Paraya Tapınmanın İbretlik Hikâyesi
8/10
·276 syf.··
Beğendi
·
2025 31. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2025 16:07
Eugenie Grandet, Balzac'ın Taşra Hayatından Sahneler üst başlığı altında yer alan güzel bir romanı. İlk yayımlanma tarihi ise 1833. Hikaye Saumur kasabasında geçiyor. Romanın başlıca karakterleri; Grandet; Bağcılık yapan bu adam, eşinden ve akrabalarından gelen miras ile birlikte epeyce zenginleşiyor fakat maalesef ki kendisi oldukça cimri biridir. Cimriliğinin seviyesini şöyle tarif edebiliriz: Masraf olmaması için, kış mevsiminde, eşinin ve kızının odasında sobanın yakılmasına izin vermiyor. Ayrıca eşi hasta olduğunda masraf olacak diye doktora da göstermiyor. Ve de yağ, şeker gibi temel gıdaları da kısıtlı ve sayı ile kullandırıyor. Et vesaire zaten lafı bile olmaz! İşte böyle hastalık derecesinde cimri bir kişilik. Yani evlerden ırak bir model... Eugenie; Grandet'in kızıdır ve ailesine bağlı tertemiz bir insandır. Hikayeye bu temizliği ve masumiyeti ile büyük bir değer katıyor. Eugenie, etrafında ki para aşıkları arasında hakiki aşkı hisseden tek kişi. Paraya olan kayıtsızlığı ise ona zenginliği getiriyor. Madam Grandet; zengin ve cimri kocasının baskısı altında ezilen, varlık içinde yokluk gören bir kadındır. Kocasının cimrilik ve anlayışsızlık zulmü ile hayatını geçirmiştir. Charles Grandet; Grandet'in yeğeni olup, yirmibir yaşında bir delikanlıdır. Aslında Paris'de yaşayan Charles ziyaret için amcasına geliyor ve burada Eugenie ile tanışıyor. İkisi arasında bir sevgi bağı oluşuyor. Veya arasında demeyelim çünkü sadece Eugénie'de oluşuyor. Charles'in hayalleri başka. Nanon; Grandet ailesinin iyi kalpli ve vefalı hizmetçisi. Her hikayede varlığına ihtiyaç duyulan yıldız bir yan karakter. Romanın ilk kırk sayfası betimlemeler sebebiyle biraz zorlandığım bir bölüm oldu. Fakat akabinde Charles Grandet karakterinin hikayeye dahil olmasıyla birlikte eser akıcı
Eugenie GrandetHonore de Balzac · Bilge Yayıncılık · 19863,909 okunma
Olmamış...
Puan vermedi·352 syf.·
2025 113. kitabı
William Shakespeare'in Tüm Soneler'ni Talat Halman tercümesiyle okumaya çalıştım, zorakide olsa okudum! Bir daha idrak ettim ki, şiir başka bir dile tercümeye gelmiyor... Toplam 154 soneden hoşuma giden, altını çizdiğim bir kaç dize ve bir kaç dörtlük oldu... Tercüme zor iş, hele şiir tercümesi zorların zoru... Mütercim, şairle aynı kültür ve medeniyetten değilse, yandı gülüm keten helva... Renksiz, tatsız, tuzsuz, kupkuru, ruhsuz, kafiyeye uysun diye, uydurukçadan (gömüt) Arapçaya (taam) diye dile kaç takla attırmış Halman, yine de olmamış... Diyeceğim o ki, İngilizlerin medar-ı iftiharı Shakespeare'i bu tercümeden okuyup, adamı harcamayın... Tavsiye edebileceğim bir eser değil, okumasanız da olur... Eserden tadımlık bir dörtlük 85.Sone'den... (...) O denli güçlüdür ki, sessiz düşüncelerim; Sevgim aşar hepsini lâfta kalsada geri. Hoşlansan da onlardan lâf söylüyorlar diye İnan bendeki dilsiz ama gerçek sevgiye..
