a o zamanki arkadaşlarından birinden bit teklif gelir.
    Bir ırza geçme vakasından aranan Maganhard adındaki iş adamını Liechtenstein'a götürecektir.
    Ancak onun oraya gitmesini istemeyen adamlar vardır ve en pahalı silahşörleri de bu iş için tutmuşlardır.
    Caneton başarılı olacak mı?
  • Hiç olmazsa lüks bir lokantada yemek yemeden erkekle yatmayan sözde ağırbaşlı kadınlardan, onlarla gittiği bekar arkadaş evlerinden, garsoniyerlerden, garsoniyerlerin pis çarşaflı ve pis erkekle pis kadın kokan yataklarından, kırmızı apliklerle ve dergilerden kesilmiş çıplak kadın resimleriyle süslü duvarlarından, inanılmaz derecede kirli bulaşıkların ve yarısı içilmiş içkilerle dolu bardakların ve sucuk-ekmek-peynir parçalarının ve tozlu boş içki şişelerinin karmakarışık durduğu mutfaklarından, kurumuş yapraklar gibi kıvrılan kırmızı, yeşil çiğ renkli perdelerinden, tahtaları çarpılmış amerikan barlarından, çamurlu pis kilimlerinden, balkonlara yığılmış tenekelerinden, soğukluğundan, ağır rutubet kokulu bodrum havalarından, kadınla yattıktan sonra bütün bunların daha dayanılmaz, daha insandışı görünmesinden, elbiseleri toplamanın ve yatağın üstüne oturup yerin tozuyla beyazlaşmış çorapları giymenin iğrençliğinden, bu sırada söyleyecek bir söz bulamamanın durgun sıkıntısından, bekar arkadaş evlerindeki bulanık sulu akvaryumlardan, hafif parçalar çalan pikaplardan, kötü yağlıboya tablolardan, kitaplıklara dizilmiş hiç okunmayan kitaplardan, köşe başlarında pazarlık edilen kadınların aldırmazlığından, onlarla gidilen otel odalarından, otel katibinin anahtarı uzatan örümcek elinden, sokak dişilerinin soğuk otel odasında soğuk çarşaflar içinde sahte bir şehvetle ona saldırmasından, kulağına canım kocacığım demesinden, otel odalarının pencelerini tam kapamayan soluk perdelerinden, gece karısının yanına dönünce onun saf bir görüntüyle uyuyuşundan, kocasından iğrenmesinden, arkadaş evlerinde yapılan alemlerden, her zaman temiz giyinmek ve tıraş olmak ve canlı ve neşeli görünmek gibi sahteliklerden, bütün bu sahteliklere düşmesine sebep olan kadınlardan, karısından, bu evden ve yapmış olduğu her şeyden nefret etti.
    Oğuz Atay
    Sayfa 180 - İletişim Yayınları
  • Aşk Pazara Düştü

    Aşk pazara düştü gülüm
    Tezgahlara düştü aşk
    Ucuz şarkılara düştü
    Kötü şiirlere düştü aşk
    Bir gece yarısı
    Bir kadının elinde gül oldu sokağa düştü
    Bir damla gözyaşıyla yere düştü
    Aşk tezgahlara düştü gülüm
    Hesaplara düştü aşk
    Kanayan bir kalbin içinden ortaya düştü
    Aşk haberlere düştü gülüm
    Manşetlere düştü aşk
    Aşk pazara düştü gülüm
    Tezgahlara düştü

    Adam Gibi (sayfa 125) İbrahim Sadri
  • Aşk Pazara Düştü

    Aşk pazara düştü gülüm
    Tezgahlara düştü aşk
    Ucuz şarkılara düştü
    Kötü şiirlere düştü aşk
    Bir gece yarısı
    Bir kadının elinde gül oldu sokağa düştü
    Bir damla gözyaşıyla yere düştü
    Aşk tezgahlara düştü gülüm
    Hesaplara düştü aşk
    Kanayan bir kalbin içinden ortaya düştü
    Aşk haberlere düştü gülüm
    Manşetlere düştü aşk
    Aşk pazara düştü gülüm
    Tezgahlara düştü.
  • ŞİİR KERE ŞİİR HEP ACI EDER

    Acılar yeniden filiz verdi\yeniden yağmur yağdı toprağa
    annem yeniden dirildi\ gördüm
    yeniden kurum tutmuş toprakla sıvadım yüzümü
    benim için budur
    bahar budur ve söz burada kesilmezse
    bileklerimden akar kelimeler
    belki beni biraz daha\ biraz daha ve biraz daha uyutur
    budur işte anlayamadığım
    çünkü kelimeler nasıl olur da annemi ikiye böler
    hangi ayette yazar bu
    tam orada, masamın üstünde dirildi ölüler, gördüm
    gördüm diyorum

    inanın bana, kalbimin üstünde izleri var
    iki bıçakla sıvazladı annem sırtımı
    iki taşla vurdu kafama
    o gün anladım geç uyumak fiyakalıdır
    acının saati yoktur\ çok önce anladım
    ağrı kesmeyiciler de vardı
    kabul edilmeyen dualar
    geç gelen doktorlar


