Demek ki, elimizden daha başka ne geleceğini bilmediğimizde dağa gitmek iyidir. Hakkında pek bir şey bilmediğimiz arayışlar bizi kendine çektiğinde, bu hayatı yaratır ve ruhu geliştirir. Bilinmeyen dağa tırmanmakla, içgüdüsel psiseye ve onun yetenekli oldugu yaratıcı eylemlere dair gerçek bilgiyi kazanırız; zaten hedefimiz de budur. Öğrenmek herkes için farklı bir şekilde gerçekleşir. Ama vahşi bilinçdışından çıkan ve döngüsel olan içgüdüsel bakış açısı hayatı, hayatımızı anlamlı kılan tek bakış açısı olmaya başlar. Daha sonra ne yapılacağı konusunda bizi şaşmaz bir sekilde bilgilendirir. Bizi özgürleştirecek olan bu süreci nerede bulabiliriz peki? Elbette dağda.
“bütün Petersburg çöle dönme tehdidi altındaydı, bu yüzden sonuçta ben utanmış, incinmiş ve kederli bir hal almıştım: Yazlığa gitmek için kesinlikle ne yerim vardı ne de bahanem. Her yük arabasıyla gitmeye, bir araba kiralamış olan saygıdeğer görünümlü her beyefendiyle yola koyulmaya hazırdım; ama bir kişi olsun, kesinlikle bir kişi olsun beni davet etmedi; sanki unutmuşlardı beni, sanki ben onlar için gerçekten de yabancıydım!”
Size korkunç bir sır vereceğim: dil ceza demektir. Her şey dile geçmek zorundadır ve her şey suçuna ve bu suçun kapsamına göre, yine dil içinde yitip gitmek zorundadır." (Suçun yargılanması kaçınılmaz!)
Yalan söyleme imkânımı saklı tutuyorum, ondan aldığım güçle yaşıyorum senin "gerektiğinde hemen gelme" sözünden aldığım güçle yaşadığım gibi. Bu yüzden, şimdi gelmeyeceğim; bu iki günün kesinliği yerine —lütfen birlikte geçireceğimiz bu günlerden bahsetme Milena, bana işkence ediyorsun bunu yaparak, henüz bir gereksinim değil ama sınırsız bir yoksulluk — her zaman gerçekleşme ihtimalini yeğliyorum.