Soneler
Tüm SonelerWilliam Shakespeare · Cem Yayınevi · 199311,1bin okunma
Reklam
6/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2025 10:09
İslamiyet öncesi Türk tarihi, epeydir ilgimi cezbediyor. Fakat alandaki çoğu konuda tartışma olması — İskitlerin, Hunların ve Eftalitlerin Türklüğüne dair tartışmalar — , bahsedilen coğrafyaları bilmemem — nehirler, dağlar, ırmaklar… — ve açıklayıcı, basit bir kaynak bulamamak gibi nedenlerle okumayı hep ertelemiştim. Yakın dönemde Türklerin kökenlerine dair genetik bazı araştırmaları takip etmeye başlamam ve tabii daha sık Wikipedia sayfaları karıştırmamla birlikte, konuyu öğrenmenin artık farz olduğuna kanaat getirdim. Zamanında not ettiğim kitaplar içinde adı “popüler tarih kitabı” izlenimi verenleri tarayınca, Kök Tengri’nin Çocukları ile, yine Taşağıl Hoca’nın Gökbörü’nün İzinde kitabı gözüme çarptı. İki kitabı da biraz karıştırdıktan sonra, Kök Tengri’nin Çocukları’nın başlamak için daha uygun olacağına karar verdim. 1- Form Kitap hakkında bir ton eleştiri yapmadan önce kişisel serüvenimden biraz daha bahsedeceğim; çünkü yazacaklarımın bir kısmı bununla ilişkili olacak. Düzenli tarih kitabı okuyan biri değilim. Daha çok online ansiklopediler, makaleler, YouTube’daki içerikler üzerinden bilgi ediniyorum. Bu sağlıklı bir metot mu? Sonuna kadar evet. Oyunlar, diziler ve tarihi romanlar; tarih öğrenimi konusunda, örgün eğitimden veya hiçbir çekiciliği olmayan soğuk akademik kitaplardan çok çok daha başarılı olabilirler. Yeter ki kaliteli olsunlar. Bir metinden savaşların nerelerde gerçekleştiğini okumakla, haritalandırılmış bir tarih videosu izlemek arasında dağlar kadar fark var. İkincisi, çok daha net anlaşılır ve idrak edilebilir bir bilgi transferi sağlıyor. Yine aynı içeriği bir videodan tüketmekle, EU4 veya Crusader Kings gibi bir oyunda orduyu o topraklardan bizzat yürütmek arasında da dağlar kadar fark var. İkincisi, yine çok daha iyi bir öğrenim yolu
Kök Tengri'nin ÇocuklarıAhmet Taşağıl · Bilge Kültür Sanat · 20251,143 okunma
Sadakat, ne menem şeydir bu sadakat...
Puan vermedi·184 syf.·
2024 46. kitabı
Bizi Tüketen Ateş ’ten sonra İlhami Sidar ’ın okuduğum ikinci romanı. Kitap için sadece roman demeye dilim varmıyor aslında. Sadakat acıyla, gözyaşı ve kayıpla, bedelleri ağır ödenmiş bir hayatın hüznüyle yakıp kavuruyor insanı. … 90’lı yılların Diyarbakır’ını konu alan romanda Miran Soylu’nun domuzbağı ile katledilmesinin ardından çocukları Jan ve Rojin’e hem annelik-babalık yapan hem de varlığında ve yokluğunda yüreğinde sadakatle harmanlanmış bir aşkı bir ömür taşıyan Zişan’ın hayatı anlatılır. Sınırsız sevgisi ve koruyuculuğu, kaygıları ve geleceğe dair belirsizlikleri ile yanlış tercihleri karşında bile çocuklarını her an şefkatle bağrına basan merhamet timsali hüzünlü bir annedir Zişan. Baba, “gömüt” olsa da adı yaşıyor ve onlar Miran Soylu’nun ailesi. Zişan, çocukları Jan ve Rojin’in sadakatle imtihanı… Dönemin siyasi olaylarını kısa fakat hiç yaşamayan, tanık olmayan bir insanın iliklerine kadar hissedeceği bir üslupla kaleme alan yazar dünle bugün, geçmişle gelecek arasında sıkı bağ kuruyor. Şiirsel bir dille tarih, felsefe, sanat ve şahsına münhasır edebi betimlemelerle okura sadakati bir kere daha sorgulatıyor. Zıtlıklar ilişkisinden bakarsak meseleye ihanetin de sadakat kadar hayatın gerçeği olduğu sonucuna varmaz mıyız? İnsanın yüreğine bir kere kuşku düştüyse, zihninin tüm kıvrımlarını sarmışsa ihanet hissinin ağı, hiçbir şey olmamış, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi yaşayabilir miydi artık? Başlığa dönmenin zamandır artık. Roman boyunca Tuncel Kurtiz ’in dizeleri yankılandı kulaklarımda… Sadakat, ne menem şeydir bu sadakat... Sessiz kalmak mıdır? ... Kıyametin kopacağını bile bile...   Ölüm gibidir sadakat pazarlığı olmaz, Bir kere çizgiyi geçtin mi, yoktur dönüşü...   Ne umutlar fısıldarsa fısıldasın sana hayat, Çeker gider sadık kalmaz sana....   Ama kötülük
