• Söze nasıl başlayacağımı bile bilmiyorum . Ama Seniii varyaaa herşeyden öte seviyorummmm... Böylesine aşkı yaşayacağımı asla düşünmüyordum. Ki ben aşkı sadece tahmin ederek yaşıyormuşum ve yaşamışım da sadece tanımına uyduğu için aşk diyormuşum,demişimde. .. Seninle yaşayarak öğrendim Sevgilim.. Seninle Aşkı hissederek yaşadım kalbim.. Nefes aldığım her AN da seni yaşamak seni hissetmek öyle güzeldi ki..

    Öyle ki yaşamla ölüm savaşı verdiğim o ince çizgideyken bile varlığın hep varrlığımlaydı..Varlığın anlam katıyor du hayatıma, canıma ...

    Seni Seviyorum ,çok seviyorummm... Bunu bu kadar içten ve isteyerek söylemek daha bi anlam katıyor ve daha bi söylemek söylemek yine söylemekkk geliyor içimden... O kadar mükemmel bir duygu ki bu ,ruhumun derinliklerinde hissediyorum.Sanki var olduğumdan beri var bu duygu sadece ortaya çıkmak için SENİ bekliyordu..Nefes aldığım,günüm bittiği müddetçede bu böyle olacak ..

    Seviyorum ve hayranım da sana ... Her halin çekti beni. Bakışını,gülüşünü,kızmanı,uyumanı,duruşunu,saflığını,kurnazlığını,çocukluğunu,olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da.Küçük oyunlarını,kaprislerini,sitemlerini,korkularını sevdim.Sana olan doyumsuz sevdamı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman .Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni tarif edecek kadar derin olmadı.. Farklısın.. Herkesden çok farklısın ama benim aynaya baktığımda gördüğüm yüzümsün.Seni bulmak, senin olmak, seni yaşamak büyük bi şans (tı)..

    Varlığına öyle muhtacım ki..Seninle yüzüm gülerken sensizlik canımı yakmaya başladı artık.. Göğsüne başımı dayayıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum öyle doluyum ki..

    Anlatamıyorum İçimdekileri nasıl kelimelere dökebileceğimi bilmiyorum.sanki her cümlem yarım kalıyor.Her cümle de eksiklik hissediyorum.. O kadar yoğunum ki..

    "sen gitgide büyürsen / benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar..." diyor ya şair... gitgide büyüyorsun... ihtimal ki; seni beklemenin özlemidir bu durmadan yinelenen, durmadan hatırlanan ve her gülüşünde tekrarlanan, "çok eski bir yer" gibi kanayan...

    oysa hep taptaze; üçüncü ayın onaltısıydı , saat geceye yaklaşırken ... naif bir şiir gibi gelişin ve hep bir şiir gibi, hep şükür, hep hamd sebebi hisettirdiklerin...
    iyi ki dediğim herşey sensin... hep umuda büyüyesin...

    Bu aşkın tanımı nasıl olur inan bilmiyorum .Senin bana gelişinin ne ağırlama , ne uğurlama töreni oldu ... yukarda yazdığım gibi bir mart akşamı gelip yüreğime dokunuşun ve sonrasında dünyama dahil olup o küçücük dünyamda koskocaman bir yere sahip oluşun...
    Çok imtihan oldum ben sana duyduğum bu aşkla yaşarken ölmek dedikleri varya aynen öyle. ...
    Hani hep derdim ya sana birkere dokunmayı çok isterdim
    Bir kere ya.
    Bir kere
    Nasıl sarılıyorsun
    Bakışların , gülüşün, ses tonun, ellerin saçların, kirpiklerin....
    Şimdi ben zor bir imtihanda ince bir çizgi üzerindeyim "yaşamla ölüm arasında"... bunları sana neden yazıyorum bilmiyorum, ama ben "Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum "sen bunu hiç bilmiyorusun :((
    Ve bir de unutmamanı istediğim bir şey var. Hani bunu asla unutma dediğin ...

    "Ben senin; sevgilin, eşin, baban, ağabeyin, arkadaşınım. Biri bitse biri kalır..."

