Gönderi

Puan vermedi·272 syf.··
2022 9. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mart 2022 00:00
“Bir dramın okuru gırtlağından yakaladığını unutmayınız. Seyirci öfkelenir ama unutmaz. Ona kâbuslar gördürecek, hiç olmazsa hafızasında yer edecek aşırı kitaplar sunmak gerekir.” Emile Zola Dünyanın geri kalanı Zola’nın döneminde realizm akımı ile mücadele ederken Zola bir tık öteye giderek ‘Natüralizm’ kavramını edebiyata kazandırmıştır. Hükümete kafa tutan ve meydan okuyan tavrı ile Suçluyorum'daki beyanatlarından dolayı hapis cezası almışlığı da vardır. Tarzını ve dik kafalılığını D. H. Lawrence ile bağdaştırmak mümkün; farklı dönemler ve coğrafyalarda olsalar da, iki yazarın temsil ettikleri toplumları dehşete düşürmek konusunda yarattıkları etki neredeyse eşdeğer… Therese Raquin romanı Zola’nın 1867’de Marsilya'nın Gizemleri ile birlikte eşzamanlı olarak yazıp yayımladığı ve edebiyat çevrelerinde epey şiddetli bir polemiğe yer açan bir eserdir. Zola’nın bu tepkiyi öngördüğünü, hatta adını duyurmak için bunu özellikle istediğini düşünmek yanlış olmaz. Bununla alakalı olarak, arkadaşı Valabrègue’e “Kendimi her şeyimle bu işe adadığıma inanıyorum. Hatta bazen acaba biraz fazla mı tutkulu davrandım, İmparatorluk savcısını kızdırır mıyım, diye düşünmüyor değilim. Doğrusu şu ki, hapishanede birkaç ay geçirmek beni korkutmuyor.” demiştir. Nitekim, bu roman da tıpkı {1856’da yayımlanıp da hakkında soruşturma başlatılan} Madam Bovary gibi fazlaca müstehcen ve ahlaka mugayir bulunmuştu. Bununla birlikte, ahlaksızlığa teşvik suçundan Gustave Flaubert’in 1857’de görülen davasındaki beraatinin ardından Madam Bovary romanının o dönem en çok satan kitap ünvanına sahip olması gibi, Zola da Therese Raquin romanıyla patırtılı gürültülü bir çıkış yakalamak suretiyle adını yedi düvele duyurmaya başlamıştır. Zola, Therese Raquin ile ilgili kendisine yöneltilen ağır eleştirilere cevaben romanını şiddetle ve hiddetle savunarak, eleştirmenlerin hakaretlerini de ‘ti’ye alarak, kendi reklamını da yaparcasına kitabının ikinci baskısı için meşhur önsözünü yazdı. Bu önsözün girizgahında kendisine sataşan ahlak bekçilerine namına yakışır bir şekilde ve usturupluca verip veriştirdikten sonra Therese Raquin romanında edebiyata bilimsel ve deneysel çalışmayla bir katkıda bulunduğunu, güçlü bir adam ve tatminsiz bir kadındaki hayvani tarafları ortaya çıkarıp, onları vahşi bir dramın ortasına atarak, bu insanlardaki hisleri ve eylemleri (bir cerrahın kadavralar üzerinde yaptığı analitik çalışmayı iki canlı beden üzerinde uygulaması gibi) titizlikle not ettiğini vurgulamıştır. Bununla birlikte, tam bu minvalde hakikat arayışına yönelmişken, sanki sadece müstehcen tablolar çizmişçesine ahlaksızlıkla suçlanması Zola’yı çileden çıkarmıştır. Eleştirmenlerden kendisine çamur atmalarını bir kenara bırakıp Therese Raquin‘i anlamalarını, gözlem ve tetkik sahasında çıkarımlarda bulunmaları gerektiğini