Edebiyat
Sadakatİlhami Sidar · İthaki Yayınları · 201417 okunma
Puan vermedi
Kadınların dün bir itirafçısı olduğu gibi bugün de bir doktoru var. Bu yeni itirafçıların neden olacağı felaketler, bir zamanlar o eski doktorların neden olduğu felaketlerden daha az olmayacak. Guido Ceronetti, Vücudun Sessizliği Feminik-kuramların yok edicisi! Ne Sandra Harding ne Donna Haraway ne Judith Butler ne de Luce Irigaray ve Dorothy E. Smith gibi gynocentrism kusanları topa tutan yegane isimdendir. Duyulmak istenmeyeni söyleyendir. Kadının venüs tepesinden içeri girip yumurtalıklarıyla oynaşmak isteyen, - leşleşmiş toplumcuğun sindiremeyeceği en radikal tümceleri ortaya döker. Gerisingeriye zırzırva atıflarla uyduruk üretilmiş ve türetilmiş iki boktan cinsiyeti idealize edenlere, dahası saçmalıklar silsilerini kendi hakikatleri gibi ortaya dökenleri sudan çıkmış balığa döndürmüştür. Her yüzeysel ve ebleh beynin hemencecik tutaka etmek isteyeceği çıkarımları kaleme almıştır. Ucuz gündelikliyle yaşayan ve uçkurundan başka bir sözde saadeti olmayanları beyinsizleşmeyle baya bir hüsrana uğratır. Erk bozuntusuna da kösnül şuh hoppalara da dosdoğru en vurucu ve çarpıcı dizgelerle geçirir! Biliyor ki en negativist yüklü yorumlar bile safiyane bomboş ötesi dahi olamayacak/olmayanlara: konuşmak için konuşanlara hizmet ediyor. (En çokta bundan nemalanan vajinal atıklığın her alandaki sömürcü payesinin ekmeğine yağ sürüyor. ''Yaşamın en şaşırtıcı gerçeklerinden birisi de kadınların (hatta annelerin), insan türünün nasıl geliştiği, ana karnında nasıl büyüdüğü, gebelikle fiili doğum arasında hangi evrelerden geçtiği konusunda kesinlikle hiçbir fikri olmamasıdır. Onca şeyle neden canlarını sıksınlar ki? Zaten embriyonun gelişmesi konusunda hiçbir şey yapamazlar. Gebeliğin dokuz ay sürdü­ğünü, riske girmemek gerektiğini ve ihtiyaç halinde doktora gitmek gerektiğini
Kölenin MutluluğuEsther Vilar · Öteki Yayınevi · 1993120 okunma
4/10
·68 syf.··
2024 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2024 00:00
Değerli Roketseverler, öncelikle On İki Hayvanlı Türk Takvimi'ne göre Yalpağan Yılı'nın (Dragon's Year) ilk ayında yayınevi değişikliğine rağmen Ruhşen Doğan Nar, azmiyle üçüncü sayıyı çıkararak bizi bir araya getirdi. Ön siparişten geç geldiği için Aralık 2022 baskı tarihi olsa da hepimiz bu ayın içinde okuduk. Üçüncü sayıda kağıt üzerinde güçlü olan Uğur Aydın ve Zeynep Altuntaş'ın öyküleriyle birlikte diğer öyküleri okuyup yorumladım. Gelin birlikte öykü yorumlarıyla hangi öykü beğendiğimi tahmin ediniz; Makber (Uğur AYDIN); Tek sözle bayıldım diyerek %100 yerli bilimkurgu öyküsünde yakın gelecekte insanlığın yer altında yaşamasıyla birlikte kaybettikleri ise başka yerde gömülü olduğu için onlarla buluşmanın yolu Makber denilen mega vagonla geçmiş ile gelecek arasında paranormal bir yolculukla duyguların dansı eşliğinde kavuşma anılarına doğru giderken en heyecanlı yerde karanlık etrafını sararak o anın nasıl gerçekleştiğini bilemiyorsun. Kenan'ın öyküsü beni çok etkiledi. Makber (Arı Duru Türkçe: Gömüt) teknolojisinin tam olarak neyi amaçlandığını ise okurların düşlerinin güçlerine bıraktı kalem. Foton Kumbarası (Rıdvan KARLIDAĞ); Küresel çaplı bilimkurgu öyküsünde aslında karadeliklerin ışığı yutan gezegenler olarak betimlediği onlara "Foton (Latince) Kumbarası (Farsça)" [Arı Duru Türkçesi: Işıncık Yaşığı] adı vererek bu tezini savunmak için başarılı insanın soluğu kesen kurguyla savunuyor. Öyküyü okudukça karadeliklerin aslında insan olarak dünyaya gelmeden önce ruh olarak yaşadığımız gezegen olmasın mı? sorusunu ister istermez sordutuyor. Benliğini arayan oraya gittikten sonra organik bedenin bir önem olmadığını da vurguluyor. Zamanı belli olmadığı için kıyamet öncesinde insanların dünya parmaklıklarını kırıp başka gezegenlere gider mi? Orasını anca Tanrı
1000Kitap
Roket 3 - Bilimkurgu Öykü SeçkisiKolektif · Roket Kitap · 202418 okunma
Reklam
Reklam