    Kalmadı hiç biri....
  • 133 syf.
    ·2 günde
    İncelemeye geçmeden önce Özdemir Nutku'nun çevirideki başarısını kutlamak gerekir. Bir klasiğin farklı bir dildeki büyüklüğü onu çeviren kişinin dil hakimiyeti ve cümleleri yeniden yaratma konusundaki ustalığının boyutu ile doğru orantılıdır. Bu çeviride hepsini görmek mümkün...
    Shakespeare otuzlu yaşlarına yaklaşırken Londra'ya gelir ve şöhret basamaklarını birer birer burada tırmanır. Zaten zengin bir ailenin evladı olan yazarın kendisi de yatırımcı ve girişimciydi. Kendi tiyatro şirketini kurdu. Bu dönemde tiyatro rağbet gören bir alandı ve kraliyet ailesi tarafından da destek görüyordu bu durum belki de onun önünü açan etkenlerden biridir.
    kendisi de yatırımcı ve girişimciydi. Kendi tiyatro şirketini kurdu.

    Bu yeni yatırım dalında devrimler yaparak sanatla hayatı, malzemeyle metni, duyguyla seyirciyi görkemli bir şekilde bir araya getirmeyi başardı. Eğitim aldığı yıllarda İngiltere'de Roma ve Yunan tarihi öncelikli bir konumdaydı eserlerindeki Antik Yunan hakimiyetinin temeli buradan gelmektedir.

    Sayfa 7:
    -Halk:
    "Kahrolsun Capulet'ler, kahrolsun Montague'ler. "

    Sokak kavgalarından duyulan bıkkınlığın ifadesi olan bu sözlerle giriş yapan yazar kavgalı iki aile üzerinden o dönemde otoritenin bu tür sokak kavgalarını yasaklanmasına rağmen eserin başından bu yasağı üç kez kavga ederek delen bu iki aile üyeleri ne kadar keskin bir düşmanlık içerisinde olduklarını okuyucuya yansıtır.

    Sayfa 13:

    Romeo

    Öğret bana nasıl unutulur düşünmek?

    Bu dize karşılıksız aşk yaşadığı Rosaline'ye itafen söylenmişti lakin bir perde sonrasında Antik Yunan tanrılarına göndermeler yapacak kadar çok sevdiği Rosaline gidecek yerine Juliet geçecektir. Bu durumu kilise rahibi de hoş karşılamayacak Romeo'nun keskin dönüşüne şaşıracaktır.

    Dadı

    Kitabın ilk basımında yanlışlar çoktu ve Dadının o ilk baskıda bir perdenin Diyaloglarının çoğunda yer aldığı söylenir elimizdeki çeviride Dadı ara ara gözüken çok konuşan ve akıl veren bir yardımcı karakter rolündedir.

    Sayfa 39

    Juliet:
    Benim düşmanım olan adındır yalnızca
    Sen sensin, Montague olmasan da.
    Hem Montague nedir ki?
    Ne eli bir erkeğin,
    Ne ayağı ne kolu, ne yüzü ne de başka bir parçası.
    N'olur başka bir ad bul kendine.
    Adın ne değeri var?
    Şu gülün adı değişse bile
    Kokmaz mı aynı güzellikte?
    Romeo'nun da adı Romeo olmasaydı,
    Kusursuzluğundan hiç bir şey kaybolmazdı...

    Juliet'in bu tiradı evrensel bir serzeniştir aslında. Sevginin kalıpların, soyların, dinlerin önüne geçmesinin gereklili üzerine bir serzeniş ..
    İnsan kendi özüne erişebiliyor olduktan sonra geri kalan sıfatlar sadece doğduğumuz yerden bize yapıştırılmış olan etiketlerdir. Ve binlerce yıldır bu etiketleri zengin ve soylular taşımaktan zevk duyduğundan, fakir ve köleler ise tenlerine yapışıp kaldığından çıkarmamışlardır. Ve biz binlerce yıldır aynı şeyleri konuşuyor, aynı kavgaları ediyoruz, bu yüzden sevenleri ayırıyor veya onları ölüme sürüklüyoruz çünkü doğumdan gelen sıfatlardan arınacak insancıl seviyeye ulaşamıyoruz bu trajedi yüzlerce yıl önce yazıldı ve şuan aynı şeyleri konuşuyoruz dünya kalırsa şayet birkaç yüzyıl sonra da aynı şeyler yazılacak...

    Rahip Lawrence:

    Sayfa 62:

    Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar.
    Ölümleri olur zaferleri,
    Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi,
    En tatlı bal bile tadıldıkça bıkkınlık verir.
    Aynı tat isteği, iştahı köreltir.
    Onun için ölçülü sev ki uzun sürsün sevgin...