belirtmiştir. Ne var ki, (kendisinin de ifade ettiği gibi) o zamanın şartlarında bu kitabı anlayıp değerlendirebilecek kişi sayısının bir elin parmaklarını geçmeyeceğinin de farkındadır, Zola. Takdir edilmesi, alkışlanıp pohpohlanması umurunda bile değildir; gerçek niyetinin ne olduğunun anlaşılmasının derdindedir, aslında… Therese Raquin herhangi bir sınıfa sokulamayan bir roman olmakla birlikte, gerçekçi temellere dayalı, bilimsel yönüyle natüralizme yaklaşan, fantastik öğeler barındıran, kara roman hatta polisiye türüne bile yakın sayılabilecek bir niteliktedir. Yazar tarafından “fizyolojik bir çalışma” alt başlığı ile verilip ilk etapta ‘novella’ olarak neşredilen bu roman Zola tarafından 1873’te tiyatroya da uyarlanmıştır. Bu romanda “iyi karakter“ yok, “kötünün kötüsü” ve “kötünün iyisi” var. Herkes biraz (ya da fazlasıyla) pislik ve herkes mütemadiyen ruhundan rahatsız… Konusuna gelince, birlikte büyüdüğü hastalıklı kuzeni Camille ile evlenmek durumunda kalan Thérèse, yaşamının renksiz ve tekdüze akışına boyun eğmiş halde, Paris’in arka sokaklarındaki izbe bir mekan olan Pont-Neuf Pasajında günlerini tüketirken hem gün geçtikçe sıkıcılaşan hayatı, hem “hiç erkek gibi olmayan beceriksiz-uyuşuk-mıymıntı kocası”, hem de dediğim dedik çaldığım düdük diyen zalim halası ile mücadele ediyor. Sonrasında hayvani niteliklere sahip, kötü bir ressam ve sürekli işten kaytaran bir memur olan gaddar, tembel, fırsatçı, zevk düşkünü, sefa pezevengi Laurent çıkıyor meydana; devamında kan, dehşet, halüsinasyon, entrika, sarsıntı -hepsi birden- birleşip de geliyor… “Deneyci, doğanın sorgu yargıcıdır. Biz romancılar ise insanların ve tutkuların sorgu yargıcıyız.” der, Emile Zola 1880 yılında kaleme aldığı natüralist bir manifesto niteliği taşıyan Deneysel Roman adlı eserinde…. “Sosyal döngü, yaşam döngüsüyle eşdeğerdedir: insan vücudunda olduğu gibi toplumda da çeşitli fertlerini, çeşitli organlarını birbirine bağlayan bir dayanışmadan söz edebiliriz. Şöyle ki, eğer bir organ bozulursa, bu diğerlerinin çoğunu etkileyerek oldukça karmaşık bir hastalığa sebep olur. Yaşam pratiğinde insanlar sadece birbirleri üzerinden deneyler yaparlar. Bu karmakarışık girift örgüyü bir yerinden çözümlemeye başlamak ve toplumun bu ağlarını deneysellik üzerinden çözmeye çalışmak bir edebiyatçının görevi değil midir?” diye devam eder sonrasında… Therese Raquin‘de Zola insanların karakterlerine değil mizaçlarına odaklanmıştır. Ona göre kişinin davranışlarına yön veren aslî unsur mizaçtır. Romanın en ilginç gelişmelerinden biri de Laurent’ın yaşadığı enteresan değişimdir: Yaşadıkları yüzünden dengesi bozulan Laurent’ın gerçek bir yeteneği ortaya çıkar. Zola bununla sanat ve nevrozu birbirine bağlayan araştırmalarının izinden gitmiştir: “Sürdürdüğü dehşet dolu hayatın içinde, düşünceleri çıldırıyor, dâhiliğin en üst noktasına kadar yükseliyordu; bir anlamda ahlakî olan hastalık, tüm varlığını sarsan nevroz, onda