    ezan okununca edilecek dualar vardır\ ezberledim
    ölümü kollayan hastalar vardır\ yataklarında uyudum
    ağrıdan bağıran anneler vardır
    gözyaşı vardır ve geç uyumak fiyakalıdır
    anladım
    kim içindi her gece kusması annemin
    onca uyku hapı
    önce küfür ve sonra miras kim içindi
    uykusuzluğum\ kızgınlığım
    affedilemeyecek günahlarım
    kim içindi
    kim için ağlardı babam
    kim için kovardı evden bir işçiyi
    bir çocuk niçin saklanırdı
    niçin niçin niçin
    sokaklarda beklenen doktorlar kin tuttu bana
    annem kin tuttu saat ikiyi görmeden uyuduğum için
    ama niçin uyuyor çocuklar
    anneler ölürken çocuklar niçin uyuyor
    ilk intiharda ölünmüyor\ niçin
    ilk dualar kabul edilmiyor
    niçin Allahım niçin
    sesime renk vermiyor meyveler
    yalan mutlu sayılmam
    her gece uyumadan dua ettiğim yalan
    bir şehirde gece yarısı doğduğum




    ve acılar yeniden filiz verdi
    meyveler toplandı, hasat gür ve bereketli
    benim için bahar budur işte
    budur gökyüzünün siyah rengi
    acının saati yok, rengi tuhaf kırmızı
    nefesimi tuttum ve gördüm
    taşlar tuhaf kırmızı




    babalar suskun ve cevval bir tokatla deccal kırmızı
    yoksulluğun ve ölümün mimarı babalar
    babalar elleri ve ayakları demirden
    dişleri keskin ve inatçı
    kurtarılmayı bekledim çağlar öncesinden
    yankısı yok Allah katında sesimin, anladım
    şimdi ikiye bölüyorum acıları
    saklaması kolay dünyanın tüm
    acılarını ikiye bölüyorum
    bana sen düşüyorsun hasbelkader
    kelimeleri satıyorum alıcısı yok diye
    ama sen biliyorsun\ şiir kere şiir hep acı eder
    dünyanın bütün ülkelerinde




    dünyanın bütün ülkelerinde, filiz verdi küfür
    gördüm diyorum, acının saati yok
    ama biliyorsun fiyakalıdır geç uyumak
    ağrı kesmeyiciler de vardır
    onca uyku hapı\ dişleri keskin ve inatçı
    meyveler toplandı
    taşlar tuhaf ve kırmızı
    elleri ve ayakları demirden babalar
    bana hasbelkader sen düşüyorsun
    bahar budur işte ve söz burada kesilmezse
    belki biraz daha, biraz daha ve biraz daha
    şiir kere şiir hep acı eder
    dünyanın bütün sokaklarında
    ve korkmadığım ölümden yalan

    H. MERDAN
  • YA ZAKKUMLAR...
    " Herkesin içinde sabırlı bir tohum gibi kendi kozasında saklı duran bir
    aşk yatar; bir gün bir güneş parlar bir yağmur düşer ve tohumun çatlayıp
    çiçekler açtığını
    ruhunuzun rengarenk bir ağaç gibi rüzgarlarla dans
    ettiğini görürsünüz. O rüzgarlarla dans eden çiçekler bazen manasız
    kaprislerle, yanlış anlamalarla, hoyrat fırtınalarla örselenip yeniden
    insan ruhuna dökülür
    ve bu kez acının tohumları olur aşkın çiçekleri.
    Zakkum yeşili çiçekler halinde büyüyüp içinizi yakıp kavurur.
    Aşka lanet eder" unutmaya çalışır" acıyı öldürebilmek için aşkı da
    öldürmeye uğraşırsınız. Ve unuttukça birşeyler eksilir sizden!
    Acıdan kurtulabilmek için eksilmeye bile razı gelebilirsiniz.
    Bir gün " artık unuttum" dersiniz" Yahya kemal gibi bir 'nekahat' dönemi
    yaşadığınızı sanırsınız.Sonra bir çifte kayık geçer sulardan" bir kadın
    sesi şarkı söyler"
    bütün zakkumlar çıldırır. Acının çiçekleri yanık kokularıyla dağlayıp
    geçer
    içinizi.
    Çaresizlik özleminizi ve acınızı daha da büyütür.
    Unuttuğunuzu sandığınızı unutamadığınızı" eksik parçanızın gene eski
    yerine oturduğunu zakkum çiçeklerini soluyarak keşfedersiniz.
    Aşkın böyle bir acıya değmeyeceğini düşünürsünüz. Falcıların söylediği
    gibi " gözyaşı olur kadınların yatağında" böyle zamanlarda. Aşktan korkar"
    bütün çiçekleri çiğneyip gizli bir tohum gibi yeniden gömersiniz
    yüreğinize.
    Ne görür ne de bir kimseye sorarsınız!
    Sonra bir ses duyulur" bir yağmur damlar" rüyalarda bir güneş görülür ve
    tohum yeniden çatlar. Zamanla hayatın geniş bir bahçe olduğunu" yalnızca
    sevincin
    ya da acının çiçeklerini değil" kaçınılmaz olarak hepsini birden içinde
    barındırdığını"
    çiçeklerin bir kısmından vazgeçmenin bahçenin
    bütününden vazgeçmek olduğunu anlar" bahçeyi bütünüyle seversiniz.
    Zakkumlarınız açar ve biri size der ki " Bırak açsınlar" çiçeksiz
    kalmaktan iyidir zakkumlar".
  • "Eylülde aşk, eylülde acı, eylülde yalnızlık zordur, eylülde her şey zordur, ben eylülü onun için severim. Eylül ışıklarında çırılçıplak ruhlar yıkanır. Herkes her şeye kapısını aralar, bir aşk oluverir aşinalık.
    Ölüm, kıvırcık saçlarını hayatın göğsüne dokundurur.
    Aşkı ve ölümü hep bu ayda beklerim.
    Nasıl da mahzun ve nasıl da tehditkârdır.
    Ben eylülde bütün aşklardan ve kadınlardan korkarım.
    Ve ben eylüle akarım."