    Kilisenin denge kurma uğraşını görüyoruz burada ve rahip bu dizelerle bize sona hazırlıyor bir bakıma
    "Ölümleri olur zaferleri"
    Kiliseyi temsil eden rahip Romeo ve Juliet'e yardımcı olacak ve bu sayede kutsal kilisenin kucaklayacı işlevini bize göstermiş olacaktır.

    Romeo Tybalt'ı öldürdükten sonra sürgün yediği haberini alınca, bu haber Juliet'e de erişince iki taraf da intihar girişimlerinde bulunacağının izlenimlerini verir burada yine rahip sahneye çıkar ve başka bir çıkar yol bulmaya çalışır lakin çabaları son sahnede başarılı olamayacaktır.

    Shakespeare'nin tiradlarında duygu yoğunluğunun fazlalığı ve kelime diziliminin ustalığı okuyucuyu metnin içine sürükler metinle iç içe olma uğraşını kolaylaştırır. Shakespeare'nin Aşk dolu tiradlarını ezberden okuyacak kadar seven insanların varlığına şahidim ve onlara ne mutlu
    lakin aşağıdaki dizeleri sevdiğin birinden dinlemek hiç de güzel anılar bırakmıyor onu biliyorum..

    Romeo:

    Yarayla alay eder, yaralanmamış olan.
    Bak nasıl da sararıp soluvermiş Tanrıça kederden
    Sen ondan çok daha güzelsin diye.
    Kıskandığı için vazgeç ona bağlılıktan,
    Tüm göklerin en güzel yıldızlarından ikisi,
    Yalvarıyorlar onun gözlerine işleri olduğundan:
    Biz dönünceye dek siz parıldayın, diye.
    Gözleri gökte olsaydı, yıldızlar da onun yüzünde;
    Utandırırdı yıldızları yanaklarının parlaklığı,
    Gün ışığının kandili utandırdığı gibi tıpkı.
    Öyle parlak bir ışık çağlayanı olurdu ki gözleri gökte,
    Gece bitti sanarak kuşlar cıvıldaşırdı.
    Bak, nasıl da dayamış yanağını eline!
    Ah, eline giydiği eldiven olaydım da
    Dokunaydım yanağına.

    Juliet:

    Aaah!
    Romeo:
    Konuşuyor.
    Ey parlak melek, konuş yine!
    Sen göz kamaştıran bir parlaklık veriyorsun geceye;
    Cennetin kanatlı ulağısın başımın üstünde,
    Tıpkı ölümlülerin hayretle açılan gözlerine göründüğün gibi.
    Tembel bulutlara binip uçarken o havanın kucağında,
    Onu seyreden insanlar gibi hayranlıkla,
    Öylece bakıyorum ben sana.

    Juliet:

    Ah, Romeo, Romeo!
    Neden Romeo'sun sen?
    Benim düşmanım olan adındır yalnızca
    Sen sensin,
    Montague olmasan da.
    Hem Montague nedir ki?
    Ne eli bir erkeğin,
    Ne ayağı ne kolu,
    ne yüzü ne de başka bir parçası.
    N'olur başka bir ad bul kendine.
    Adın ne değeri var?
    Şu gülün adı değişse bile
    Kokmaz mı aynı güzellikte?
    Romeo'nun da adı Romeo olmasaydı,
    Kusursuzluğundan hiç bir şey kaybolmazdı.
    Romeo, bırak, at bu adı!
    Senin parçan olmayan
    Bu ada karşılık al bütün varlığımı.

    Romeo:

    Alıyorum öyleyse sözünü dinleyerek.
    “Sevgilim” de ki, vaftiz olayım yeniden;
    Romeo değilim bundan böyle ben.

    Juliet:

    Kimsin sen?
    Böyle geceye gizlenerek
    Sırrımı öğrenmeye gelen kim?

    Romeo:

    Bilmem nasıl söylemeli kim olduğumu
    Bir ad kullanarak!
    Ey güzel ermiş,
    Nefret ediyorum adımdan ben de
    Sana düşmandır diye.
    Ben yazmış olsaydım,
    şimdi yırtar atardım
  • Senden uzakta, bir akşam üstü,
    Geceye doğru yaklaşırken,
    El etek çekilmişken gündüzden,
    İçim sana doğru akmak istiyor...
    İçim, gece sende kalmak istiyor..

    birkul
  • Derviş'e sormuşlar en zor olan nedir? Derviş cevap vermiş, SÖZ'dür , anlatması da zor, anlaması da...