tuhaf bir berraklığı sahip bir sanat duyusu geliştirmişti.” (s.196) Romanda bütün eylemin itici gücü Thérèse’dir; ataletinden kurtulunca çevik ve Makyavelist bir kadın halini alır. İçinde aynı anda hem baştan çıkarıcı, ikiyüzlü, yalancı, hain ve şeytani kadının edebi özelliklerini, hem de aşırı erotizme ve tahrip edici cinselliğe sahip ateşli bir yapının egzotikliğini barındırır. (s.267) Bu da ilk olarak “Un mariage d’amour” (Bir Aşk Evliliği) olarak tefrika edilen romanın sonradan adının değiştirilmesine sebebiyet vermiştir, zaten… Zola daha sonra , ‘Rougon-Macquart Serisi’nin 9 numaralı kitabı olan Nana da bu ölümcül, erkeği için tehlikeli, “femme fatale” kadın karakterini yeniden ele alıp daha da geliştirecektir. Therese Raquin Zola’nın kalemi ile daha önce tanışmamış olanlar için iyi bir başlangıç olabilir. Sonrasında sizi daha da sarsıp, hafızanızda derin izler bırakacak olan ‘Rougon-Macquart Serisi’ne başlayabilirsiniz: 1- Rougon'ların Yükselişi (1871): 2- Tazı Payı (1871-1872): 3- Paris'in Karnı (1873): 4- Plassans Papazı (1874) 5- Rahip Mouret'nin Günahı (1875) 6- Ekselansları Euegene Rougon (1876) 7- Meyhane (1877) 8- Bir Aşk Sayfası (1878) 9- Nana (1880) 10- Apartman (1882) 11- Kadınların Cenneti (1883): 12- Yaşama Sevinci (1884): 13- Germinal (1885): 14- Başyapıt (1886) 15- Toprak (1887) 16- Angelique'in Hülyası (1888) 17- Hayvanlaşan İnsan (1890) 18- Para (1891) 19- Yıkılış (1892) 20- Doktor Pascal (1893): Karakterlerin soyağacı linki : shoshibookblog.wordpress.com/rougon-macquart... Natüralizmin öngördüğü yöntemlere Zola kadar sıkı sıkıya bağlı kalmış çok az yazar vardır. Guy de Maupassant da bu akımdan etkilenerek yazanlar arasındadır; bununla da ilintili olarak, Pierre ve Jean’ın önsözünde, “Bir romancının amacı bize bir öykü anlatmak, bizi eğlendirmek ya da üzmek değildir, belki bizi, olayların gizli ve derin anlamlarını kavramaya ve bunlar üzerinde düşünmeye zorlamaktır,” der. Zola gibi okuruna verdiği rahatsızlıkla övünen bir başka romancı bakın ne diyor: “Her zaman yazacağım kitapların bir tür kişisel saldırı gibi olması gerektiğini düşündüm ki, bence her romancı böyle yapmalı. Masanın karşı tarafından biri uzanıp iki eliyle yakanıza yapışmış ve sizi tartaklamış gibi bir his bırakmalı. Aklınızı başına getirmeli… Eğer bir okurdan ‘yemeğim boğazımdan geçmedi’ diye bir mektup alırsam, o anki hissiyatımı ancak ‘harika’ sözcüğü özetleyebilir.” Stephen King Bu arada, Therese Raquin romanı iki kez (1953 ve 2013’te) sinemaya uyarlanmış. 1953 versiyonunda Laurent’ın kamyoncu kılığına sokulup kurgunun tamamen değiştirilmesi, başlangıç ve finalin asla tatmin edici düzeyde olmamasından mütevellit, bunun yerine kitabı daha iyi yansıttığını düşündüğüm 2013 versiyonu izlenebilir: ugurfilm.pro/therese-raquin/2 filmmodu3.com/in-secret-turkc...
Therese RaquinEmile Zola · Ayrıntı Yayınları · 20183,323 okunma
··
4.107 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.