• "Haydi git, git, dedi kuş:
    İnsanlık fazla tahammül etmez gerçekliğe.
    Geçmiş zaman gelecek zaman
    Olmuş olabilecekler gerçekten olanlar
    İşaret eder o hep mevcutta tek nihayete."
  • Amak-ı Hayal...
    Hayalin derinlikleri...
    Bu yolculukta heybeme aldığım benliğimdi bu kez. Hayal ve yolculuk , yolları birbirine çıkan iki gezgin. Sorularla dolu zihnimi bir kitap sayfasının içine aktarıp , Aynalı Baba'nın neyi ile daldım hayallere. Yolculuğum adımlardan oluşmayan , hayalimin götürdüğü sahralara doğruydu. Kimi zaman Hürmüz'ün aydınlığıyla kamaşırken gözlerim , Ehrimen'den karanlıklar taşıyan yanım kopardı hayalimden beni. Yokluk tepesine tırmanırken , varlıkla sınanarak düştüm zirvenin huzurundan. Buda'dan öğütler dinlerken , ölüp ölüp gözlerimi açınca karşımda Aynalı'yı buldum , her defasında hayalime kokusunu salan kahvesiyle. Ben olarak girdiğim o mezarlığın yanındaki kulübesine , kim olduğumu arayarak çıktım.

    Var olduğumuz gerçeği dünyayı anlamlandırmaya , var olmamızın aslını öğrenmeye ve her insanın beynini kurcalayan "Nerden geldim, nereye gidiyorum?" sorusuna yol aldırıyordu içimizde çırpınıp duran özümüzü.
     Felsefe varlığı arıyordu , tarih var olanları(!) not alıyordu , tasavvuf ise insana yolcu olarak geldiği dünyada var olmanın derinliğini sorgulatıyordu. Dini ne olursa olsun her millete , her zamana , her kültüre ortak düşen payda aramaktı. İnsana özgü bir içgüdü olan arayış , onu diğer varlıklardan ayıran ve üstün insanlık derecesine ulaştıran yegane sermayesiydi.

    Kimine bir hikaye , kimine bir efsane , kimine bir uydurma gelecek belki de bu kitap ama dünyaya gelmiş her insanın aradığı soruları soran bir kahramanla çıkılan içsel yolculukta herkes bir nebze kendinden bir uğrak bulacaktır illaki.

    Bir tasavvuf eseri olması yanında her insana hitap edebilir olması ile kendini diğer zamane dini kitaplarından ayıran , gözleriniz kitaba dalmışken sizi hayalinizin derinliklerinde dokunan bir yola götürecek nadide bir kitap.

    Tekrar okuyup derinliğini daha iyi keşfetmek istediğim bir kitap. Çokça tavsiye edilir...
  • Gürbüz Deniz in kaleminden AHMET ARİF

    Hasretinden prangalar eskittim
    Çok gerilere gittim 14- 15 yaşıma istanbul'un, varoşlarından alibeyköye.. yeterince soğuk, gecekondular arasında okuduğum günleri yad ettim.Yeni yeni okuyordum ,ideolojik donanım almaya çalışıyordum.çok beğendiğim sınıf arkadaşım ki kendisi ,okulun sorumlu solcu kızlarındandı.şiir oku ki yüreğinin ışıltısı,sönmesin diyerek bana Ahmet arifin hasretinden prangaları vermişti.1993 yılından beri şiir de dahil olmak üzere okurum.ama bu kitabın bana kazanımı sadece kelime dağarcığımı genişletmek olmadı..o kadar insani,sevdalı ve kavgaya dair duygular körükledi ki devrimci romantizim den sayesinde kopamıyorum..
    "seni, anlatabilmek seni. iyi çocuklara, kahramanlara. seni, anlatabilmek seni, namussuza, haldan bilmez, kahpe yalana. ard - arda kaç zemheri, kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. dışarda gürül gürül akan bir dünya... bir ben uyumadım, kaç leylim bahar, hasretinden prangalar eskittim. saçlarina kan gülleri takayım bir o yana, bir bu yana... seni bağırabilsem seni, dipsiz kuyulara, akan yıldıza, bir kibrit çöpüne varana, okyanusun en ıssız dalgasına düşmüş bir kibrit çöpüne. yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, yitirmiş öpücükleri, payı yok, apansiz inen akşamdan. bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, seni, anlatabilsem seni... yokluğun, cehennemin öbür adıdır üşüyorum, kapama gözlerini..."
    Bu mısraları okuyup ta etkilenmeyen varmıdır acaba?
    Ahmet arifi ne zaman okusam yüreğim kanar,acıyı,isyanı ruhumun en derinliklerinde hissederim.nasıl olmasın misal:
    “Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
    Hani kurşun sıksan geçmez geceden,
    Anlatamam, nasıl ıssız, karanlık…
    Ve zehir - zıkkım cıgaram.
    Gene bir cehennem var yastığımda
    Gel artık…”
    Yazımız onun şiirlerinden kesitlerle devam edecek..ustayı yad etmek ,şiirlerinden feyz almak ve belki kıyıda köşede hiç Ahmet arif okumamış kimse kaldıysa onları bulmak adına bu çizgide devam edecek.
    İşte sanki dağ yeli
    Ve işte sanki meltem
    Kimse toz konduramaz
    Kesip attığımız tırnağa bile
    Ahmed Arif'in "Vurun ulan vurun / Ben kolay ölmem" dizeleri 68'li devrimcilerin dillerinden düşmemiştir.
    78,88,98 kuşakları da Ahmet arif ile sevdasını,kavgasını anlattı.gelecek kuşaklar da eminim ki tek kitaplık şair mi olur diyenlere inat arifin dizelerinde umudu arayacaklardır.
    21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da doğan Ahmed Arif 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara'da ölmüştür. Asıl adı Ahmed Önal' dır. Babası Kerkük'lü Türkmen, annesi Kürt kökenlidir. Diyarbakır Lisesi'nden mezun olunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. Üniversite eğitimi sırasında iki kere TCK 141'ye muhalefetten tutuklandı. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Şiirlerini Türkçe yazmıştır ama sonradan Kurmançi ve Zazacaya çevrilmiştir. Şiirlerinin toplandığı tek kitabı 1968'de yayınlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir.
    Ahmet Oktay'ın Karanfil ve Pranga (Istanbul: Metis Yayınları, 1990) adlı çalışması Ahmed Arif şiiri üzerine yapılmış en detaylı çalışma olarak kabul edilir.
    bu kitap arkadaşa, sevgiliye, eşe dosta alınacak en güze hediyedir. şiir sevmeyeni şiir ile tanıştırır seveni ise mest eder değerinizi arttırır. Ahmed Arif’in yüreği, sesi, iç dünyası, haykırışları, serzenişleri, davaları ve daha birçok parçası bu usta işi yapıtta toplanmış. Sokaktaki dili şiirlerine yansıtıyor.Halk ağzını şiirlerine ustalıkla işliyor.
    “Yangınlar,
    Kahpe fakları,
    Korku çığları
    Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
    Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
    Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
    Pusatsız, duldasız, üryan
    Bir cana bir de başa
    Seher vakti leylim - leylim
    Cellat nişangahlar aynasındasın.
    Oy sevmişem ben seni....”

    Kavuşamayan aşıkların gözdesi
    Devrimcilerin her daim baş ucu şairi
    Anadolu halkının kadim dostu
    Diyarbakırın Ahmet abisi
    İyi ki yaşamış ve bize şiirler bırakmışsın…

    Açardın,
    Yalnızlığımda
    Mavi ve yeşil,
    Açardın.
    Tavşan kanı, kınalı - berrak.
    Yenerdim acıları, kahpelikleri...

    Gitmek,
    Gözlerinde gitmek sürgüne.
    Yatmak,
    Gözlerinde yatmak zindanı
    Gözlerin hani?

    "To be or not to be" değil.
    "Cogito ergo sum" hiç değil...
    Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,
    Durdurulmaz çığı
    Sonsuz akımı.

    İçmek,
    Gözlerinde içmek ayışığını.
    Varmak,
    Gözlerinde varmak can tılsımına.
    Gözlerin hani?

    Canımın gizlisinde bir can idin ki
    Kan değil sevdamız akardı geceye,
    Sıktıkça cellad,
    Kemendi...

    Duymak,
    Gözlerinde duymak üç - ağaçları
    Susmak,
    Gözlerinde susmak,
    Ustura gibi...
    Gözlerin hani?
  • Yarın!
    Şimdi ayağa kalkar ve yarına, yarınla gelecek zamana karşı yürümeye başlarım. Ama eski zaman kopmayacak benden. Yarını daha iyi görebilmem, yarını daha iyi tanıyabilmem için eski zamanı da yanıbaşımda götüreceğim.
    Cengiz Dağcı
    Sayfa 180 - Ötüken Yayıncılık
  • Tanıdık olmayan yalnızlıkların bir sonu yoktur.Seni tanımıyorum...Bence bu konuşma burada kalsın....
    Hatta seninle aynı kitabı alalım.
    Tekrar görüşmemiz için büyük bir tesadüfe ihtiyacımız yok.Tesadüf hakkımızı şimdi kulladik zaten....
    Her şeyden önce sesler özlenmeli. Sesini özlersem yine burada olurum. O zaman da kalbimden bana doğru uzanan eli tutabilirim belki...
    Ama şimdi değil. Asla şimdi degil....
    Önce kendi yalnızlığının senden ne istediğini anla...
    İçinden geçenlerin sana ait olup olmadığından emin ol....
    öyleyken başka birinin içine göz dik...
    ....
    Sanırim gelecek dedikleri şey öyle hemen gelmiyor. Ya da hemen gelen, doğru gelecek olmuyor...
    Tamamen umudunu yitiren şeylerden bahsetmedim...